“Türkiye’de deprem sigortalarına karşı olan bakış açısı geliştirilmeli”

“Türkiye’de deprem sigortalarına karşı olan bakış açısı geliştirilmeli”

Sigorta Acenteleri Derneği (SAB) Başkanı Reşit Çakas, “Yaklaşık olarak 9.6 milyon konut sigortalı olduğuna göre demek ki daha 8 milyon civarında konutun sigortalanması gerekiyor. Türkiye’nin deprem bölgesinde olması sebebiyle kendine özgü hassasiyet gösterme zorunluluğunu da göz önünde bulundurmalı, bu sigorta türlerine ayrı bir bakış açısıyla hassasiyet göstermek zorundayız” dedi.

Deprem konusu hakkında bilgilendirmelerde bulunan Sigorta Acenteleri Derneği (SAB) Başkanı Reşit Çakas, “1999 yılında yaşanan Gölcük- İzmit-Yalova depreminde maalesef çok ciddi can ve mal kaybı yaşanmıştı. Sonrasında ülkemizde yapılmaya başlanan DASK, (Doğal Afetler Sigortası) gün geçtikçe önemini artırdı. Bu sistem Doğal Afet Sigorta Kurumu tarafından yönlendirilip yönetiliyor. Binanın bulunduğu bölgenin durumu, riski ve Bayındırlık Müdürlükleri’nin inşaat maliyet birim fiyatına göre yapılıyor. Oldukça da ekonomik bir sigorta türü olduğu aşikar” diye konuştu. Yaklaşık 17.6 milyon civarında konut potansiyeli olduğu kabul edilirse sadece 9.6 milyon konutun DASK sigortası kapsamında olduğunu belirten Çakas, “Bu rakam her ne kadar cazip görünse de işin özünde ciddi eksiklikler söz konusu” dedi.

‘YAKLAŞIK 9.6 MİLYON CİVARI KONUT SİGORTALI’

“DASK kurumu 24 milyar liralık hasar ödeyebilir ve riskleri karşılayabilir bir güce sahip. Türkiye’de, DASK sigortasının diğer bir ismi de zorunlu deprem sigortası olarak geçiyor. Konutlarda kira sözleşmeleri yapılırken elektrik, doğalgaz veya su aboneliklerinde bu poliçeler isteniyor. Fakat sözleşmeler bittikten sonra yenilemelerde önemli ölçüde eksiklikler yaşanıyor. DASK yaptıranlar sanki konutunu bütün risklere karşı sigortalandığını farz edip, normal konut paket sigortasını yapma gereği bile düşünmüyorlar. Oysaki konut paket önemli bir sigorta türüdür. Dolayısıyla konutun standart olarak fiyatlandırılması veya eksiklerinin giderilmesi konut paket sigortası ile mümkün” diyen Çakas, “Yaklaşık olarak 9.6 milyon konut sigortalı. Belki dünya ortalamasının gerisinde olmasa da Türkiye’nin deprem bölgesinde olması sebebiyle kendine özgü hassasiyet gösterme zorunluluğunu da göz önünde bulundurmalıyız. Biz bu sigorta türlerine ayrı bir bakış açısıyla hassasiyet göstermek zorundayız. Genelde DASK’ın büyük bir kısmı kira sözleşmelerinde yapılıyor. Sonra da bu işlem maalesef devam ediyor mu etmiyor mu belli değil. Devam ediyorsa devamlılık oranı düşük. Kendiliğinden yaptıran yok mudur? Elbette ki var. Ancak yine önemli eksiklikler söz konusu. Eşya sigortası ya da diğer tüm riskleri güvenceye alan konut paket dediğimiz poliçe genelde açıkta kalıyor. Halbuki eşyanın maliyeti veya değeri birçok konutta, ya konut değerinde ya da konut değerine yakındır. Ayrıca bu konut poliçesinde bir çoğumuzun bilmediği hizmetler de var. Çilingir hizmeti, acil ambulans hizmeti vb. DASK ve konut paket sigortalarına karşı olan bilinci ülke olarak vatandaşlarımıza aşılamalıyız” şeklinde konuştu.

’24 MİLYARLIK DASK REZERVİNİ ARTIRMAK MÜMKÜN’

Paket poliçe veya ihtiyari konut sigortası yaptırırken mutlaka DASK da yaptırmanın gerekli olduğu ve bunun aksinin söz konusu olamayacağını dile getiren Çakas, “Potansiyel anlamda baktığımızda ise çok ciddi oranda sigorta konut sigortasından söz edebiliyoruz. 8 milyondan fazla konutun sigorta sahibi olması potansiyelin en açık göstergesi. Eğer ki sigortalı konut oranı %80-90’lara yükselir, tamamlayıcı konut potansiyelini daha yukarılara çıkarırsa, şu anda DASK’ın rezervinde yer alan 24 milyarlık hasar karşılama gücü daha üst seviyelere ulaşır. Büyük illerde, başta İstanbul’da olabilecek deprem riskini düşünmekten kaçıyoruz ancak depreme karşı sigortalılık oranı hayati önem arz ediyor. Yapılan bu sigortaların ciddi bir kısmının yurt dışındaki sigorta şirketlerine de sigortalandığını yani reasüre edildiğini de biliyoruz. Böylece oluşacak maddi hasarlar da dışarıdan desteklenmiş oluyor. Elbette devlet desteğini esirgemeyecektir. Ancak devletin de gücünün sonsuz olmadığını unutmamak gerekiyor. 

Dışarıdan veya içerden, sigorta tarafından hasarların önemli bir kısmının karşılanması katkı sağlayacaktır” dedi. Çakas sözlerini şöyle sürdürdü; “Bizlerin gönlünden geçen bu risklerin karşılanma oranının 4-5 kat daha yukarılara çıkması yönünde. Bu konuyu konut paketler de dahil olarak düşünmek gerekiyor. Potansiyel de şu anda mevcut. Bu rakamların yukarıya çıkarılması veya daha çok konutun sigortalanması için önemli sorumluluklarımız var. Öncelikli beklentimiz kamu otoritesinin bu konuyu desteklemesidir. BES’te ya da hayat sigortalarındaki katkı olduğu gibi kamu sigortalarıyla DASK ve konut sigortaları desteklenebilir. Böyle bir girişim buradaki birikimin büyümesini de kolaylaştıracaktır. Hatta sözlü ya da yazılı destek şeklinde de gerçekleşebilir. İnsanlarımızın bu konuda mutlaka bilinçlendirilmesi gerekiyor.”

‘KONUT BAŞINA DASK MALİYETİ YÜKSELMELİ’

“Şu anda DASK’ın aylık maliyeti konut başına 10 liranın biraz üstünde. Bu maliyeti aylık 25-30 liraya çıkarabilirsek hem insanlar bu anlamda daha çok hizmet alabilir hem de riskin karşılanma limiti ciddi boyutta artabilir. Temennimiz elbette ki afet anında da hazırlıklı olmamız. Devletin de bu alanda teşvik edici olması meselenin ciddiyetini artıracaktır. Belli bir yüzde oranında katkı sağlanması gerekiyor. Şu anda 24 milyarlık deprem riski karşılama fonu önemli bir boyutta fakat yeterli değil. Acenteler bu fonu büyütebilecek en büyük aracı. Yaklaşık olarak 16 bin 500 sigorta acentesi üstüne düşeni yapacaktır. Sadece küçük dokunuşlarla bu büyük problemi çözme yeteneği olanlar sektördeki üretimin %65’lik aracı acentelerdir” diyen Çakas, “Ailelere fazla büyük maliyeti olmayan DASK ve konut paket üretimini de en kısa sürede birkaç katına çıkarmak mümkün. 2000 yılında 3 milyon 766 bin lira olan DASK üretimi 2019 yılı sonunda 1 milyar 322 milyona ulaştı. Bu da büyümenin kısa sürede gerçekleşebileceğinin bir kanıtı. DASK poliçesinin komisyon oranı düşük. Ancak acenteler için çapraz satış dediğimiz faaliyete çok önemli bir katkısı var. Acentelerin bu fırsatı iyi değerlendirmesini öneriyoruz. Özellikle konut paket poliçelerinde komisyon oranı da diğer branşlara göre son derecede cazip. Acentelerin gelirine çok önemli bir katkı sağlayacaktır” şeklinde açıklamalarda bulundu.

EN BÜYÜK REFERANSIMIZ ÖDENEN HASARLAR OLACAK

“DASK ürününün satış başarısını artırmak için deprem sonunda oluşan hasarlar takip edilmeli ve ödeneklere hassasiyet gösterilmeli” diye belirten Çakas, “Özellikle yaşanan son İstanbul depreminden sonra belediyelerce mühürlenen binaların hasarlarının muallakta kaldığı bir gerçek. Bu durumda gerekenin yapılması veya hasarların ödenmesi gerekiyor.
Sigortacılığın en büyük reklamı ödenen hasarlarla ilişkilidir. Sigortacılık oranının %54’lerden %90’lara ulaşması ile konut paket veya ihtiyari sigortalar branşına katkı sağlayacaktır. Zaten yapılması gereken de budur. 30 yıllık bir sigortacı olarak bu konuyu tekrar vurgulamanın hepimizin faydasına olduğunu hatırlatmak istiyorum. Hem sigortacılar hem de geniş anlamda hepimizin buna sahip çıkması gerekir. En büyük referansımız ödenen hasarlar olacak” diye konuştu.