Yap(a)mamak

SON yurtdışı seyahatimden bu yana 10 ay geçti. Son şehirlerarası yolculuğu yapalı da 3 ay oldu neredeyse. Bu listeyi uzatmak, yapamadıklarımı uzun listeler halinde sıralamak çok mümkün. O kadar çok şey var ki son yapılmasından bu yana aylar geçen.
Yapmamaktan çok yapamamak rahatsız ediyor aslında. Şu ortamda sırt sırta yerlere gidip yemekler yemek, ya da temiz hava dolaşımının olmadığı binalarda saatler geçirmek filan aklı başında insanın yapacağı şeyler değil zaten. Ama o seçeneğin olmaması, bir daha ne zaman gönül rahatlığıyla yapılabileceğinin de öngörülememesi rahatsız edici olan. Zaman geçtikçe de bunlara yönelik özlem ve heves de biraz köreliyor mu acaba?
Geçen sene Ocak Şubat aylarında biri çıkıp da “Mart başından itibaren en az 1-1,5 yıl tüm alışkanlıklarınız değişecek, yaşam biçiminizde kökten bir farklılaşma olacak, ortamlarınız farklılaşacak, ilişkileriniz seyrekleşecek, çok sevdiklerinizi çok özleyeceksiniz, hatta daha az sevdiklerinizi bile özleyeceksiniz” deseydi çoğumuz “Haydi canım sen de, ne olacak, nükleer savaş mı çıkacak?” derdik belki. Ama en kötümserlerin bile tahminlerini aşan bir yılı bitirdik ve ne yazık ki ışık tam anlamıyla görünüyor değil hala.
Öte yandan hepimiz bir şekilde alıştık bu duruma. İşin ekonomik tarafını bir tarafa bırakırsak tüm dünya istisnasız olarak uyum sağladı kendini yeni koşullara ve belki de insanlık tarihinde ilk kez bu kadar büyük ve yaygın bir ortak cephe oluşturdu dünya bu sorunun karşısında.
Eskiden olsa seyircisiz maçları zorlanarak izlerdim belki ama alıştım bir şekilde o teyp tezahüratlarına. İşlerin yapılması esnasında bazı süreçlerde yüz yüze görüşmenin olmazsa olmaz olduğunu savunurdum ama en kritik süreçler bile bir şekilde yürütülüyor uzaktan da olsa. Yine iş yaptığımız bazı insanlar zaman zaman yurtdışından gelip ziyaret ederdi bizleri ve müşterilerimizi, ya da bizler gidip yurtdışındaki bu insanları ziyaret ederdik arada. Ama şimdi ne onlar geliyorlar ne biz gidiyoruz fakat o işler de yürüyor bir şekilde.
Tabii önce aşı, sonra ilaç filan bir şekilde bu sorunun üstesinden gelinecek. Ama merak ettiğim tamamen eskiye dönüş olacak mı, ya da nasıl olacak bu? Bir anda milyonlarca insan uçaklara binip otelleri, restoranları mı dolduracak? Bomboş ve hüzünlü işyerleri yine üst üste çalışanlar ile dolup boş toplantı odası bulunamayacak mı?
Sanmıyorum.
Bu salgın herkeste bir iz bırakacak bundan sonraki yaşamları boyunca onlara eşlik edecek ve sanıyorum en önde geleni de fiziksel mesafenin korunması olacak. Daha kısa süre önceye kadar ülkemize gelip tüm seyahatleri boyunca maske ile gezen Uzakdoğulu turistlere şaşkın şaşkın bakardık ama belki yıllarca bizler de öyle dolaşacağız kalabalık ortamlarda.
Bundan 1-1,5 yıl öncesine kadar uzaktan çalışma modelleri bizim için erken, insanımıza ve kültürümüze çok uygun değil filan derken özellikle hizmet sektöründe bu modele geçmeyen kalmadı neredeyse ve görülen o ki bu salgın tamamen bittikten sonra da birçok kurum kısmen de olsa bu şekilde çalışmaya devam edecek.
Birçok ürünü ve hizmeti satıcı ile karşı karşıya oturarak, ürüne dokunarak almaya alışık bir toplum iken yediden yetmişe çevrimiçine geçip bunların büyük bir kısmını internet üzerinden almayı öğrenmek sadece birkaç ayını aldı aynı toplumun.
İnsan sağduyu ile, teknoloji sayesinde, bilim ve aklın yön göstericiliği ile kendini her yeni duruma uyarlayabiliyor ve bunu çok kısa sürede yapabiliyor ama en başta da yazdığım gibi bence zorunlu olarak yaşanan bu değişimin en önemli sorunu alışılan birçok şeyden bir süre için mahrum kalmak değil, sorun bunları bilinmeyen bir süre boyunca yapamayacak olma bilincine sahip olmak.
Hepinizin yeni yılını bir kez daha kutlar, 2021’nin tüm insanlık için umut ve barış getirmesini dilerim.
Sağlıklı ve mutlu günlerde görüşmek üzere.