Sorumluluk sigortalarının primlerini “sosyal enflasyon” artıracak

Çevresel duyarlılıklar ve teknolojideki gelişmeler sorumluluk sigortası primlerini bir kez daha tırmandırmaya başladı. Sorumluluk tarafında risk yelpazesinin genişlemesinin 2040 yılına kadar primleri %150 oranında artırması bekleniyor. Bu branşların sürdürülebilir kalması ise özel sektör ve kamu tarafında atılacak adımlara bağlı.

Dünyanın en büyük sigorta pazarı ABD başta olmak üzere, küresel çapta sorumluluk sigortası primleri artmaya devam ediyor. Teknolojideki değişim, çevre ve doğa kaynaklı endişelerin artması ve yasaların buna göre değişmesi sorumluluk tarafındaki riski artırarak primlerin yükselmesine sebep oluyor. Sigorta devi Swiss Re’nin yayınladığı rapora göre 2040 yılına kadar bu artışın gelişmekte olan ülkelerde yıllık %7.7, gelişmiş ülkelerde ise %4.3 seviyesinde olacağı tahmin ediliyor. Bu da küresel olarak yıllık %4.7’lik bir büyümeye denk düşüyor. 2040’ta piyasayı yıllık 583 milyar dolar seviyesine getirmesi beklenen bu büyüme, toplam hayat dışı primlerinin %13’ünü oluşturacak.

SOSYAL ENFLASYON ARTIYOR

Hasarlar ve primlerdeki artışın ana nedeni olarak durmaksızın artmakta olan riskler gösteriliyor. Sorumluluk tarafındaki riski en çok artıran birinci faktör basit bir şekilde ekonomik gelişim. Ekonomi büyüdükçe sektörün üstlenmesi gereken riskler de eş zamanlı olarak artıyor. En büyük sigorta piyasası olan ve gelişmekte olan piyasalar için de bir gösterge niteliği taşıyan ABD’de genel olarak dairesel bir büyüme çizgisi izleyen sorumluluk sigortası primleri, uzun süredir GSYİH’nin üzerinde artıyor. Bu artış ise primlerdeki enflasyonun sadece ekonomik büyümeyle sınırlı kalmadığına işaret ediyor. Artıştan enflasyon çıkarılınca ortaya kalan rakam ise sosyal enflasyon olarak isimlendiriliyor. Swiss Re’nin “Ekonomik İçgörüler” isimli raporuna göre sorumluluk tarafında önümüzdeki 20 yılda beklenen prim artışının başlıca nedeni de, primlerin ekonomik büyümeden daha da hızlı bir şekilde yükselmesine sebep olan bu sosyal enflasyon olarak nitelendiriliyor.

SOSYAL BİLİNÇLE BERABER HASAR DA ARTIYOR

Sorumluluk branşında prim seviyesi, yazının önceki kısmında belirttiğimiz gibi dairesel bir inişi çıkış döngüsü izliyor. Sosyal faktörlerin sorumluluk primlerini tırmandırdığı dikkate değer dönemler olarak 1980’ler, 2000’lerin başları ve 2010’ların son kısmı gösteriliyor. 2015’ten bu yana ise, başta ekonomik olarak güçlü ülkeler olmak üzere sorumluluk teminatları kaynaklı hasarlarda artış görülüyor.

Sorumluluk tarafında avukatların daha gözüpek davranması, açılan dava sayısının artması, hakim ve jürilerin sosyal adalet bilincinin gelişmesi, şirket ve kurumlara olan güvenin hızlı bir şekilde erimesi bu artışı destekliyor. Bunların yanında, ortalama hasar rakamları, mahkeme kararlarının daha yüksek miktarlara emretmesi nedeniyle de yükseliyor. 2020 yılında AB Parlamentosu ve AB Konseyinin 2020/1828 sayılı AB Direktifi kabul etmesinin, direktifin devreye gireceği 2023 yılında sonra sorumluluk davalarından gelecek hasarları yüksek miktarda artıracağı düşünülüyor.

YAPAY ZEKA SİGORTACILARA TERS KÖŞE YAPABİLİR

Sigortacılar için hasarları tırmandıran 2 trend daha var. Bunların ilki teknolojinin hızla gelişmesi ve değerlenmesi, ikincisi ise çevre duyarlılığının hızlı bir şekilde artması. Bu durum sadece sorumluluk teminatı içeren poliçelerde olay başına gelen hasarların yükselmesine yol açmıyor, aynı zamanda sorumluluk sigortasının teminat kapsamının da genişletilmesine neden oluyor. Sektörün takip ettiği teknoloji trendlerinin başına AI olarak bilinen yapay zeka uygulamaları geliyor. Yapay zeka uygulamaları; üretim, ulaşım ve hatta sağlık tarafında kullanılabiliyor. Swiss Re’nin araştırması dönüşümde büyük payın yapay zeka uygulamalarında olacağını gösteriyor ancak bu durum büyük riskleri beraberinde getiriyor. En büyük risk yapay zeka uygulamalarının yaptığı hatalar. Bu hatalar ayrımcılık da dahil pek çok sorumluluk hasarına neden olabilir. Bu sorumlulukların da sigortacı ve işveren arasında nasıl dağıtılması gerektiği henüz kesin olarak netleşmiş değil. Yapay zekayla beraber ortaya çıkmaya başlayan sorunlar mevcut poliçelerde verilen teminatlarla birebir örtüşmüyor. Önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak yeni hasarların ise poliçeleri dönüştürmesi ve teminat kapsamının genişletilmesi bekleniyor.

BÜYÜK ÖLÇEKLİ İKLİM DAVALARI YOLDA

2015 yılında imza atılan uluslararası Paris Anlaşması’yla beraber iklim değişimi bağlantılı davalar hız kazanmış durumda. Bu davalar hem coğrafi olarak yayılıyor hem de davaların hacmi ve kapsadığı konular artıyor. İklim tarafında hasar artışının nedenlerinden biri ESG olarak adlandırılan çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim tarafındaki önlemlerin sıkılaşması ve kurumlara karşı açılan davalarda bu kriterlere uyumun önem kazanması. Bunun yanında, insanların kendilerinin ve başkalarının davranışları nedenleri hakkında yargıda bulunduğu yorumlama sürecini ele alan yükleme bilimindeki gelişim, iklim değişikliğini hızlandırma ya da kamuyu iklim değişikliğinin etkilerinden koruyamama gibi nedenlerle şirketlerin sorumlu tutulması anlamına gelebilir. Geçtiğimiz aylarda sigorta sektörünün düşünce platformu Cenevre Derneği’nin de benzer çıkarımlar içeren bir raporunun yayınladığını hatırlatalım.

‘SİGORTALANABİLİRLİK’ ŞARTI

Raporda belirtildiğine göre, sosyal enflasyon günümüze kadar en fazla şemsiye koruma sağlayan ticari oto, tıbbi sorumluluk ve yönetici sorumluluk gibi ticari sorumluluk poliçelerini etkilemiş. Tabii, risklerdeki genişlemenin prim genişlemesine yol açabilmesi için söz konusu risklerin “sigortalanabilir” kalması gerekiyor. Sigortacılar, sürekli olarak gelişmekte olan sosyal, teknolojik ve çevresel faktörlere uyum sağlayarak uygun çözümler geliştirmeli. Yeni riskler yeni risk modellemeleri ve sürekli bir risk gözetimi talep ediyor. Yatırımların artması ve ürün inovasyonunun desteklenmesi, teminat altına alınabilecek risk havuzu genişletebilir. Son kertede, bu risklerin sürdürülebilir olarak sigortalanabilmesi için hükümetlere de görevler düşüyor. Gaz ve petrol boru hatlarının yanı sıra gıda üreticilerine yapılan saldırılar, siber saldırıların yol açtığı sistemik risklerin boyutunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Özel sektörünün risk kapasitesini güçlendirmenin yanında, şirketler için özellikle çevre etkileri konusunda şeffaflığın özendirilmesi ya da zorlanması, bu branşın sigortalanabilir kalması için çok önemli bir adım olabilir.