TSB: Dalgalanmalar olsa da trafik sigortası dengeye oturacak

 TSB: Dalgalanmalar olsa da trafik sigortası dengeye oturacak

Anayasa Mahkemesi tarafından Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. ve 92. maddesinde yapılan değişiklikler, trafik sigortası tazminatlarının hesaplanmasına, mahkemeler tarafından farklı kararların açıklanmasına yol açıyor. TSB’nin görüşüne göre, alınan kararlar yeni dönemde tazminatların yükselmesine ve dönemsel olarak indirimlerin yavaşlamasına neden olabilse de, nihai olarak branşta denge sağlanacak.

Karayolları Trafik Kanunu ile ilgili olarak 9 Ekim 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan karar, bir anda sigorta sektörünün gündemine oturdu. Karayolları Trafik Kanunu’nda iki yollamayı ve bir hükmü iptal eden karar, özellikle sigorta şirketlerinin ödeyecekleri tazminatların hesaplanması noktasında bazı soruları da beraberinde getirdi. Karar, bazı uzmanlar tarafından trafik sigortasında tazminatların hesaplanmasında yeknesaklığın kaybedilmesi olarak nitelendirilirken, bazı taraflar da endişe edilmemesi, Genel Şartlar’da belirtilen hesaplama yöntemlerinin yeni dönemde de devam edeceği görüşlerini dile getirdiler. Ancak, mahkemeler ve Tahkim Komisyonu tarafından şu ana kadar alınan kararlar gösteriyor ki, Genel Şartlar’da yer alan hesaplama yöntemleri her kararda uygulanmıyor. Bu durumun da sektördeki hayat dışı prim üretiminin %25’ten fazla bir kısmının gerçekleştiği trafik sigortasında hasar/prim oranlarını 10-20 puan arasında yükseltmesi bekleniyor. Yine de, sigorta şirketleri arasında serbest piyasa koşulları ve karar alıcıların yerinde alacağı kararlarla sektörün dengeye oturacağına olan inanç son derece yüksek. Bu kararlar, Genel Şartlar’da modern hesaplama yöntemleri kullanılarak belirlenen, tazminat hesaplama yöntemlerinin her durumda kullanılmayacağını gösteriyor. 

Bu konuda en doğru değerlendirmeyi yapacak olan taraf ise sektördeki şirketleri temsil eden Türkiye Sigorta Birliği (TSB). Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararın sektörün amiral gemisi olan trafik sigortasına ve dolayısıyla tüm sigorta sektörüne olası etkilerini TSB’ye sorduk: 

Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararın sektör üzerinde etkileri hissedilmeye başlandı mı? 

Karayolları Trafik Kanununun iptal edilen hükümlerinde Trafik Sigortası Genel Şartlarına yapılan atıflar bulunduğundan, özellikle destekten yoksun kalma ve sürekli sakatlık tazminatı ile değer kaybı tazminatının hesaplamasına ilişkin Genel Şart’ta yer alan hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı veya hangi hükümlerin uygulanacağı konusunda tereddütler ortaya çıkmaktadır.

Öncelikle şunu vurgulamamız gerek ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı Karar, Kanun düzenleme metoduna ilişkin bir husus olup Trafik Sigortası Genel Şartlarının iptaline veya yürütmesinin durdurulmasına ilişkin verilmiş bir karar değildir. 

Bilindiği üzere sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası ilgili teminata ilişkin yürürlükte olan Genel Şartlarla çizilir. Sigortacılık Kanununun 11’inci maddesi Genel Şartları düzenleme yetkisini açıkça idareye tevdi etmiştir. İdare Kanundan aldığı bu yetki ile Genel Şartları yayımlamakta olup halen yürürlükte olan ellinin üzerinde Genel Şart bulunmaktadır. 

Ayrıca KTK 93’üncü maddesinde “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmî Gazete’de yayımlanır” hükmü yer almaktadır. Bu doğrultuda AYM iptal kararı sonrası sektörde oluşan tereddüdün giderilmesi amacıyla SEDDK 26 Kasım 2020 tarihinde yayımladığı 2020/10 sayılı Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına İlişkin Sektör Duyurusu ile Trafik Sigortası Genel Şartlarının yürürlükte olduğunu açıkça vurgulamıştır. Bu çerçevede sigorta şirketleri tazminat hesaplamalarını yürürlükte olan Genel Şartlar çerçevesinde tespit ederek ödeme yapmaktadırlar. 

BİLİMSEL UYGULAMALARLA HESAPLANDI

Tüm bu gelişmelerin yanında özellikle mahkemeye ve Sigorta Tahkim Komisyonuna intikal eden bazı uyuşmazlıklara ilişkin alınan kararlarda, AYM iptal kararı sonrası Genel Şartlarda yer alan tazminat hesaplama yöntemlerinin uygulanmadığı karar örnekleri de görülmektedir. Şunu açıkça ifade etmemiz gerekir ki Trafik Sigortası Genel Şartları’nda yer alan tazminat hesaplama yöntemleri hazırlanma aşamasında uluslararası kabul görmüş bilimsel uygulamalar yanında, üniversite hocaları ve konunun uzmanı aktüerler ve eksperlerin de destekleri ile ortak yürütülen çalışmalar ile ortaya konulmuş ve idarenin takdiri ile yayımlanmıştır. Bu kapsamda Genel Şartların uluslararası kabul görmüş metotlara göre hazırlanıp hazırlanmadığı tazminat hesaplama tekniği açısından uygun olup olmadığı hususu tartışma konusu olmamıştır. Nitekim Yargıtay’ın son yıllarda almış olduğu kararlarda da açıkça Genel Şartlarda belirtilen tazminat hesaplama usulünün uygulandığı görülmektedir. 

Sorunuza dönecek olursak AYM’nin iptal kararı sonrası özellikle tazminatın Genel Şartlara göre eksik hesaplandığı ve eksik ödendiği gerekçesi ile hak sahiplerinin mahkemeye başvurma oranlarında bir artış yaşanması muhtemel görülmektedir. Bu kapsamda Birliğimizce şirketlerden toplanan verilerle bir ekonomik etki analizi çalışması yapılmış ve farklı varsayımlar altında trafik sigortası hasar/prim oranında 10 puan ile 20 puan arasında değişen bir artış olmasının beklendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Ancak şunu da vurgulamamız gerekir ki AYM iptal kararlarının geriye yürümeyeceği Anayasanın 153’üncü maddesinde açıkça yer almaktadır, bu kapsamda kapanan dosyalara ilişkin bir uygulama farklılığı söz konusu değildir. Ancak AYM kararı sonrası ortaya çıkan uyuşmazlıklarda ve mahkemenin/hâkimin takdiri doğrultusunda tazminat hesaplama usullerinde uygulama farklılığı görülmesi söz konusu olabilecektir. 

Mahkemelerce farklı hesaplama yöntemlerine hükmedilmesi durumunda 2016’daki gelişmelere benzer bir durumla karşılaşabilir miyiz? Arzda sorun oluşmasına yol açabilir mi?

Trafik sigortası kapsamında meydana gelen zararlar haksız fiil hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek tazmin edilmektedir. Haksız fiile ilişkin mevzuat hükümleri ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49 ila 56’ncı maddeleri çerçevesinde düzenlenmiştir. Ancak gerek Borçlar Kanunu gerekse diğer Kanunlarda bedeni zararlarda tazminat hesaplamalarının nasıl yapılacağına yani hesaplama yöntemine ilişkin açık bir düzenleme yer almamaktadır. Bu sebeple de Genel Şart öncesi dönemde bilirkişilerin hesap yöntemleri arasında farklılıklar ortaya çıkmakta, benzer durumdaki olaylar için farklı yargı mercilerinde farklı sonuçlar görülebilmekteydi. Bu sebeple sigorta şirketlerinin en önemli maliyet unsuru olarak karşılaştıkları bedeni tazminat hesap usullerinin net olmaması sektörde belirsizliğe yol açmış ve bu belirsizlik de hak sahiplerini daha fazla tazminat alacakları beklentisiyle mahkemeye başvurma yoluna sevk etmiştir. Yargılamaların uzun yıllar sürmesi, tazminat tutarlarına faiz ve yargılama giderlerinin de ilavesi maliyetlerin katlanmasına sebebiyet vermiştir. Bu sebeple şirketler maliyetlerin aşırı artışı gerekçesiyle bunu fiyatlarına yansıtma yoluna gitmişler ve sonunda azami tarife sistemine geçiş ve riskli sigortalılar havuzu uygulaması ile sonuçlanan bir yapıya gidilmiştir. 

Bilindiği üzere azami tarife sistemi halen yürürlüktedir ve uygulanmaktadır, dolayısıyla mevcut sistemde şirketlerimizin azami fiyat tarifesinin üzerinde bir fiyat belirlemeleri mümkün değildir. Ancak Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında yargılama giderlerinin artışı gibi maliyetlerde meydana gelecek öngörülemeyen bir artış şirketleri azami tarife fiyatının indirimli olarak uygulanabilmesi olanağına imkân vermeyecektir. Maalesef bu durumun da görece daha az kaza yapan ve uygun fiyatlara poliçe satın alabilen sürücüleri negatif etkilemesi muhtemel görülmektedir. Ancak sektörümüzün geçmiş tecrübelerinin etkisi ve idarenin de desteği ile 2016-2017 yıllarında yaşanan olumsuz gelişmelere yol açmayacak şekilde piyasanın kısa sürede dengeye oturması beklenmektedir.  

Gerekçeler arasında belirli bir kilometreyi geçen araçlarda değer kaybı hesaplanması gibi konularda itirazlar var. Bu konuda düşünceleriniz nedir? 

AYM iptal kararının gerekçeleri okunduğunda görüleceği üzere Mahkeme, tazminatın hesaplanma usulünün yanlış olduğuna dair bir karar vermemiştir. Alınan Karar az önce de belirtildiği üzere tamamen Kanunun düzenlenme metodolojisi ile ilgilidir. Küçük görüş farklılıkları dışında Genel Şartlarda yer alan tazminat hesaplanma usulleri konunun uzmanı aktüer ve eksperler ile bilimsel çevrelerin görüşleri de dikkate alınarak idarenin takdiri ile oluşturulmuştur. Ayrıca Genel Şartlar Danıştay’da defaatle iptale konu olmuş ve mevcut haliyle Danıştay yargılamasında da önemli bir iptalle karşılaşmamıştır. Nitekim Danıştay tarafından zaman içinde iptal edilen hususlar dikkate alınarak, 01.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartlarda tekrar revizyona gidilmiştir.

Sorunuzda ifade edilen belirli bir kilometreyi aşan (165 bin km.) araçlarda değer kaybı hesaplanmaması hususu 01.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren revizyonla düzeltilmiş olup, mevcut haliyle aracın kilometresinin belirli bir rakamın üzerine çıkması halinde değer kaybı tazminatı hesaplanmayacağına ilişkin bir uygulama söz konusu değildir.

‘ÖNCEKİ YAŞAM TABLOSU 1931 YILINI BAZ ALIYORDU’

Bedeni tazminatlara ilişkin uygulama farklılığı ve itirazlar ise hesaplamada kullanılan teknik faiz ve yaşam tabloları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bilirkişilerce Genel Şart yayımlanmadan önceki dönemde kullanılan PMF31 yaşam tablosu, 1931 yılında Fransa’nın demografik yapısına göre hazırlanan tablolar olup 1. Dünya Savaşı’nın ve savaş sonrası buhran dönemlerinin yansımasıyla hazırlanmış ve beklenen ömür süreleri Genel Şartta belirtilen TRH yaşam tablolarının çok altında kalan tablodur. TRH yaşam tabloları ülkemiz demografik verilerine göre hazırlanmış ve güncel tablo olması nedeniyle, bilimselliği ve tutarlılığı da PMF31 tablolarına göre tartışılmazdır.

Bedeni tazminatların hesaplanmasında farklılaşılan diğer önemli husus ise teknik faizin belirlenmesi hususudur. Genel Şartlarda teknik faiz %1,8 olarak belirlenmiştir. Teknik faiz zamana yayılmış tazminat ödemelerinin toplu olarak ödenmesinde kullanılan aktüeryal ve finansal bir uygulamadır. Burada belirlenen %1,8 oranının ekonominin seyrine göre dönem içinde artıp azalması mümkündür. Genel Şart öncesi dönemde bilirkişiler %10 artış %10 azalış olarak ifade edilen yöntemle dip toplamda %0’a denk gelen bir teknik faiz oranı üzerinden hesaplama yapmaktaydılar, ancak ekonominin seyri dikkate alınmaksızın tüm vaka ve yıllar için teknik faizin %0 alınması bilimsel bir uygulama değildir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından teknik faiz %5 uygulanmaktadır. Genel Şartlarda belirlenen %1,8 teknik faiz oranı %5 oranına göre tazminatın hak sahibi lehine daha yüksek tutarda belirlenmesi sonucunu doğurmaktadır.  Tüm bu tartışmalar sonunda tazminatın tespitinde önemli olan genel kabul görmüş bilimsel yöntemlere göre, taraflardan hiçbirinin haklarına zarar gelmeyecek şekilde adil bir tutar tespit etmektir. Sigorta sektörünün de talebi bu yöndedir. 

Trafik branşının geleceğini nasıl bir noktada görüyorsunuz? 

Trafik sigortası yıllardan beri süre geldiği üzere sektörün lokomotif branşıdır. Prim üretimine bakıldığında hayat dışı üretimin yaklaşık %30’a yakınının trafik sigortası kaynaklı olduğu görülmektedir. Bu sebeple bu branşta yaşanan gelişmeler hayat dışı sigorta şirketlerine önemli ölçüde yansımaktadır. Ancak bu sigortanın hem araç sahipleri hem de sigorta şirketleri açısından kanunen yapmak zorunda oldukları bir sigorta ürünü olması nedeniyle göz ardı edilmesi mümkün değildir. Her ne kadar bu branş yargı kararları veya diğer etmenlerin etkisiyle dönemsel dalgalanmalar geçirse de serbest piyasa koşulları ve karar alıcıların yerinde alacağı kararlarla kısa sürede dengeye oturacaktır, sektör olarak buna inancımız tamdır.

Araç fiyatlarının hızlı bir şekilde arttığını görüyoruz. İhtiyari mali mesuliyet sigortası günümüz koşullarında bir zorunluluk haline geliyor mu? 

Döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar ve pandemi sürecinin de etkisi ile ülkemizde geçtiğimiz yıl araç fiyatlarında normalin üzerinde bir artış yaşanmıştır. Yine araç onarımında ithal yedek parça kullanım oranlarının yüksekliği nedeniyle onarım maliyetleri de özellikle döviz kurundaki artışa bağlı olarak artış göstermiştir. Bu sebeple trafik sigortası kapsamında belirlenen maddi teminat limiti tutarının araç sahipleri için yetersiz kalacağı endişesiyle ihtiyari mali mesuliyet sigortası ürünleri ön plana çıkmaktadır. 

‘TRAFİK SİGORTASINDA CİDDİ BİR TEMİNAT AÇIĞI YOK’ 

Esasen maddi teminat limitleri yıllar itibarıyla idare tarafından artırılmaktadır. Bu kapsamda 2021 yılında uygulanacak araç başı maddi teminat limiti 43.000 lira olarak belirlenmiştir. Buna karşılık sigorta şirketleri tarafından dosya başına ödenen ortalama maddi tazminat (bedeni tazminatlar hariçtir) tutarlarına bakıldığında, 2020 yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre ortalama 4 bin 462 lira tazminat ödendiği görülmektedir. Bu veri ile birlikte değerlendirildiğinde trafik sigortasında teminat açığı olduğu yargısına ulaşmak mümkün görülmemektedir. Bununla birlikte teminat limitleri artışına ilişkin karar idarenin takdirinde alınacak bir karar olmakla birlikte, yedek parça ve araç maliyetlerindeki artışları azami fiyat tarifesi nedeniyle fiyatlarına yansıtamayan sektöre limit artışı ile ilave bir yük getirilmesi tarifede de teminat limiti ile paralel bir artış beklentisine yol açacaktır. Fiyatların yükselmesi de alım gücü düşük işletenlerin poliçe almaktan vazgeçmeleri ve trafikte sigortasız seyreden araç sayısında artışa yol açması gibi farklı sosyal sonuçlara sebebiyet verebilir. Bu sebeple öncelikli hedefimiz makul bir fiyatla, tüm araç sahiplerinin sigortaya ulaşabilmesi ve trafikte sigortasız aracın seyretmemesidir. Sürücülerin kendilerini tam koruma altına almak için kendi risk durumlarına göre belirleyecekleri teminat limitleri dahilinde ihtiyari mali mesuliyet sigortası almalarını her zaman öneriyoruz.

MAHKEMEYE VE SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA İNTİKAL EDEN BAZI UYUŞMAZLIKLARA İLİŞKİN ALINAN KARARLARDA, AYM KARARI SONRASI GENEL ŞARTLARDA YER ALAN TAZMİNAT HESAPLAMA YÖNTEMLERİNİN UYGULANMADIĞI KARAR ÖRNEKLERİ DE GÖRÜLMEKTEDİR.

HER NE KADAR BU BRANŞ YARGI KARARLARI VEYA DİĞER ETMENLERİN ETKİSİYLE DÖNEMSEL DALGALANMALAR GEÇİRSE DE SERBEST PİYASA KOŞULLARI VE KARAR ALICILARIN YERİNDE ALACAĞI KARARLARLA KISA SÜREDE DENGEYE OTURACAKTIR, SEKTÖR OLARAK BUNA İNANCIMIZ TAMDIR.

Emre Kaya

Emre Kaya

emre@sigortacigazetesi.com.tr

İlginizi Çekebilir