Şartlar, değişime zorluyor!

GÜNÜMÜZ koşullarında birçok endüstri dalında, özellikle küresel hareketliliğin daha yoğun yaşandığı işkollarında, gözle görülür hale gelen durgunluk, ticari dengeleri bozmuş ve şirketlerin beklenmeyen iflaslarına açık hale gelmiştir. Bugün çoğu şirket istikrarlı bir ortamda performans sergileme şansına sahip olamamaktadır. Sürdürülebilirlikleri konusunda kendinden emin olmamakla birlikte pazarda bulunma ve marka değerini kaybetmemeye gayret göstermektedir. Endüstri olarak bir ayrım yapmaksızın, yüksek pazar payına sahip olanların bile şimdiden kendilerini değişime götürecek farklı planlar üzerinde çalışmaya başladıkları görülmektedir. Çünkü, şirketler beklenmedik hareketlilik ve planlama öngörüsünde bulunulmayan olağanüstü durumlar karşısında dahi değişimin uluslarası sloganı olan “Değiş ya da Öl!” uyarısını dikkate almak zorunda olduklarının bilincine varmışlardır. Çoğu sektörün dinamiklerine bağlı olarak büyüyen ve gelişime açık olan sigorta sektörü, bugün her zamandakinden daha çok değişime ihtiyaç duyacağı kesindir.
Bulunduğumuz coğrafyanın yaşadığı savaşa bağlı dezavantajların yanı sıra, küresel olarak karşı karşıya kalınan korona virüs salgını karşısında oluşan durgunluk, başta turizm ve lojistik olmak üzere karşılıklı mübadele usulüne dayalı ticaret hacimlerini, ülke ekonomilerini ve getiriye bağlı finansal yatırım sistemlerini riskli hale getirmiştir. Savaştan dolayı bozulan yatırım planları ve büyüyemeyen ekonomiye ek olarak salgın nedeniyle gittikçe kapalı ekonomi şartlarına dönüş zorunluluğu, sigorta sektörü de dahil olmak üzere bir çok iş kolunu tehdit eder hale gelmiştir. Diğer iş kollarının hareketliliğine ve getirisine bağımlı değişken olan sigorta sektöründeki kârlılık performansı, maalesef önümüzdeki dönemler için çoğu şirketi değişime zorlayacaktır. Özellikle sigorta şirketlerine tedarikçi olarak çalışan bağımlı kurumların da sigorta şirketlerinin davranış senaryolarına uygun olarak şimdiden değişim planlarına başlamak zorunda kalacakları öngörülmektedir.
Her alanda zamana karşı önde koşmak zorunda kalınan bu ortamda şirketler, değişime gitmeleri konusunda “altı uyarıcı gücü” dikkate almak zorundadırlar. Bunlar; işgücünün doğası, teknoloji, ekonomik şoklar, rekabet, toplumsal eğilimler ve dünya siyasetidir. Bununla birlikte istikrarın bozulmasından endişe duyan çoğu çalışan örgütlerde, değişim çok da kolay kabul görmeyebilir. Değişimde dikkate alınması gereken önemli konulardan biri çalışanların değişime karşı besledikleri duygu ve düşünceleridir. Değişime olumsuz duygularla yaklaşan çalışanlar, bu konuyu düşünmeye başaladıklarında işten ayrılmaya kadar giden bir sürece de girilmiş olunur. Bu tepkiler, örgütün en fazla ihtiyaç duyduğu zamanda oluşacak hayat enerjisinin bitmesine de neden olabilir.
Burada örgütsel değişimi yönetme yaklaşımlarını değerlendirmeksizin, değişime karşı gösterilen bireysel ve örgütsel direncin kaynaklarının neler olduğunu sıralamakta fayda var.
Bireysel kaynaklar; alışkanlıklar, güvenlik sahipliliği, ekonomik faktörler ve bilinmeyenin korkusudur.
Örgütsel kaynaklar ise; yapısal durağanlık, değişime sınırlı odaklanma, uzmanlığı tehdit ve grup durağanlığı.
Hem bireysel, hem de örgütsel değişim kaynaklarına karşılık gösterilen direncin üstesinden gelmek için de aşağıdaki konular üzerinde yoğunlaşmak gereklidir. Bunlar:
• Eğitim ve İletişim
• Çalışanlarının katılımın sağlanması
• Destek sağlanması ve alıştırmaların yapılması
• Olumlu ilişkiler geliştirme
• Değişimleri adil uygulama
• Değişimleri kabul eden kişi seçimi
• Zorlama-Ya değiş ya git (Bütün stratejilerin başarısız olma durumu)