6 Şubat sonrası yeniden yapılanmada sigortanın rolü daha görünür hale geldi
6 Şubat depremlerinin ardından geçen 3 yıllık süreç, sigorta sisteminin afet sonrası dönemde yalnızca hasar ödemeleriyle sınırlı kalmadığını, yeniden yapılanma sürecinde finansal işleyişin sürdürülebilmesi ve risklerin paylaşılması açısından daha görünür bir işlev üstlendiğini ortaya koydu. Bu deneyim, afetlere hazırlık tartışmalarında sigortanın konumunu belirgin hale getirdi.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerin üzerinden 3 yıl geçti. 10 binlerce can kaybı ve 100 binlerce yapının ağır hasar gördüğü afet, Türkiye açısından yalnızca insani bir yıkım değil; aynı zamanda ekonomik, yapısal ve toplumsal sonuçları olan çok boyutlu bir kırılma yarattı. Afet sonrası dönemde sigorta sistemi, hasar ödemelerinin ötesine geçen rolüyle yeniden yapılanma sürecinin finansal işleyişinde önemli bir bileşen olarak öne çıktı. Yaklaşık 100 milyar doları aşan ekonomik kaybın ardından, sigorta mekanizmalarının afet sonrası dönemde üstlendiği rol daha görünür hâle geldi. Tazminat ödemeleri, risk paylaşımı ve finansal akışın sürdürülmesi, bu sürecin temel başlıkları arasında yer aldı. Bununla birlikte sigorta sektörü; yapı güvenliği, risk modellemesi, teminat sürekliliği ve finansal planlama gibi alanlarda da yeniden yapılanma sürecine dolaylı katkı sundu.
YENİDEN İNŞA SÜRECİNDE RİSK YÖNETİMİ
Deprem sonrası başlatılan yeniden inşa sürecinde, yapı güvenliği ve depreme dayanıklılık kriterleri öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Yeni yapıların planlama ve inşa süreçlerinde kullanılan malzeme kalitesi, mühendislik standartları ve yerleşim düzeni gibi unsurlar daha görünür hâle gelirken, bu alanlardaki uygulamalar sigorta perspektifi açısından da yakından takip edildi. Sigorta sektörü açısından bu dönem, risk değerlendirme modellerinin güncellenmesi ve teminat yapılarının yeniden ele alınması açısından önemli bir referans alanı oluşturdu. Deprem sonrası ortaya çıkan hasar verileri, yapı türleri ve bölgesel farklılıklar doğrultusunda risk haritalarının yeniden değerlendirilmesine imkân sağladı. Güncellenen risk haritaları ve hasar analizleri, poliçe üretim süreçlerinde daha etkin kullanılmaya başlandı. Primlendirme ve teminat sürekliliği, bölgesel risk farklılıkları doğrultusunda yeniden şekillenirken; afet sonrası dönemde risklerin daha dengeli yönetilmesine yönelik bir yaklaşım güç kazandı. Bu süreç, sigorta sisteminin yalnızca hasar sonrası değil, risklerin önceden değerlendirilmesi ve yönetilmesi açısından da önemli bir işlev üstlendiğini ortaya koydu.
DASK ÖDEMELERİ HIZLI İŞLEYİŞİ GÖSTERDİ
Depremin ardından ilk 24 saat içinde hasar ödemelerine başlayan Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), toplamda 39 milyar lirayı aşan tazminat ödemesiyle orunlu Deprem Sigortası’nın afet anlarında hızlı şekilde devreye girebildiğini gösterdi. Bu süreç, Zorunlu Deprem Sigortası’nın sigortalılar açısından sunduğu finansal güvenceyi somut biçimde ortaya koydu. Hasar ödemelerinin hızlı şekilde yapılması, afet sonrası dönemde hane halklarının kısa vadeli finansal ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağladı. Aynı zamanda DASK’ın ödeme kapasitesi ve operasyonel işleyişi, sistemin kriz anlarında devreye girme kabiliyetine dair önemli bir örnek oluşturdu. Artan inşaat maliyetleri ve değişen ekonomik koşullar doğrultusunda teminat tutarlarının güncellenmesi ise sektörün gündeminde öne çıkan başlıklardan biri oldu. Metrekare birim bedellerinin güncel ekonomik göstergelerle uyumlu hâle getirilmesine yönelik çalışmalar, sistemin güncel koşullara uyum kapasitesini destekleyen adımlar olarak değerlendiriliyor.
ZAS GENİŞ KAPSAMLI KORUMA HEDEFİ TAŞIYOR
6 Şubat depremleri, mevcut sigorta yapılarının kapsamına ilişkin değerlendirmeleri de beraberinde getirdi. Bu çerçevede depremle birlikte sel, fırtına ve yangın gibi farklı afet risklerini de kapsaması planlanan Zorunlu Afet Sigortası modeli gündeme geldi. Eşyaların teminat kapsamına alınması, ikincil afet risklerinin poliçelere dahil edilmesi ve coğrafi risk bazlı primlendirme gibi başlıklar üzerinde yürütülen çalışmalar, daha bütüncül bir finansal koruma yapısı hedefinin parçası olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım, afetlere karşı finansal dayanıklılığı destekleyen bir çerçeve sunmayı amaçlıyor.
ACENTELER SAHADA SÜREKLİLİĞİ SAĞLADI
Depremden etkilenen bölgelerde birçok acente ofisi hasar gördü. Bu süreçte devreye alınan konteyner ofis uygulamaları sayesinde, hasar bildirimi, poliçe yenileme ve yeni sigortalama süreçleri kesintisiz biçimde sürdürüldü. Acenteler, afet sonrası dönemde yalnızca sigorta işlemlerini yürüten yapılar olarak değil; bilgilendirme, yönlendirme ve rehberlik sağlayan yerel temas noktaları olarak da önemli bir rol üstlendi. Bu durum, sigorta sisteminin sahadaki sürekliliği açısından dikkat çekici bir deneyim sundu.
SİGORTALILIK ORANLARI YETERLİ SEVİYEDE DEĞİL
DASK verileri, Zorunlu Deprem Sigortası’nda sigortalılık oranlarının bölgesel dağılımını görünür kılıyor. Türkiye genelinde toplam 20 milyon 32 bin konutun 11 milyon 686 bin 235’i orunlu Deprem Sigortası kapsamına alınmış durumda. Buna göre ülke genelindeki sigortalılık oranı %58,50 seviyesinde bulunuyor. Bölgesel dağılım incelendiğinde Marmara Bölgesi, 6 milyon 840 bin konutun 4 milyon 470 bin 619’unun sigortalı olmasıyla yüzde 65,40’lık sigortalılık oranıyla öne çıkıyor. Marmara Bölgesi, aynı zamanda toplam poliçelerin %38,30’unu ve toplam prim üretiminin %43,90’unu oluşturuyor.
MARMARA BÖLGESİ ÖNE ÇIKIYOR
Marmara Bölgesi, hem konut sayısı hem de sigortalı konut hacmi açısından orunlu Deprem Sigortası sisteminde merkezi bir konumda yer alıyor. Bölge genelinde sigortalılık oranları iller bazında farklılık gösteriyor. İstanbul’da sigortalılık oranı yüzde 63,40 seviyesinde gerçekleşirken, Tekirdağ’da %82,40, Sakarya’da %84,00 ve Yalova’da %86,90 ile daha yüksek oranlar dikkat çekiyor.
SİGORTA, AFET SONRASI SÜRECİN FİNANSAL PARÇASI
6 Şubat depremleri, afetlere hazırlık, gündemini merkezine taşıdı. Sigorta sektörü, bu süreçte yalnızca tazminat mekanizmalarıyla değil, yeniden yapılanma sürecinin finansal işleyişini destekleyen yapısıyla da önemli bir bileşen olarak konumlandı. Ortaya çıkan bu deneyimin, önümüzdeki dönemde afet risklerinin yönetimine yönelik çalışmalara referans oluşturması bekleniyor


Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay: Bilinç artırıcı çalışmalar sigortalılık oranlarını yükseltir

Sigortalılık oranlarının yükseltilmesi için bilinç artırıcı çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, okullarda ve işletmelerde sigorta bilincini artırmak amaçlı eğitimler düzenlenmesi, kamudaki güveni artırmak amacıyla sosyal sorumluluk projeleri gibi uygulamalar yapılması fayda sağlayabilecektir.
6 Şubat depremlerinin ardından sigorta sektörünün refleksleri hakkında konuşan Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay, “6 Şubat depremlerinin ardından sektörümüz, hasar yönetimi ve ödeme süreçlerinde oldukça hızlı refleks göstermiştir. Sigorta şirketleri, dijital hasar yönetimi altyapıları sayesinde, hasar dosyalarını oldukça kısa sürede sonuçlandırarak sigortalı memnuniyetini artırmıştır. Güçlü BT altyapıları, aracılara hızla erişilmesi ve yedekleme sistemlerinin hemen devreye alınması sayesinde operasyonel süreklilik sağlanmıştır. Bu süreç, sektörün büyük ölçekli afetlere dayanıklılığını önemli ölçüde ortaya koymuştur. Kahramanmaraş merkezli depremler, işletmelerin maddi kayıplarla başa çıkabilmeleri, hasar gören varlıklarını onarabilmeleri ve operasyonlarına devam edebilmeleri için sigortanın önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Deprem, sigortalanmanın önemini bir kez daha ortaya koyduğu gibi; sigorta sisteminde iyileştirilmesi gereken alanların görülebilmesi açısından da öğretici olmuş; deprem sonrası tabloda, sigorta sektörüyle ilgili de pek çok sonuç ortaya çıkmıştır. Özellikle eksik sigorta problemi, yanlış metrekare beyanları ve yüksek enflasyon ortamında sigorta bedellerinin yeniden inşa maliyetlerinin gerisinde kalması, önemli bir ders olmuştur. Bu durum; risk bazlı fiyatlamanın, doğru veri kullanımının ve enflasyona endeksli sigorta bedellerinin ne kadar önemli olduğunu net biçimde göstermiştir. Deprem felaketinde sivil rizikolarda karşılaşılan eksik sigorta sorununun giderilebilmesini teminen sivil rizikolar için tarifede, asgari birim metrekare fiyatı belirlenmiş, yine sivil rizikolar için enflasyon klozunun eklenmesi zorunlu hale gelmiştir. Ayrıca sivil rizikolarda eklenecek enflasyon oranı için de poliçenin düzenlendiği ay açıklanan ÜFE oranı asgari oran olarak tanımlanmıştır. Benzer şekilde Zorunlu Deprem Sigortası kapsamındaki sigorta bedeli hesabına esas metrekare bedelleri de güncellenmiş ve her ay ÜFE oranında artırılması hükmedilmiştir” dedi.
‘SİGORTALILIK ORANLARI YETERLİ DEĞİL’
Yaşanan büyük afetlere rağmen sigortalanma oranlarının istenilen seviyeye ulaşamamasının temelinde, toplumda sigorta bilincinin yeterince gelişmemiş olmasının yattığını söyleyen Oksay, “Deprem süreci, sigortanın ekonomik istikrarı ve hızlı toparlanmayı destekleyen temel bir finansal mekanizma olduğunu bir kez daha göstermiştir. Buna karşın mevcut sigortalılık oranlarının, ülkemizin karşı karşıya kalabileceği afet riskleriyle kıyaslandığında yeterli seviyede olduğu maalesef söylenemez. Sigortalılık oranlarının yükseltilmesi için bilinç artırıcı çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, okullarda ve işletmelerde sigorta bilincini arttırmak amaçlı eğitimler düzenlenmesi, kamudaki güveni arttırmak amacıyla sosyal sorumluluk projeleri gibi uygulamalar yapılması fayda sağlayabilecektir. Kamu ve özel sektörün koordineli çalışması, toplumda güven oluşturarak sigortalanma oranlarının artmasına önemli katkı getirecektir. Sigortalılık oranlarının arttırılmasıyla, olası risklerin finansal etkilerinin azaltılmasına yardımcı olarak; afet yönetiminde daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya ulaşılmasına ve ekonomik istikrara katkı sağlanacaktır” ifadelerini kullandı.
‘SEKTÖR GEÇMİŞE KIYASLA DAHA HAZIR’
Olası Marmara depremi dikkate alındığında, sigorta sektörünün geçmişe kıyasla daha hazırlıklı olduğunu, ancak riskin büyüklüğü nedeniyle hazırlık seviyesinin geliştirilmesi gerektiğini değerlendiren Oksay, “Sektörümüz risk seçimi ve fiyatlama disiplininin güçlenmesi, deprem birikiminin izlenmesi, modelleme ve veri kalitesinin iyileştirilmesi, iş sürekliliği ve hasar operasyonlarının ölçeklenebilirliğinin artırılması gibi alanlarda önemli ilerleme kaydetmiştir” dedi.
Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer: Sektör deprem sonrası hayatın normalleşme sürecine önemli katkı sağlıyor
6 Şubat depremlerinin ardından sigorta sektörü, kriz yönetimi ve operasyonel refleksler açısından güçlü bir performans sergiledi. Sektör deprem sonrası ülkenin normalleşme sürecine önemli katkı sağladı

6 Şubat depremlerinin ardından sigorta sektörünün, kriz yönetimi ve operasyonel refleksler açısından güçlü bir performans sergilediğini ifade eden Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, “Hasar süreçlerinin yönetilmesi, tazminat ödemelerinin hızlandırılması ve sigortalıların desteklenmesi noktasında sektör, ülkenin normalleşme sürecine önemli katkı sağlamıştır. Bu süreç, toplum nezdinde sigortaya olan güvenin artmasına da olumlu şekilde yansımıştır. Bununla birlikte, finansal sonuçlar açısından tablo daha temkinli değerlendirilmelidir. Deprem kaynaklı yüksek hasar frekansı ve aynı dönemde hızla artan inşaat ve onarım maliyetleri, sektörün teknik kârlılığını ciddi şekilde baskılamıştır. Yetersiz prim artışları nedeniyle sektör, kârlılık hedeflerinin gerisinde kalmıştır. Bu büyüklükte bir afette reasürans korumalarının yeterliliği önemli bir stres testine dönüşmüştür. Sektör, uluslararası reasürans piyasalarıyla kurduğu güçlü yapı sayesinde bu sınavdan başarıyla geçmiştir. Ancak poliçe varlığı sorgulama sistemlerinin, kamu spotlarının ve benzeri uygulamaların tek başına kalıcı bir sigorta bilinci oluşturmada yeterli kalmadığı düşüncesindeyiz. Yalnızca yasal zorunluluk nedeniyle yapılan poliçelerin yenilenmediği, bu nedenle sigortalılık oranlarında sürdürülebilir bir artış sağlanamadığı açıktır. Deprem modellemeleri incelendiğinde, yerleşim alanlarının bilimsel risk verileri doğrultusunda planlanmasının hayati önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Aynı yapı adasında yer alan binaların farklı hasar performansları göstermesi, zemin etütleri, fay hatlarına mesafesi ve mühendislik esasları yapılarda mutlaka dikkate alınmalıdır. Doğa Sigorta olarak, olası bir Marmara depremine karşı proaktif bir hazırlık stratejisi izliyoruz. Periyodik olarak yapılan modellemeler doğrultusunda reasürans korumalarımızı şekillendiriyor ve bu korumaları önerilen seviyelerin üzerinde tutmayı tercih ediyoruz” dedi.
‘BİLİNCİN ARTMASI TOPLUMSAL GÖREVİMİZ’
Ülkemizde sigortalılık oranlarının istenilen düzeyde olmadığını belirten Tümer, “DASK verilerine göre Zorunlu Deprem Sigortası’nda sigortalılık oranı yaklaşık %58’dir. Ancak bu oranın önemli bir bölümü kamu hizmet süreçlerinin zorunluluğundan kaynaklanmakta, sigorta bilinciyle yapılan poliçelerin oranı düşük kalmaktadır. Kamunun denetimleri ve yönlendirici aksiyonları önemli olmakla birlikte, bireysel farkındalığın da artırılması gerekmektedir. Zorunlu Deprem Sigortası; oluşan hasarları, poliçede yer alan teminat limitleri dâhilinde karşılamaktadır. Buna rağmen, zorunlu olmasına karşın bu branşta %100 sigortalılık oranına ulaşılamamıştır. Afetlerin ardından kısa vadeli bir poliçe artışı yaşansa da bu ivme sürdürülebilir olmamaktadır. Yalnızca yasal zorunlulukla yapılan poliçelerin yenilenmediği ve bunun uzun vadede penetrasyon artışını engellediği görülmektedir. Doğa Sigorta olarak sigorta bilincinin artırılmasını toplumsal bir görev kabul ediyoruz. Bu kapsamda acentelerimiz aracılığıyla sahada aktif çalışmalar yürütüyor, kampanyalar, sosyal medya paylaşımları ve bire bir bilgilendirmelerle sigortanın koruyucu gücünü kamuoyuna anlatıyoruz. Ayrıca yenileme dönemlerinde düzenli bilgilendirme yaparak farkındalığın devamlılığını sağlamayı hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.
‘MODELLEMELERİN ÖNEMİ BİR KEZ DAHA ANLAŞILDI’
Olası Marmara Depremi’ne de değinen Tümer, “Olası bir Marmara depremi hem sigorta hem de reasürans şirketleri tarafından öngörülen bir risk olarak değerlendirilmektedir. Son yaşanan depremler, yapılan modellemelerin etkisini ve en kötü senaryoların nasıl hesaplandığını bir kez daha ortaya koymuştur” dedi.
Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Çağrı Akpınar: Sigorta artık tercih değil hayati bir ihtiyaç
6 Şubat depremleri, sigortanın bir tercih değil, hayati bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bugün yapılması gereken; bu farkındalığı canlı tutmak, sigorta kültürünü kalıcı hale getirmek ve olası afetler gerçekleşmeden önce toplumsal dayanıklılığı güçlendirmektir.

6 Şubat 2023’te yaşanan ve 11 ilimizi, 13 buçuk milyon vatandaşımızı etkileyen depremlerin, sigorta sektörü açısından tarihi bir sınav niteliğinde olduğunu vurgulayan Çağrı Akpınar “Bu süreçte sektörün genel refleksi hızlı ve koordineli oldu ve süreç gecikmeden hayata geçirildi. Türkiye Sigorta özelinde baktığımızda, afetin ardından acil eylem planlarımızı devreye alarak, sahada güçlü bir organizasyon kurduk. 31 Aralık 2025 itibarıyla deprem bölgesinde toplam 6,55 milyar lira tazminat ödemesi gerçekleştirdik. Bu ödemelerin dağılımı şu şekilde oldu: Yangın: 4,21 milyar lira Konut: 1,85 milyar lira Mühendislik: 273,3 milyon lira Kasko: 220,7 milyon lira.” Ayrıca hayat sigortası branşında 387,9 milyon lira tutarında vefat tazminatı ödemesi yaparak, sigortalıların yakınlarına hızlı şekilde destek sağladıklarını belirten Akpınar, “BES tarafında ise bölgede bulunan katılımcılarımız için vefat tazminatları süratle varislere ulaştırıldı. Araç hasarlarında plaka ve şasi numarası üzerinden yapılan proaktif çalışmalarla sigortalılara doğrudan erişim sağlandı. Bu büyük felaketle birlikte sigortanın yalnızca bir finansal ürün değil, afet anında toplumsal dayanıklılığı ayakta tutan kritik bir mekanizma olduğunu da gördük. Aynı zamanda, sigortalılık oranı yeterli seviyede olmayan bölgelerde ekonomik kaybın ne denli derinleştiği de net biçimde görüldü. Bu durum, sigorta bilincinin yalnızca afet sonrası değil, afet öncesinde de güçlendirilmesi gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu” açıklamalarında bulundu.
‘SİGORTA HAYATIN VAZGEÇİLMEZİ’
Deprem sonrası yeniden inşa sürecinin, sigortanın ekonomik ve sosyal hayattaki vazgeçilmez rolünü çok net biçimde yansıttığını belirten Akpınar, “Sigorta; bireylerin yeniden ayağa kalkabilmesini, işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmesini ve kamu üzerindeki mali yükün hafiflemesini sağlayan temel araçlardan biri. 2026 Ocak ayı itibarıyla Türkiye genelinde Zorunlu Deprem Sigortası sigortalılık oranı %58,40 seviyesinde. Depremden etkilenen 11 ilimizde sigortalılık oranları şu şekilde: Kahramanmaraş: %63,20 Hatay: %52,10 Osmaniye: %67,40 Adıyaman: %57,00 Diyarbakır: %49,40 Şanlıurfa: %61,70 Gaziantep: %73,60 Kilis: %64,10 Adana: %58,30 Malatya: %71,90 Elazığ: %75,80. Bu artışlar son derece kıymetli olmakla birlikte, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği göz önüne alındığında mevcut seviyelerin henüz yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir” dedi. Sigortalılık oranını kalıcı biçimde artırmak için; teşvik edici ve ödüllendirici mekanizmaların devreye alınmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Akpınar, “Bu kapsamda, sigorta poliçesi bulunan bireysel sigortalılara ve ticari işletmelere bazı kamusal yan haklar ve avantajlar sağlanması etkili bir kaldıraç olabilir. Bununla birlikte, Türkiye’nin afet bilinci ve sigorta kültürünü gelişmiş ülkeler seviyesine taşımak için öncelikle toplum genelinde geniş kapsamlı eğitim ve farkındalık kampanyalarının artırılarak devamlılığı sağlanabilir. Bu, afetlere karşı hazırlıklı olmak ve sigortanın önemine dair farkındalık yaratmak adına kritik bir adım olacaktır. Sigortanın bugünümüzü ve yarınımızı güvence altına alan önemli bir araç olduğunu küçük yaşlardan itibaren okullar dahil pek çok alanda anlatmalıyız” diye konuştu.
‘AFETLERE KARŞI HAZIRLIKLI OLMALIYIZ’
Ülkemizin aktif fay hatlarının olduğu deprem kuşağında bulunduğunu kaydeden Akpınar, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Daha önce yaşadığımız depremlerde de bunu çok acı şekilde tecrübe ettik. 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli gerçekleşen deprem sonrası 587 sayılı kararname ile Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kurulmuş ve deprem sigortası yaptırmak zorunlu hale gelmişti. Deprem sigortası, yaşanabilecek olası risk durumlarında gerçekleşen maddi zararlara karşı ekonomik güvence sağlıyor. Ülkemizde yaşanan doğal afet olaylarının artması ve vatandaşlarımızın oluşabilecek zararlar karşında güvencesiz kalmaması adına kamunun kararlılıkla attığı adımlar ile depremin yanı sıra diğer doğal afetleri de kapsama alacak çalışmalar aktif olarak sürdürülmektedir. Sigortanın haricinde kapsayıcı önlemler alınması ve bu kapsamda oluşabilecek riskleri en aza indirmek için şehir planlamasının yapılması ve dayanıklı yapıların inşa edilmesi afetlere karşı hazırlıklı olunması adına öncelikli konular arasında yer alıyor. Yapı denetimlerinin güçlendirilmesi, yerleşim alanlarının afet riskine göre yeniden planlanması, afet sigortasının teşvik edilmesi, afet erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gibi adımlar yine bu kültürün yaygınlaşmasına katkı sağlayacaktır. Sigorta toplumsal bir sorumluluktur. Sigortalılık oranı arttıkça, afetlerin yol açtığı ekonomik ve sosyal yıkım da o ölçüde azalır.” Olası Marmara depremi hakkında da görüşlerini paylaşan Akpınar, “Maalesef olası Marmara depremi hem nüfus yoğunluğu hem de ekonomik büyüklük açısından ülkemiz için en yüksek risk senaryolarından birisi. Sigorta sektörü bugün güçlü reasürans mekanizmalarına sahip olsa da ülkemizde sigortalılık oranı yeterli seviyeye ulaşmadığı sürece bu sürdürülebilir olmaz” dedi.
