Prof. Dr. Cemil Topuzlu

ÜSKÜDAR Salacak Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası İskeçeli, Topuzlu oğullarından Yusuf Ziya Paşa’dır. Annesi Siruzi-zade Kazasker Hacı Tahir Efendi’nin kızıdır. Babası başarılı bir mum imalatçısıdır, ama her nedense mumlarının ortamı yeterince aydınlatamadığı düşüncesi ile yaşamı boyunca hep daha fazla aydınlatacak mumlar üretme gayreti içerisinde olmuştur.
Tabii nereden bilebilirdi ki oğlu tıp alanında çok ses getirecek aydınlatmalar yaşatacak ülkesinde ve hatta yurt dışında ve binlerce mum ışığından daha fazla bir ışık getirecek tıp dünyasına.
Cemil annesini ise çok küçük yaşlarda veremden kaybetmiş ve o anda doktor olmaya karar vermiştir. İnsanların salgından dolayı ölmelerinin önüne geçecek ve bu uğurda çalışacak idi, ve tam olarak da böyle olmuştur.
Üsküdar’da Paşakapısı Askeri Rüştiyesi’nde, bir süre Mekteb-i Sultani’de ve sonrasında babasının Şam’a memuriyeti nedeniyle Şam Askeri Rüştiyesi’nde okumuş, 1880 yılında mezun olmuştur. 1881’de Kuleli’deki Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye İdadisi’ni bitirmiş ve 20 yaşında yüzbaşı rütbesiyle doktorluk diploması almıştır. Lisede süper zeka bir öğrenci olmasına rağmen, resme olan kabiliyetsizliği ile resim dersinden kalmış, bunu gören öğretmeni tarafından “git sahaflardan bir resim al ve altına ismini yaz getir“ dediği Cemil, hayatının daha ileri yaşlarında bir salgın hastanesi haline getirileceği yer olacağını bilmeksizin bir Ayasofya Camii suluboya resmi ile, kalmış olduğu resim dersinden de geçerek, okulunu birincilikle bitirmeyi başarmıştır. 15 Eylül 1887’de cerrahi uzmanlığı için Fransa’ya (Paris) gönderilmiştir. Üç yıl Paris’te St. Louis Hastanesi’nde asistan olarak çalışmış ve 1890’da İstanbul’a dönerek Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nin Hariciye bölümü şefliğine atanmıştır. Zeynep Kamil Hastanesi’ni yeniden düzenleyerek ilk özel hastane olarak hizmete açmıştır. Orada o zaman doğmuş olan bir çok kızın ismi Zeynep, erkeğin ismi Kamil olmuştur. Ameliyatlardaki yeni buluşlarıyla ünü yurt sınırlarını aşmıştır. Onun icadı olan birtakım cerrahlık aletleri, uzun süre, birçok memlekette başarı ile kullanılmıştır. Şişli Etfal Hastanesi’nde çalışmış, II. Abdülhamid’in saray cerrahlığını yapmış, 1905’te II. Abdülhamid tarafından rütbesi yükseltilmiş, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanından sonra 1909’da çıkarılan Tasfiye-i Rüteb kanunu ile rütbesi miralaylığa indirilince askerlikten ayrılmıştır.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’nin birleştirilerek 1909-10’da Tıp Fakültesi adı altında öğretime geçmesini sağlamış, kendisi de bu fakültenin başına getirilmiştir. Rumeli yakasına taşınmasına karşı çıkarak görevinden ayrılmıştır, zira Göztepe’de herkesin ilgisini çekecek kadar özenle yapılmış bahçesi olan bir evi vardır ve hatta bu evi gören Sadrazam kendisinin belediye başkanı olmasını ve evindeki bu görsel güzelliği İstanbul’a da taşımasını istemiştir. 1912’de İstanbul şehremini (belediye başkanı) seçilerek göreve başlamıştır. Topuzlu İstanbul’un temizliğine çok önem vermiş, şehri baştan sona temizletmiş, hatta Avrupa’dan temizlik arabaları getirtmiş, ilk umumi tuvaletleri açmış ve hatta içine havlu ve diş fırçası dahi koydurmuştur, ancak 1912‘lerde dönemin çok büyük bir salgını olan kolera ile karşı karşıya kalmış ve bu durum ile mücadelede, lise yıllarında suluboya resmi ile sınıfını geçmesine yardımcı olan Ayasofya resmi vardı ya, işte şimdi de resmini değil, kendisini kullanarak, Ayasofya Camisini bir salgın hastanesi haline getirerek mücadelede büyük bir yol almış, hatta Sultanahmet ve Şehzade Camilerini de salgın hastanesi haline, tüm itirazlara rağmen, getirerek salgınla mücadelede çok önemli başarılar kazanarak salgını yenmeyi başarmıştır. İnsan hayatı ne annesinin hayatı kadar kadar ne de babasının yaktığı mumların ömrü kadar kısa olmasın diye babasının aydınlatmaya çalıştığı odanın aydınlığı gibi ülkemizi ve insanları aydınlatarak, kolera hastalığını yenmiş ve tıp alanında çok önemli ve başarılı işlere imza atmıştır. Ne mutlu bana ki, Cemil Topuzlu ile üniversitede aynı sınıfta okuma şansına sahip oldum ben, hayır hayır dişi Benjamin Button ben değilim, Dede Cemil değil torun Cemil idi benimkisi ve dedesi kadar mıdır bilemem ama çok zeki, esprili, çalışkan, dürüst ve hepimiz tarafından sevilen bir Topuzlu idi. Dede Topuzlu nurlar içinde yatsın ve ülkemiz onun aydınlattığı tıp ile bu salgın ile mücadelede daha fazla kayıp vermemizin önüne geçecek her türlü çalışmada her daim çok başarılı olsun inşallah. Vefat ettiği yıl olan 1958’de, adı Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’na verilerek bizlere her türlü sanat gösterisinde bir kez daha kendisini rahmet ile anma fırsatı verilmiştir. Salgınsız günler dilerim.