Sigorta ve finans sektörünün sektörünün en büyük riski deprem

 Sigorta ve finans sektörünün sektörünün en büyük riski deprem

TÜRKONFED ve TÜSİAD, büyük Marmara depreminin etkileri açısından kritik olan beş sektörün direnç noktaları, kırılganlıkları ve güçlendirilmesi gereken alanlarını ele alan “Sektörler İstanbul Depremine Ne Kadar Hazır?” isimli bir rapor yayımladı. Raporda temel misyonu risk almak olan sigorta ve finans sektörünün en büyük riskinin deprem olduğu belirtiliyor.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), özellikle İstanbul’u çok ciddi etkilemesi beklenen olası Marmara depremi hakkında iş dünyasının ilgisini çekmek, farkındalık, hazırlık ve dayanıklılık kapasitesini artırmak için yapılan bir dizi çalışmanın devamı niteliğinde bir rapor hazırladı. TÜRKONFED ve TÜSİAD iş birliği, SEDEFED ve Hedefler için İş Dünyası koordinasyonu ve UPS Vakfı desteğiyle hazırlanan “Sektörler İstanbul Depremine Ne Kadar Hazır?” başlıklı raporda enerji, bilgi ve iletişim teknolojileri, ulaştırma ve lojistik, tarım ve gıda ile sigorta ve finans olmak üzere belirlenen ve depremin etkileri açısından kritik olan beş sektörün direnç noktaları, kırılganlıkları ve güçlendirilmesi gereken alanlar ele alındı. Türkiye’nin en büyük ve kalabalık şehri olmasının yanı sıra ekonomik faaliyetlerin çok önemli bir kısmının yürütüldüğü, kırılganlığı yüksek bir şehir olarak İstanbul ve içinde bulunduğu Marmara Bölgesi’nin muhtemel bir İstanbul depremine çok daha titiz bir yaklaşımla hazırlanmak zorunda olduğu belirtilen raporda 7,5 büyüklüğündeki bir depremde yolların %30’unun kapanması, 194 bin binanın orta ve üstü, 48 bin binanın ise ağır hasarlı olması beklenirken 355 hasarlı doğal gaz noktası ve 463 hasarlı içme suyu noktası olacağı tahmin ediliyor.

RİSK KÜLTÜRÜ İLE FARKLILAŞIYOR

Sigorta ve finans sektörü özelinde bakıldığında temel misyonu risk almak olarak tanımlanan sektörün en büyük riskinin deprem olduğu ve bu anlamda bir risk kültürüne sahip olması açısından diğer sektörlerden farklılaştığı belirtiliyor. Afet ve acil durum kültürüne hakim bir sektör olarak salgın sürecinde hem operasyonel hem de mali açıdan teste tabi tutulan ve güçlenerek çıkan sigorta ve finans sektörünün direnç noktaları ise şöyle:

  • Salgın: Bir afet türü olarak sektöre önemli tecrübeler kazandıran salgın pek çok ülkede sağlık sigortalarının kapsamına alınmazken Türkiye’nin öncülüğüyle COVID-19 tedavisine ilişkin harcamalar sağlık sigortalarının teminat kapsamına alındı. Ancak bu gelişme aynı zamanda sektör firmalarının bu maliyetleme sorununu da gündeme getirdi.
  • Yedekleme: Yedekleme esaslı çalışan sektör firmaları merkezleri İstanbul’da bulunsa da deprem riskinin daha az olduğu bölgelere kurdukları merkezlerde veri yedeklemesi ve muhtemel bir kriz anında operasyonların aksamadan devam etmesi için alternatif bir merkez hazırlığı yapıyor.
  • Ege Denizi Depremi: Sektör için önemli bir sınav olan Ege Denizi Depremi başarıyla atlatıldı.
  • Reasürans Kapasitesi: Reasürans kapasitesi güçlü olan sektörün muhtemel afetlerde oluşacak kaybın ve zararın ne kadar olabileceğini detaylı ve yüksek doğruluk oranıyla bilmesi en önemli direnç noktalarından birini oluşturuyor.
  • Veri Kalitesi ve Çeşitliliği: Sektör veri kalitesi ve çeşitliliği bakımından avantajlı olduğundan bir deprem sonrası müşteri ve bina bazlı ihbar alma kapasitesine sahip. Sektör temsilcileri kapasite yeterliliğine rağmen verilerin genişletilmesi ve geliştirilmesi gerektiğini düşünüyor.
  • Yüksek Farkındalık: Sektör farkındalığı çeşitli düzeylerde geliştirmek ve yaygınlaştırmak için eğitimlerle devamlılığın sağlaması açısından kriz yönetimi ve iş sürekliliği başlıklarına odaklanmakta.
  • Azalan Hasarlar: Salgın dönemiyle yavaşlayan ekonomik faaliyetler hemen hemen tüm sigorta ürünlerinde hasarı azaltırken azalan mobilizasyon ve ihtiyaçlarla birlikte satış açısından acentelerin zorluk çektiği bir dönem görüldü.

SALGIN DÖNEMİNDE NELER YAŞANDI?

Sektör, salgından güçlenerek çıkmış olsa da salgının sebep olduğu zararlar ve şiddetli doğal afetlerin faturası ağır oldu. Salgından kaynaklanan ekonomik daralma talebi düşürürken riskleri artırdı. Dijitalleşme, siber güvenlik ve veri hırsızlığı konusunu gündeme getirdi. Salgından dolayı ertelenen tedaviler ve geç teşhisler sağlık sigortaları açısından yükü artırdı. Salgının getirdiği olumlu gelişmeler de oldu. Uzaktan çalışma ve dijitalleşmenin yaygınlaşmasıyla verimlilik artışının sağlanması bekleniyor. Salgın döneminde uzaktan çalışma modeline sektör çalışanları hızla adapte olmayı başardı. Müşterilerin de önemli bir kısmının uzaktan çalışma modeline geçmesi hasar ve kayıp risklerini azalttı. Salgın döneminin belki de en önemli kazanımı ise risk bilincinin hem bireysel hem de kurumsal açıdan artarak kriz ve risk yönetiminin önemli ve öncelikli hale gelmeye başlaması.

EN KIRILGAN NOKTA TECRÜBELİ EKSPER AZLIĞI

Raporda sektörün yaşanabilecek riskler, meydana gelebilecek hasar ve oluşabilecek maliyetler hakkında gerçekçi öngörüleri elini güçlendiriyor olsa da sektörel kırılganlıkları şöyle sıralanıyor:

  • Yetişmiş ve tecrübeli eksper sayısı çok az durumda, aynı zamanda eksperlerin bölgesel dağılımının dengesizliği de söz konusu. Eksperlerin büyük çoğunluğunun İstanbul’da yaşadığı ve beklenen İstanbul Depremi’nde afetzede durumuna düşecekleri bu nedenle de hasar tespiti yapmanın imkansız hale gelebileceği belirtiliyor.
  • Yatırımcı ve farkındalığı çok düşük durumda. Sektördeki yüksek farkındalığa ve risk kültürüne karşın toplum ve yatırımcı tarafında oldukça düşük seyreden farkındalık seviyesi bulunuyor. Bu eksiklik ise milyonlarca dolarlık yatırımların telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasına yol açabilir.
  • Sigortalılık oranı artırılarak devletin üzerindeki mali yük hafifletilmeli. Depreme ilişkin analizler de muhtemel bir depremde milyarlarca liralık kayba sebep olabileceğini ortaya koyuyor. Bu kaybın sadece %15’i sigorta şirketleri tarafından tazmin edilebileceğinden kamu üzerindeki yük kritik bir düzeyde olacak ve bu kaybın telafisi çok uzun yıllar alacak.
  • DASK sağlıklı bir işleyişe sahip değil ve sistemle uyumlu değil. DASK, konutları piyasa değerlerinin çok altında bir değerle sigortalamakta, DASK’ın göndermiş olduğu eksperlerin raporları ile özel sektör eksperlerin hazırladığı raporlarda belirgin farklar gözlenmekte. Ayrıca DASK elektrik, su abonelikleri ile tapu işlemleri tamamlandıktan sonra bir kere yapılıyor ve takip eden senelerde tekrardan yapılıp yapılmadığı takip edilmiyor.
  • Kamu ve yerel yönetim işbirliği yetersiz. Afet sonrası zarar gören binaya farklı firmaların birden fazla eksperi giriyor ve ortaya çoğu kez birbirini tekrarlayan raporlar çıkıyor. Bu durum hem zaman kaybına hem de eksperlerden faydalanma verimliliğinin azalmasına yol açıyor. Bu karışıklığın yeniden tasarlanması ve iyileştirilmesi için kamu ve yerel yönetim iş birliği içerisinde olmalı.
  • Risk faktörleri değişiyor. Salgınla birlikte değişen çalışma kültürü sonucunda iş yerlerine ilişkin risk yerini evdeki risklere bıraktı. Risk faktörlerindeki değişimle beraber doğrudan ve dolaylı hasar kavramları tekrardan gündeme geldi.

AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ İKTİSAT BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. MURAD TİRYAKİOĞLU:

“Sigorta sektörü muhtemel bir afette büyük bir sorumluluğa sahip”

Sigorta sektörünün muhtemel bir afette büyük sorumluluk üstlendiğini belirten Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu, “Afet yönetiminin çok paydaşlı yapısı içinde sigorta sektörü çok merkezi bir noktada konumlanıyor” dedi.

İstanbul’un tarih boyunca birçok deprem yaşadığını ve çok da uzak olmayan bir süreçte yine büyük bir deprem yaşanması ihtimalini uzmanların sürekli dile getirdiğini aktaran Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu, Marmara Depremi sonrası farkındalığın artmış olmasına rağmen beklenen depreme yeterince hazır olunmadığını ve mevcut araştırmaların da bunu gösterdiğinin altını çizerek, “Örneğin 2019 yılında İBB’nin gerçekleştirdiği İstanbul Deprem Çalıştayı’nın sonuç raporuna göre, 7,5 büyüklüğündeki bir deprem sonrasında, 1.2 milyon bina stoku olan şehirdeki 194 bin binanın orta ve üstü, 48 bin binanın ise ağır ve çok ağır hasar alabileceği öngörülüyor. Türkiye’nin toplam nüfusunun %19’unun yaşadığı, GSYİH’nin %30,1’ini oluşturan, sosyoekonomik faaliyetlerin çok önemli bir kısmının yürütüldüğü bir şehirden söz ediyoruz. Tüm bunları değerlendirdiğimizde bu felaketin ortaya çıkartacağı toplumsal travma, sosyal ve ekonomik sorunlar ve ekonomik faaliyetlerin durma riski muhtemel İstanbul Depremi için çok boyutlu ve çok paydaşlı bir hazırlık sürecini de zorunlu kılıyor” dedi. Raporu hazırlarken sigorta ve finans sektörünü bir arada inceleyerek ortak kırılganlıklarını, direnç noktalarını, güçlendirilmesi gereken alanlarını belirlemeye gayret ettiklerini belirten Doç. Dr. Tiryakioğlu, “Sigorta ve Finans, COVID-19’u güçlenerek atlatan sektörlerden biri oldu ancak pandeminin sebep olduğu zarar, sektör açısından maliyetli bir süreçti. Yaşanan ekonomik daralmanın talebi düşürüp, riskleri artırdığını görüyoruz.

‘SEKTÖR AFET DURUMLARINDA DAHA DETAYLI ÖNGÖREBİLİYOR’

Tüm bunlara rağmen sigorta ve finans sektörü muhtemel afet durumlarında karşı karşıya kalınacak kaybın ve zararın ne kadar olabileceğini, diğer sektörlere göre çok daha detaylı ve yüksek doğruluk oranında öngörebiliyor. Bununla birlikte güçlü bir reasürans kapasitesine sahip olan sektör sahip olduğu risk kültürünü, farkındalık çalışmalarıyla toplumsal ve sektörel düzeyde yaygınlaştırmak istiyor ve bunu gerçekleştirebilecek kapasite ve yeteneğe de sahip. Ancak yüksek veri kalitesi ve kapasitesi sayesinde sektör dinamikleri etkin bir şekilde yönetiliyor olsa da geliştirilmesi gereken yönler var. Dolaylı hasarlar konusunda da toplumsal ve sektörel farkındalık sağlamak sektörün hassas gündem maddelerinden biri olarak ajandada yer alıyor” diye konuştu. Doç. Dr. Tiryakioğlu önceki depremlerde sektörün gösterdiği performans hakkında şunları söyledi: “İddialı bir ifade olarak görülebilir ancak şöyle bir gerçek var: Hiçbir ülkede ya da bölgede, hiçbir sektör, özellikle de deprem gibi yıkıcı etkisi çok yüksek olabilecek bir afet durumunda tam hazırlıklı olamaz. Biz de bu raporu hazırlarken “Belirsizliğe Hazırlanmak” dedik çünkü böylesi büyük bir afette tam olarak bir netlikten söz edemeyiz.

‘SEKTÖRÜN PROAKTİF KABİLİYETİ YÜKSEK’

Ancak tüm bunlara rağmen sigorta ve finans sektörü için farkındalık düzeyinin çok yüksek olduğunu, incelediğimiz diğer sektörlere oranla afet ve risk kavramının faaliyetlerinin odağında yer aldığını söylemek mümkün. Kaldı ki sektörün acil durumlara adaptasyon kapasitesinin yüksek olduğunu salgın döneminde bir kez daha gördük. Kısa süre içinde kapsama dâhil edilen bu özel durum, sektörün proaktif kabiliyetinin yüksek olduğunu gösteriyor. Tüm süreçler ve gerçekler sonucunda ulaşılan son noktada ise sigorta sektörünün muhtemel bir afet öncesinde ve sonrasında, özellikle de öncesinde büyük bir sorumluluğu olduğunu söyleyebiliriz.”

İlginizi Çekebilir