Sigortacıların tecrübeleri iklim değişikliğinde yol gösterici olacak

 Sigortacıların tecrübeleri iklim değişikliğinde yol gösterici olacak

İklim değişikliği davalarının sayısı, 2015 yılında Paris Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte ciddi bir şekilde artmaya başladı. Ancak Cenevre Derneği’nin raporuna göre, bu davalardaki sorumluluk ve yükümlülükler hala tartışma konusu.

Küresel sigorta sektörüne dair raporlarıyla önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan Cenevre Derneği (The Geneva Association), sektörün geleceğini yakından ilgilendiren bir rapora imza attı. Raporun ismi: İklim Değişikliği Davası. İklim değişikliğinin sebep olduğu hasarların önüne geçene kadar mahkeme salonlarında cevabı aranan bir soruyu odağına alan rapor “İklim değişikliği kaynaklı hasarlarda sorumluluk kimde?” diye soruyor. Rapora göre bu soruya net bir cevap vermek şimdilik mümkün değil. Ancak davaların seyrine dair kapsamlı bir analiz sayesinde “dava riski” öngörülebilir bir hale gelebilir. İklim değişikliği davalarının genel karakterini analiz eden Dernek, iklim değişikliği davalarını karakterize eden 7 ana faktörü belirlemiş.

İKLİM KRİZİYLE MÜCADELE İÇİN YENİ YASALAR

İklim değişikliği ile bağlantılı hasarlarda kimi yükümlülüklerin tanınması, şirket ve hükümetlerin sorumluluğunu artırdı. Bu durum mevcut yasalara ek gerekçeler sağladı ve yeni kullanımlarına olanak verdi. Ayrıca Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalar, siyasi tepkilerle birleşince karbon vergilerini, malzeme kısıtlamalarını, yani yeni standartları gündeme getirdi. Şirketler üzerindeki uyum yükü arttı. Yeni yasa ve yönetmeliklerin uygulanması, yaptırım ve para cezalarına, nihayetinde yeni davalara yol açabilir.

PARİS İKLİM ANLAŞMASI İLE DAVALAR HIZ KAZANDI

1986 ile 2020 yılları arasında dünya çapında iklim değişikliğiyle ilgili bin 727 dava kaydedilirken bu davaların yarısından fazlası, Paris’te iklim için imzaların atıldığı 2015 yılından sonra açıldı. İlk davalar çevre standartlarını yükseltmek için hükümetlere karşı açılırken, 2007 ile birlikte çevre aktivistleri tarafından birçok şirkete farkındalık yaratma amaçlı ‘haksız’ davalar açıldı. Yani iklim krizi davaları, çevre mücadelesi adına aktivistler tarafından bir enstrüman olarak kullanıldı. Bu davalar önceleri sadece ABD ve Avustralya’da açılırken yıllar içinde Avrupa’ya doğru yayıldı. 2015 sonrası ise açılan davalarda adeta patlama yaşandı. Bu yıllarda iklim kriziyle ilgili davalar için yeni gerekçeler üretilmeye başladı.

İKLİM DAVALARININ KARAKTERİ

Raporda iklim değişikliği davalarının karakteri de detaylı olarak anlatılıyor. Kimi davalar kişilerin özel çıkarları için açılırken çok daha fazlası çevresel ve toplumsal sonuç elde etmek için açılmış davalardan oluşuyor. Örnek vermek gerekirse; iklim değişikliği davaları, çevreci politikaları güçlendirmek, siyasi liderleri çevreci politikalara yönlendirmek, farkındalık yaratmak ve kamusal tartışmayı teşvik etmek amacıyla açılıyor. Bu davalar genel olarak sivil toplum kuruluşları, kimi işletmeler ve bireyler tarafından genel olarak şirket ve hükümetlere açılıyor.

Yine bu davaların başka bir karakteri ise iklim değişikliğine atıfta bulunup bulunmamasına göre değişiyor. Kimi davacılar argümanlarının merkezine iklim değişikliğini alıyor. Rapora göre, mahkeme salonlarını çevreci mücadelenin bir alanı haline çeviriyor. Kimi davalarda ise iklim değişikliğine hiç atıfta bulunulmasa da konuyla doğrudan ilgili bir hal alıyor. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında ortaya atılan birçok projeye “çevreye ve yerel halka zarar verdiği” gerekçesiyle dava açılabiliyor. Karbon yakalama ve depolama projelerine, devasa güneş tarlalarına ve rüzgar çiftliklerine açılan davalar, raporda bu çelişkili duruma örnek olarak gösteriliyor.

DAVALARIN HEDEFİNDE ŞİRKET VE HÜKÜMETLER

İklim değişikliği ile ilgili davaların sanık koltuğunda genel olarak hükümetler oturuyor. Bugüne kadar birçok davada hükümetler tazminat ödemeye mahkum edildi. Çok uluslu şirketlere açılmış davaların birçoğu ise ileri bir tarihe ertelendi. Buradaki en önemli tartışma konusu, davaya hangi mahkemenin bakacağına dair bir karar verilememiş olması. Görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle dosya başka bir mahkemeye aktarılıyor. Birçok ülkede iklim değişikliği davalarına hangi mahkemenin bakması gerektiğine dair bir düzenlemenin olmadığı rapora not düşülmüş.

İKLİM DAVASININ İTİCİ GÜÇLERİ

İklim değişikliği davaları gün geçtikçe artıyor. Bu durumun kaynağı yedi farklı etken gösteriliyor. İlk olarak fiziksel riskin ve geçiş dönemi riskinin artması vurgulanıyor. İklim değişikliği ile ilgili farkındalığın artması da dava sayılarının artmasına yol açıyor. Bu farkındalık ile birlikte hükümetlerin, şirketlerin ve yatırımcıların iklim değişikliği ile mücadele için verdiği sözler de daha çok duyulmaya başladı. Bu da iklim davalarının sayısını artıran bir başka sebep.

Davalar için finansman mevcudiyeti sayesinde daha fazla dava açılabiliyor. Birçok ülkede belediye yönetimleri ve STK’lar iklim değişikliği davaları için fon ayırıyor. Potansiyel tehlikeyi araştırması ve önlemesi için ortaya konan ‘bakım standartları’ her yıl gelişiyor ve iklim değişikliğini de kapsamaya başlıyor. Bu standartların uygulanmaması sebebiyle iklim değişikliği ile ilgili yeni davaların açılması bekleniyor.

Bütün bunların yanında akademi de merceğine iklim değişikliğini almış durumda. İklim değişikliği ile ilgili bilimin gelişmesi sayesinde daha şiddetli hava olaylarının meydana gelmesinde şirket ve hükümetlerin ne kadar sorumlu olduğu hesaplanabiliyor. Bu da davaların seyrini etkiliyor.

COVID-19 salgınının iklim değişikliği davalarını etkilemesi bekleniyor. Toplumların dikkati aşılanma süreçleri ve ekonomik paketlere kayarken iklim değişikliği tartışmaları gözden düşmeye başladı. Bu durum iklim değişikliği davalarını hafifletebilir. Ancak rapora göre, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma ve aşırı kentleşme gibi durumların salgına gerekçe olması, ve iklim değişikliği ile ilgili yeni davaların açılması için de hukuksal çalışmaların yapıldığı belirtiliyor.

KÜRESEL BİR OLGU OLARAK İKLİM DAVALARI

Küresel veri platformlarının oluşması ve buradaki veriye erişimin açık olması, davacıların yeni yargı yollarını keşfetmesi, emsal dava sayısının artması, küresel hukuk camiasında genişleyen ağlar, iklim değişikliği ile ilgili davaların küresel bir olgu haline gelmesini sağladı. Bu dava sayılarını artıran bir diğer sebep olarak ön plana çıkıyor.

İKLİM DAVALARINDA ARABULUCULUK

Rapora göre, iklim değişikliği uyuşmazlıkları için uzmanlaşmış arabuluculara ihtiyaç duyuluyor. Ancak tahkim ve arabuluculuk sistemlerindeki çözümlerin genellikle gizli olması sebebiyle buradaki sonuçların incelenmesi ve raporlanması imkansız hale geliyor. Bu iklim değişikliği davalarındaki bir diğer sorun olarak önplana çıkıyor.

SİGORTA SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ

İklim Değişikliği Davası raporuna göre, iklim davalarını karakterize eden bu 7 unsur sigorta sektörü için yol gösterici olacak. Halihazırda bu davaların ne yöne gideceği, ne miktarda hasar taleplerinin ortaya çıkacağı ön görülemiyor olsa da riski en aza indirmede sigortacılar büyük bir rol oynayacak.

Paris Anlaşması kapsamında kabul edilen maksimum 1,5 °C’lik küresel ısınma hedefini yakalayabilmek için ülkelerin ulaşması gereken sera gazı emisyon düzeyi net-sıfır emisyon olarak ifade ediliyor. Raporda sigortacıların net sıfır emisyonuna geçiş sürecinde, bugüne kadarki tecrübelerinin ve ürettikleri çözümlerin çok hayati olacağının altı çiziliyor.

ALDATICI ‘ÇEVRE DOSTU’ İMAJI DA DAVALIK

İklim değişikliği davalarında çevrecilerin lehine emsal kararların ortaya çıkması, geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler’in Küresel İklim Davaları başlıklı raporunu yayımlanmasından sonra gerçekleşti. İklim değişikliğiyle ilgili önemli bir yerde duran raporda da davaların genel karakteri analiz edilmeye çalışılmış. BM raporu bugüne kadar açılan davaları 6 kategoriye ayırıyor. Yaşam, sağlık, gıda, su, özgürlük ve aile hayatı haklarını gerekçe gösterilerek açılan davalar için raporda ‘iklim hakkı’ tanımlaması yapılıyor. En çok dava bu gerekçelerle açılmış. Diğer gerekçeler sırasıyla şöyle: Yaptırımlara uymamak, fosil yakıtların yerin altında tutmak, kurumsal yükümlülükler ve sorumluluklar ile iklim değişikliği düzenlemelerine uyum sağlayamama. Son olarak ‘yeşil aklama’ (greenwashing) olarak tanımlanan aldatıcı bir şekilde çevre dostu imaj çizmek de dava gerekçeleri arasında yer alıyor.

RİSK TANIMLARI VE FARKLARI

Rapor iklim değişikliği ile ilgili üç farklı risk tanımı yapıyor. Özetle risk tanımları şöyle:

FİZİKSEL RİSK: İklim değişikliği ile birlikte aşırı hava olaylarının şiddeti ve sıklığı arttı. Bu sebeple aşırı hava olayları, mal ve altyapıya doğrudan fiziksel hasar verirken iş veya tedarik zinciri kesintileri gibi dolaylı finansal hasarlara da sebep oluyor. Bu tip hasarlar raporda fiziksel risk olarak tanımlanıyor.

GEÇİŞ RİSKİ: İklim değişikliğine karşı farkındalığın artması ve Paris İklim Anlaşması ile birlikte sektörlerde değişim yaşanmaya başlandı. Birçok şirket, kendi iradesiyle ya da yasal mecburiyetler sebebiyle düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreci yaşıyor. Bu geçiş süreci; yasal, teknolojik ve pazar değişikliklerine uyum sürecini de kapsıyor. Bu süreç içerisinde yaşanabilecek aksaklıklar, şirketler üzerinde finansal hasarlara veya itibar kayıplarına sebep olabileceği belirtiliyor. Raporda bu durum ‘geçiş riski’ ifadesiyle tanımlanıyor.

DAVA RİSKİ (YASAL RİSK): Özellikle Paris İklim Anlaşması sonrası iklim davalarında artış yaşandı. Mülk sahipleri, belediyeler, hükümetler, sigortacılar, hissedarlar ve STK’lar tarafından mahkemelere getirilen iklim davalarındaki artış ‘dava riski’ olarak ifade ediliyor. Bu davaların nedenleri arasında kuruluşların iklim değişikliğinin etkisini azaltamaması, iklim değişikliğine uyum sağlayamaması ve yasal düzenlemelerin gerekliliklerini yerine getirememesi yer alıyor.

URGENDA* DAVASINDA EMSAL KARAR

İklim değişikliği davalarından birinde diğer tüm davalara emsal olacak bir karar alındı.

Buna göre, Hollanda hükümeti ülkedeki sera gazı emisyonlarının 1990 yılındaki seviyesine oranla en az %25 oranında azaltılması yönündeki mahkeme kararına karşı açtığı temyiz davasını kaybetti. Lahey’deki temyiz mahkemesi çevreci örgüt Urgenda’nın Nisan 2015 tarihinde 900 Hollanda vatandaşı adına açtığı ve zafer kazandığı ‘dönüm noktası’ niteliğindeki mahkeme kararını onayladı.

Gerekçe olarak ise ‘vatandaşların insan haklarının çiğnendiği’ gerekçesi verildi. Bu kararın en önemli noktası ise dünya genelinde süren benzer davalara örnek olma özelliği taşıması. Bu karara kadar ABD’deki birçok dava hükümetin galip gelmesiyle son bulmuştu. Hollanda’da verilen kararın ABD’deki mahkemeleri de etkilemesi bekleniyor.

Geçtiğimiz aylarda ise yine Hollanda’da başka bir emsal karar alındı. Lahey Mahkemesi, çok uluslu petrol şirketi Shell’in, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında 2019-2030 yılları arasında karbon salımını %45 oranında azaltmakla yükümlü olduğuna hükmetti. Bu karar çok uluslu şirketlere karşı kazanılmış ilk dava olarak tarihe geçti. Böylelikle diğer şirketler için de yargıya başvurmanın yolu açılmış oldu.

*Sivil çevreci örgüt

İlginizi Çekebilir