Eldeki Kuş

Bu salgın başladığından beri süre giden tartışmalar var. Aşı olmalı mı? Aşılar paralı mı olmalı? Aşıyı geliştirenler kâr etmeli mi? Neden fakir ülkeler yeterince aşılan(a)mıyor?

Aşılar parasız olmalı ve herkese eşit dağıtılmalı diyenler son derece haklı. Ama öte yandan “Bu aşıların geliştirilmesi yılların araştırma ve emeğinin sonucu, bu gelişmeleri sağlayanların uğraşlarının karşılığını almaları da tuhaf karşılanmamalı” diyenler de haksız değil sanki.

Benim durduğum nokta ise hep aynı: Devlet(ler) tüm vatandaşlarının tüm temel gereksinimlerini mümkünse ücretsiz, değilse de zararına, cüzi bir bedel karşılığında sağlamalı, nokta.

Peki aşı temel bir gereksinim mi? Evet, hem de nasıl. Az önce ABD’de yapılan bir araştırma sonuçlarını (CDC) gördüm. Araştırma tarihi 21.07.2021. Aşısız 102,000 kişide ölüm sayısı 417, hastanelik olanlar da 1,603 kişi. Buna karşın aşılı 102,000 kişide ölüm sayısı 1 ve hastanelik olan değil ama semptomatik hasta sayısı 100 kişi. Riski (ölüm) % 99,76 seviyesinde azaltan bir önlem en temel gereksinim değildir de nedir?

Gönül isterdi ki böyle bir pandemi ortaya çıktığında tüm dünya devletleri, ya da onları temsil eden yetkili bir kurum desin ki “Eyy ilaç şirketleri, laboratuvarlar! Bu salgına yönelik ne geliştirdiyseniz, ya da geliştireceksiniz, hepsini tüm dünya vatandaşlarına en hızlı ve ücretsiz şekilde dağıtmaya başlayın hemen!”

Ama göründüğü kadarıyla diyemiyorlar ve diyemeyecekler de. O zaman ücreti devletler tarafından karşılanmak üzere aynı hızlı dağıtımın adil ve eş zamanlı olarak tüm insanlara gerçekleştirilmesi gerek.

İtiraf etmeliyim ki genel anlamda aşı fikri bana hiçbir zaman sıcak gelmedi. Bu yüzden mesela yıllardır çevremdeki birçok kişi yaptırıyor olmasına rağmen grip ya da zatürre aşısı olmadım. Ama COVID-19 ne zaman çok yakınlarıma erişti o zaman artık aşı yaptırmama diye bir seçeneğim kalmadı.

Bu konuda bireysel kararları harekete geçiren iki şey var. İlki rakamlar ve istatistik. İkincisi ise algılar ve korkular, ve her ikisi de aşı yaptır veya aşı yaptırma olarak sonuçlanabiliyor.

Rakamlar ve istatistikler algıya ve korkuya gerek kalmayacak seviyelere ulaştığında aşı konusu en öncelikli temel gereksinim olmuştur demek bence.

Bugün dünyanın birçok ülkesi tüm vatandaşlarının tüm aşı dozlarının maliyetini karşılayacak ekonomik güce sahip. Ödeyemeyecek olanlar için ise ya aşı şirketleri hibe yapar bu ülkelere, ya da G-20, G-50 filan bir araya gelip ortaklaşa karşılarlar bu ek maliyeti.

Çünkü öncelikli hedef bu salgını durdurmak, virüsün yeni varyantlara dönüşmesini önlemek ve yok edilemese bile sıradan bir grip virüsü seviyesine getirmek. Ölümcüllüğü ve yayılma hızı azalmış bir virüsün aşısı sonraki yıllarda gerekir mi, gerekirse de paralı olsa bile sıkıntı yaratır mı çok önemli değil bence.

Bir de şu aşı yaptırmama konusu var. Ön yargılı, kuruntulu ya da inanç gereği yaptırmayanlara yapacak bir şey yok da çok daha nesnel, bilime inanan ve çağdaş çekinceliler var, özellikle de yeni nesil aşılar konusunda.

Yeni kuşak aşıların ileride başka sıkıntılara yol açmayacağının garantisi yok henüz ama şu an için enfekte olan birisini hastanelik olmaktan kurtardığı rakamlarla kesin. Eldeki bir kuş daldaki iki kuştan iyidir diyorum.

Yani aşılanma döneminin en başındaki söylem ile ne aşı yaptırırsanız yaptırın ama aşılanın, aşılarınızı tamamlayın bir an önce. Yerli – yabancı tüm bilim insanları, tüm araştırma ve sağlık kuruluşları hiçbir şüphe ve kaygıya yol açmayacak verileri her gün üst üste açıklıyorlar.

Evet belki aşı şirketlerinin kobayı olduk hepimiz bir süre için ama öte yandan bu milyarlarca kobaylık aşılanan grubu bu ve diğer salgınların bundan sonraki korunması ve tedavisi konusunda eşsiz veri sağladılar aşı geliştiricilerine ve sadece bunun için, yani çocuklarımızın ve torunlarımızın sağlıklı gelecekleri için değer bu deneyime.

Görüşmek üzere,