İşveren sorumluluğu zorunlu sigortaya konu olmalı

İşveren sorumluluğu zorunlu sigortaya konu olmalı

İngiltere’deki sistem ve diğer ülkelerde benimsenen bazı temel çözümler göz önüne alındığında Türkiye’de işveren sorumluluğunun zorunlu sigortaya konu olmasının doğru olacağı değerlendirebilir. Alternatif olarak, iş kazaları ile meslek hastalıklarının yol açtığı zararların tamamı işverenlerce finanse edilen bir sosyal güvenlik sisteminden karşılanabilir.

İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle çalışanların (veya onların yakınlarının) uğradığı zararlar eski zamanlarda olduğu gibi günümüzde de çok yüksek tutarlara ulaşmaktadır. Birçok ülkede bu zararların karşılanması için sigorta destekli özel çözümler öngörülmüştür. Uygulamada kısaca “workers’ compensation” (çalışanların tazmini) deyimiyle tanımlanan bu çözümler bir ülkeden diğerine farklılık gösterebilmektedir. Bu yazımızda Türkiye’de yürürlükte olan kuralları İngiltere ile karşılaştırarak kısaca değerlendireceğiz. 

“Workers’compensation” çoğu durumda (en azından ilk yıllarda) çalışma sırasında iş kazasına uğrayarak yaralanan veya çalışma koşulları yüzünden hastalanan çalışanlara, işverene karşı sahip oldukları tazminat isteme hakkından vazgeçmeleri karşılığında ücretlerinin veya sağlık giderlerinin ödenmesini sağlayan bir sigorta türü biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Buna göre; 

• Sigortacı esas olarak çalışanın sakatlık veya çalışma gücünden yoksunluğu söz konusu olduğu zaman ödemede bulunmayı; onun sağlık giderlerini karşılamayı ve ölümü olasılığında da yakınlarına ödenmesi gereken destekten yoksun kalma tazminatını karşılamayı üstlenmekteydi.

• Manevi tazminatlar ve gerçek zararı aşan (cezalandırıcı) tazminatlar (punitive damages) sigortanın kapsamı dışında idi.   

• Buna karşılık, iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına yakalanan çalışan da (sigortaya başvurmayıp işverenine dava açması olasılığında işverenin sorumlu tutulması için gerekli bulunan “onun kusurunu kanıtlama” yükünden kurtulmaktaydı.  

• Çalışana, aynı anda hem işvereni sorumlu tutma hem de sigortadan yararlanma olanağı tanınmamakta, sigortadan yararlanan çalışan işvereni dava etme hakkını yitirmekteydi. 

Belirtmek gerekir ki, “workers’ compensation” çözümünün ortaya çıktığı ve uygulamada yerleştiği ilk yıllarda işverenleri sorumlu tutmak pek kolay olmuyordu. İşveren özellikle şu savunmalardan yararlanabiliyordu: Çalışanın (zararlı sonucun ortaya çıkmasına etki eden) kendi (kusurlu) davranışı; işe bağlı rizikoları baştan kabullenmiş sayılması ve zarara bir iş arkadaşının neden olması. Bu gibi durumlarda işveren sorumluluktan tamamen veya kısmen kurtulabiliyordu. Bununla birlikte işveren, güvenli bir çalışma ortamı hazırlama, güvenli iş aletleri verme, tehlikelere karşı uyarma ve uygun iş arkadaşı desteği sağlama gibi yükümlülükler altındaydı. “Workers’ compensation” uygulaması çalışan ve işverenler arasındaki davaları bertaraf etmeye yönelik dengeli bir çözüm olarak öngörülmüştür. 

Yukarıda kısaca tanımladığımız (ilk dönemlerde söz konusu olan) çerçeve zamanla değişmiştir. 

ÇOĞU ÜLKEDE ZORUNLU

Günümüzde birçok ülkede “workers’ compensation” amaçlı sigorta zorunlu tutulmaktadır (mesela ABD, İngiltere). 

ABD’de bazı çok büyük çaplı işletmeler bundan muaf tutulabilmekte ve kendi kendilerinin sigortacısı olmalarına izin verilmektedir. 

Almanya’da “workers’ compensation” işverenlerin finanse ettiği fakat sosyal güvenlik kapsamında yer alan bir uygulamadır. Bu ülkede her çalışan, bir tazminat kuruluşuna (Berufsgenossenschaft) üye olarak sistemden yararlanmaktadır (Bağımsız çalışanlar da istedikleri takdirde bir tazminat kuruluşunun üyesi olabilmektedir). 

İngiltere’de ise ikili bir sistemin mevcut olduğu görülmektedir: İş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına yakalanan bir çalışan, hem (sorumluluk koşulları gerçekleşmiş bulunan) işvereninden hem de sosyal güvenlik ağı içinde yer alan tazminat mekanizmasından ödeme alabilmektedir. Aşağıda bizimle benzerlikler taşıdığını düşündüğümüz İngiliz sistemini daha ayrıntılı inceleyeceğiz. 

İNGİLTERE’DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ

İngiltere’de benimsenen ikili sistem

İngiltere işverenlerin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle çalışanlarına tazminat ödemekle yükümlü olmaları hali için “sorumluluk sigortası” yaptırmalarını “zorunlu” kılarak onların çalışanlarına karşı tazmin yükümlülüklerini yerine getiremeyecek duruma düşmeleri olasılığı için bir güvence öngörmüştür. İş kazası veya meslek hastalığı durumunda, zarar gören çalışan yasa gereğince (2010 tarihli Third Parties (Rights Against Insurers) Act’ta sayılan belirli koşullar çerçevesinde) doğrudan sigortacıya başvurma hakkına sahiptir. 

Çalışan, işvereni (ve onun sorumluluk sigortacısını) iş hukuku alanında geçerli olan kurallara göre sorumlu tutabilme olanağı yanında, ayrıca sosyal güvenlik hukuku kuralları uyarınca da tazminat elde edebilmektedir. (1897 yılında çıkarılan Workmen’s Compensation Act, sosyal güvenlik sisteminin öncüsü niteliğindedir: Bu yasa uyarınca işverenler, haksız eylemleri söz konusu olmasa dahi, iş kazasına uğrayan çalışanlarına sınırlı miktarda ödeme yapmakla yükümlü idiler. İşverenler bu yükümlülüklerini karşılayan sigortayı kendileri yaptırıyorlardı. Bu öncü sistem 1948 yılına kadar sürdü ve o tarihte devlet bu sınırlı ödemeleri üstlendi ve özel sigortacılar devre dışı bırakıldılar).   

Bu iki değişik yoldan birinin tercih edilmesi diğer yolun artık kapandığı anlamına gelmemektedir.

Çalışanın yararlanabileceği bu iki değişik olanak, farklı temellere dayanmaktadır: Sosyal güvenlik sisteminde ödeme almak için yalnızca çalışanın işiyle bağlantılı biçimde zarara uğramış bulunması yeterlidir. Zararın nasıl meydana geldiği özellikle işverenin sorumlu tutulma koşullarının gerçekleşmiş olup olmadığına bakılmaz. Buna karşılık işverene yönelik tazminat istemi, iş hukuku kurallarının ona yüklemiş olduğu yükümlülüklere aykırı davranmış olmasına dayanır.    

Sosyal güvenlik sisteminde tazminat ödemesi daha hızlı gerçekleşmekte ancak bütün zararlar (mesela kazanç yoksunluğu gibi mali kayıplar ve bakım giderleri) karşılanmamaktadır. Oysa iş hukuku sorumluluğunda, zararların tümünün giderilmesi esası geçerlidir. 

Uygulamada zarar gören çalışanlar, ilk aşamada sosyal güvenlik sistemine başvurmakta ve ihtiyaç duydukları ilk parasal desteği oradan elde etmektedirler. Daha sonra ise (sosyal güvenlik sisteminden alamadıkları zararları için) işverenin sorumluluğuna dayalı talep söz konusu olmaktadır. 

SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDE RÜCU HAKKI

Sosyal güvenlik sistemi tarafından yapılan ödemeler, işverenin iş hukuku kuralları çerçevesinde sorumlu olduğu zararları karşılamış bulunuyorsa, işverene rücu edilmesi gündeme gelmektedir. Ancak bu alanda İngiltere’de benimsenen çözüm ile Kara Avrupası’ndaki bazı ülkelerdeki çözüm aynı değildir. Bazı Kara Avrupası ülkelerinde çalışana ödeme yapan sosyal güvenlik kuruluşunun “halef” sıfatıyla işverenden istemde bulunabileceği kabul edilmekle birlikte, yasal haleflik hakkına dayanan bu rücu hakkı “bulk recovery agreements” olarak tanımlanan “toplu rücu anlaşmaları” (Schadenteilung- und Regressversichtsabkommen) yoluyla (topluca) çözüme bağlanmaktadır. Buna göre, işverenlerin sorumluluğunu üstlenen sigortacılar, zararlara (büyük sayılar kanununa göre hesaplanan) bir oranda katılmayı (bunları karşılamayı) üstlenmekte, sosyal güvenlik kuruluşu da bunun karşılığında, işverene rücu hakkından vazgeçmektedir. Böylece zaman kayıpları ve masrafların önüne geçilmiş olmaktadır. (Belirtelim ki sosyal güvenlik kuruluşunun iş kazası halinde yerine getireceği edimler eğer bütünüyle sorumlu işverenlerin ödediği primlerden karşılanmakta ise bu halde onlara rücu edilmesi zaten doğru bir tercih olmaz). İngiltere’de ise kamunun (sosyal güvenlik kuruluşunun) zarardan sorumlu işverene karşı bağımsız bir rücu hakkının olmadığı belirtilmektedir. Kamu, ancak zarar görmüş olan çalışanın işverene talep yöneltmiş olması halinde kendi yaptığı ödemeyi geri alabilmektedir. 

ZORUNLU İŞVEREN SİGORTASININ ÖZELLİKLERİ

İngiltere’de yürürlükte olan zorunlu işveren sorumluluk sigortasının bizce en önemli özellikleri şöyle özetlenebilir: 

• Sigorta teminat limiti en az 5 milyon pound olmak zorundadır. Ancak uygulamada sigortacılar en az 10 milyon pound tutarında teminat önermektedirler. 

• Zorunlu sigorta yalnızca iş kazalarından değil, meslek hastalıklarından kaynaklanan sorumluluğu da temin etmektedir.

• Sigortacının zarar gören çalışana yapacağı tazminat ödemesinin bir kısmının işveren tarafından karşılanacağı veya zararın bir kısmının bizzat zarar görenin üzerinde kalacağı kararlaştırılamaz (Bununla birlikte, sigortacı ile sigorta ettiren işveren arasındaki ilişkide, sigorta ettirenin tazminat yükünün bir kısmını üstleneceği öngörülebilmektedir. Bu halde sigorta ettiren işveren, zarar gören çalışana sigortacı tarafından ödenen tazminat tutarının bir kısmını geri verme borcu altına girmiş olacaktır. Sonuç olarak, sigorta ettiren sigortacı ilişkisinde “muafiyet indirimi” uygulaması geçerlidir). 

• Sigortacının bazı halleri sorumluluktan kurtulma sebebi olarak ileri sürmesi engellenmiştir. Mesela: Sigortalı işverenin iş kazası veya meslek hastalığına karşı gereken güvenlik önlemlerini almamış olması; belirli kayıtları tutmaması veya sigortacıya bunlarda mevcut olması gereken bilgileri aktarmaması; işverenin yapmaması kendisinden talep edilen bir davranışı sergilemiş veya yapması istenen bir şeyi yapmamış bulunması (kusurlu davranış).

• Bununla birlikte, sigorta sözleşmesinde, sigortacının iş kazasını veya meslek hastalığını önlemek için gerekli olan önlemleri almayan işverene, zarar gören çalışana tazminat ödedikten sonra, rücu edebileceği hükme bağlanabilmektedir.    

• İşveren, sigortacı tarafından kendisine verilecek (özellikle teminat tutarını içeren) sigorta belgesinin (poliçe, sertifika) bir örneğini çalışanların kolaylıkla okuyabilecekleri bir yerde ilan etmekle yükümlüdür (2008 başından bu yana söz konusu gerek elektronik yolla da yerine getirilebilmektedir. Ancak bunun için işveren çalışanlarını, belgeye nasıl ve nereden ulaşabilecekleri hususunda bilgilendirmelidir. Bu yöntemin özellikle bütün çalışanların bilgisayar kullandıkları haller için uygun düşeceği belirtilmektedir).   

• Zorunlu sigorta yaptırmaktan bağışık tutulan işverenler de mevcuttur: Mesela kamusal işverenler, sağlık kuruluşları, aile işletmeleri (bütün çalışanların işverenin yakını olduğu durumlar), işveren şirketin çalıştırdığı yegâne çalışanın aynı zamanda işveren şirketin %50’den fazla payına sahip olması. 

• Yalnızca bir iş veya çıraklık sözleşmesiyle çalıştırılmakta olan kişilere karşı olan sorumluluk için sigorta yaptırılması lazımdır (bağımsız faaliyet gösteren iş ortakları sigorta zorunluluğu dışındadır). 

• Sigorta zorunluluğu yerine getirilmezse, sigortasız geçen her gün için 2.500 pound, sigorta belgesini çalışanlara duyurmuş olmayan veya kamu görevlilerine ibraz etmeyen işverenlere ise 1.000 pound ceza uygulanması söz konusudur. 

• Karayolu trafik mevzuatı kapsamındaki kazalar teminat dışındadır.

• Kasıtlı veya pervasızca hareketten kaynaklanan sorumluluklar teminat dışında bırakılabilmektedir.   

ÜLKEMİZDEKİ UYGULAMA

İngiltere’deki sistemle kıyasladığımızda ve diğer ülkelerde benimsenen bazı temel çözümleri de dikkate alarak değerlendirme yaptığımızda Türkiye’de benimsenmiş olan çözümler hakkında şunları belirtebiliriz: 

• İşveren sorumluluğu zorunlu sigortaya konu olmalıdır. 

• Alternatif çözüm, iş kazaları ile meslek hastalıklarının yol açtığı zararların tamamının işverenlerce (bütünüyle veya bir kısmı itibariyle) finanse edilen bir sosyal güvenlik sisteminden karşılanmasıdır. Bu olasılıkta, zararların tazmini işverenlerce finanse edildiği ölçüde onlara rücu söz konusu olmamalıdır. Zararı ödeyen sosyal güvenlik kuruluşunun (ülkemizde SGK) işverene rücu edebildiği hallerde de bu rücu istemlerinin işverenlerin sorumluluk sigortacıları ile sosyal güvenlik kuruluşu arasında yapılacak çerçeve anlaşmalar ile topluca (her rücu istemi için ayrıca talepte bulunmaya gerek olmadan, zaman ve masraftan tasarruf sağlanarak) karşılanması öngörülmelidir. 

• Yukarıdaki alternatif çözümün benimsenmemesi ve şu anki sistemle devam edilmesinin uygun görülmesi halinde meslek hastalıkları da mutlaka zorunlu sigorta kapsamında olmalıdır. (Meslek hastalıkları sorumluluğu halen, ayrıca bu hususta anlaşma yapılırsa sorumluluk sigortası teminatına dahil edilebilmektedir).

• Bu noktada güncel bir hususa da değinmekte yarar vardır: Sağlık çalışanlarının (sağlık hizmeti ile ilgili görevlerini yaparken) COVID-19’a yakalanmaları halinde, bunun bir “mesleki hastalık” sayılması ve bu yolda hukuksal düzenleme ve uygulama yapılması gerektiği düşüncesi gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bunun sebebi, meslek hastalığı yorumu kabul edilirse, sosyal güvenlik hukuku açısından bunun sağlık çalışanları için daha elverişli olacağıdır. İşveren sorumluluk sigortası açısından konu değerlendirildiğinde ise durum tersinedir: Sağlık çalışanının kendisine bağlı olarak çalıştığı özel sağlık kuruluşu işveren sorumluluk sigortası yaptırmışsa, COVID-19’a yakalanma iş kazası değil de meslek hastalığı sayıldığı takdirde, sigorta ettiren işveren meslek hastalığından sorumluluk için sigortacısıyla ayrıca anlaşma yapmamışsa, bu sorumluluk sigorta koruması dışında kalacaktır. 

• SGK rücuları için her halde sigorta şirketleriyle SGK arasında rücu alacaklarının topluca tasfiyesini öngören bir çözüm devreye sokulmalıdır. Her rücu alacağı için ayrı dosya açmaya ve gerektiğinde pazarlık ve dava yoluna gitmeye gerek yoktur. Fakat ülkemizde sigortacıların kendi aralarında trafik sorumluluğu konusunda dahi karşılıklı istemlerin önceden yapılmış bir çerçeve anlaşma uyarınca sonuçlandırma bakımından zorluk çektikleri (anlaşmayı amacına uygun biçimde işletmede güçlükler yaşadıkları) hatırlanırsa, SGK ile anlaşmanın zorluk arz edeceği açıktır. Fakat doğrusu toplu çözüm öngörmek ve işleri basitleştirmektir. 

• Ülkemizdeki hukuk kuralları, zorunlu sorumluluk sigortacısının sorumluluğunu sigorta etmiş olduğu sigorta ettirenle yaptığı sözleşme (veya bu sözleşmeye uygulanacak yasal düzenleme) uyarınca ödeme yükümlülüğü altına hiç girmemiş (veya yalnızca kısmen girmiş) olsa dahi bu hali zarar görenlere karşı savunma olarak ileri sürmesini yasaklamaktadır (TTK 1484(1)). Bu, artık iyice yerleşmiş olan doğru bir çözümdür. İşveren zarara kasten veya pervasızca (olası kast ile) yol açmış olsa dahi, sigortacı zarar gören çalışana karşı sorumlu olacak; ancak ödemek zorunda kaldığı tutarı işverenden geri isteyecektir. Her ne kadar TTK 1484 bu geri isteme olanağını açıkça hükme bağlamayı ihmal etmişse de sigortacının bu gibi bir haktan yararlanabileceği hususunda kuşku duyulmamalıdır. Karayolları Trafik Kanunu m.95 fk.2 sigortacının rücu hakkını zorunlu trafik sigortası bakımından açıkça ve isabetle öngörmüştür. İşverenin, sözleşme veya yasa hükümleri gereğince yararlanma hakkına sahip olmadığı bir sigorta teminatı sayesinde sorumluluktan kurtulması haksız bir sonuç oluşturduğundan açık hüküm yokluğunda dahi sigortacı, sigorta ettiren/sigortalı işverene rücu edebilecektir. Bu bağlamda özellikle vurgulanması lazım gelen husus şudur: İşverenin sigorta teminatından layıkıyla yararlanabilmesi için, onun sorumluluğunun kast veya olası kasta dayanmadığı ve (mesela sözleşme öncesindeki bildirim yükümlülüğünü ihlal etme veya zararı azaltıcı önlemler almama hallerinde olduğu gibi) sigorta hukuku kuralları uyarınca teminattan yararlanma hakkını kısmen yitirmiş bulunmadığı durumlarda, kendisine rücu edilmemesi doğru olur. 

• Zorunlu sigortanın kapsayacağı çalışanların belirlenmesi de önemli bir sorundur. Kanımızca işverenin kendilerine karşı iş hukuku kuralları uyarınca sorumlu tutulduğu bütün haller sigorta teminatı altında olmalıdır. Yalnızca işverenin bordrosundaki çalışanlar değil, uygulamada yerleşmiş deyimle “taşeron çalışanları” da sigorta ettiren (asıl) işveren bunlara karşı sorumlu ise bu sorumluluk sigorta kapsamında olmalıdır. Bununla birlikte, yurt dışında çalıştırılan kişiler zorunlu sigortaya dahil edilmeyebilirler. Gerçek kişi işverenin yakınlarının sigorta dışında tutulmaları da düşünülebilir.