Sektör COVID-19’un uzun dönemli etkilerine karşı risk yönetiminde daha dikkatli olmalı
Swiss Re’nin pandeminin uzun vadeli etkilerini ve aşırı ölüm oranlarındaki artışı inceleyen ‘COVID-19 Sonrası Aşırı Ölüm Oranlarının Geleceği’ başlıklı raporda, COVID-19’un hem doğrudan hem de dolaylı olarak aşırı ölüm oranlarını artırmaya devam ettirdiği belirtiliyor. Bu durumun hayat ve sağlık sigortası için potansiyel bir zorluk teşkil ettiği ifade edilen raporda, sigorta şirketlerinin risk yönetiminde daha dikkatli olması gerekliliği vurgulanıyor.
2020 yılı başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir sağlık krizi haline gelen COVID-19 pandemisi, dünya genelinde sağlık sistemlerini ve bireylerin yaşam kalitesini derinden etkileyen bir kriz olarak tarihe geçti. Ancak pandemi kontrol altına alınmış olsa bile, virüsün uzun vadeli etkileri konusunda ciddi kaygılar yaşanmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalar COVID-19 geçirenlerin semptomlarının aylarca devam edebileceğini gösteriyor. COVID-19 geçiren bireylerin birçoğu, iyileşme süreci sonrasında uzun süreli ve bazen kalıcı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabiliyor.
Swiss Re Enstitüsü’nün ‘COVID-19 Sonrası Aşırı Ölüm Oranlarının Geleceği’ başlıklı raporu, pandeminin uzun vadeli etkilerini ve aşırı ölüm oranlarındaki artışı inceliyor.
Rapora göre, COVID-19’un doğrudan ve dolaylı etkileri nedeniyle, ABD ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde aşırı ölüm oranları hâlâ yüksek seviyede seyrediyor. 2021 yılında, ABD’de aşırı ölüm oranının 2019 seviyesinin %23 üzerinde, Birleşik Krallık’ta ise %11 üzerinde gerçekleştiği ifade ediliyor. Eğer mevcut eğilimler devam ederse, 2033 yılına kadar ABD’de aşırı ölüm oranlarının %0 ila %3, Birleşik Krallık’ta ise %0 ila %2,5 arasında olacağı öngörülüyor.
BİRÇOK ÜLKEDE ÖLÜM ORANLARI ARTIYOR
Rapora göre, 2020’de pandeminin başlamasının üzerinden 4 yıl geçmiş olmasına rağmen, dünya genelinde birçok ülke hâlâ artan ölüm oranlarını bildiriyor. Bu etkinin, genel olarak sağlık sistemlerinden ve toplum sağlığından bağımsız olduğu gözlemleniyor. Nüfus büyüklüklerindeki değişiklikler ile ülkeler arası karşılaştırmaları karmaşıklaştıran raporlama mekanizmaları ve ölüm sınıflandırmaları dikkate alındığında bile bu eğilim açıkça görülüyor. Ayrıca, aşırı ölüm oranlarının bir ölçüde eksik raporlanmış olma olasılığı da bulunuyor.
Raporda, 2020’den itibaren pandeminin olağanüstü ölüm oranları nedeniyle aşırı ölüm oranlarını nicel olarak belirlemenin önemli bir zorluk haline geldiğine dikkat çekiliyor. Aşırı ölüm oranı, beklenen ‘normal’ ölüm sayısının üzerinde gerçekleşen ölümleri ifade ediyor. Beklenen ölüm oranlarını hesaplamak için kullanılan farklı yöntemler, oldukça farklı aşırı ölüm oranları sonuçlarına yol açabiliyor.
TAZMİNAT TALEPLERİ DEVAM EDEBİLİR
Rapora göre bu durum, hayat ve sağlık sigortası için potansiyel bir zorluk teşkil etmekte olup, genel nüfus eğilimlerinin sigortalı nüfusa nasıl yansıyacağına bağlı olarak önümüzdeki birkaç yıl boyunca yüksek ölüm tazminatı taleplerinin devam etme olasılığını ortaya koyuyor. Süregelen aşırı ölüm oranları, hayat ve sağlık sigortası kapsamında hem tazminat taleplerini hem de rezervleri etkileyebilir. Beklentilerin üzerinde seyreden aşırı ölüm oranları, mevcut hayat sigortası portföylerinin uzun vadeli performansını olduğu kadar, yeni hayat sigortası poliçelerinin fiyatlandırmasını da etkileyebilir.
Swiss Re Enstitüsü, bu araştırmada küresel aşırı ölüm oranı eğilimlerini analiz ederek ve bu eğilimleri etkileyen temel faktörleri ayrıştırarak, ABD ve Birleşik Krallık için önümüzdeki 10 yıla yönelik farklı senaryolar altında aşırı ölüm oranlarını öngörüyor. Araştırma bulguları, aşırı ölüm oranlarının günümüzde devam ettiğini ve potansiyel olarak önümüzdeki 10 yıl boyunca sürebileceğini ortaya koyuyor. Genel nüfus tahminlerine göre, aşırı ölüm oranlarının 2033 yılına kadar kademeli olarak azalması ve ABD’de %0-3, Birleşik Krallık’ta ise %0-2,5 aralığına gerilemesi bekleniyor. Raporda buna karşılık, hesaplamalara göre 2023 yılında aşırı ölüm oranları ABD’de %3-7, Birleşik Krallık’ta ise %5-8 aralığında seyrettiği vurgulanıyor.
İyimser bir senaryoya göre, ABD ve Birleşik Krallık’ta pandemiye bağlı aşırı ölüm oranlarının 2028 yılına kadar ortadan kalkarak pandemi öncesi ölüm oranı beklentilerine geri döneceği öngörülüyor. Ancak kötümser bir senaryoda, aşırı ölüm oranlarının 2033 yılına kadar pandemi öncesi beklentilerin üzerinde kalmaya devam edeceği tahmin ediliyor. Bu aralıklar, ölüm oranındaki iyileşme varsayımlarındaki farklılıkları – beklenen ölüm oranı seviyesini hesaplamak için kullanılan – ve veri kalitesi ile raporlama yöntemlerindeki farklılıkları dikkate alıyor.
PANDEMİ ÖLÜM NEDENLERİNDE DEĞİŞİKLİKLERE YOL AÇTI
Raporda bu eğilimlerin, ülkelerin COVID-19’a yönelik aldıkları önlemlerle doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekiliyor. Özellikle, önleyici tedbirlerin uygulanma zamanlaması ve etkinliği ile ölüm oranlarının beklenen seviyelere ne kadar sürede döndüğü bu farklılıkları belirleyen temel faktörler olarak yer alıyor.
Pandeminin aşırı ölümlerin nedenlerinde önemli değişikliklere yol açtığı belirtilen raporda, 2020 yılından itibaren bu tür verileri raporlayan gelişmiş ülkelerde yapılan analizin, başlıca ölüm nedenlerinin zaman içinde nasıl değiştiğini ortaya koyduğu ifade ediliyor. Solunum yolu hastalıklarının her yıl aşırı ölümlerin en büyük payını oluşturduğu vurgulanan raporda, bu dönemde ölüm nedenlerinin kayıt altına alınmasında tutarsızlıklar olduğu ve bazı ölümlerin COVID-19 olarak yanlış sınıflandırıldığına dair bulguların elde edildiğinin altı çiziliyor.
Rapora göre, Birleşik Krallık ve ABD verileri, 2020 yılından itibaren kardiyovasküler hastalıklara (KVH) bağlı ölümlerde kayda değer ve açıklanamayan bir artış yaşandığını gösteriyor. Bunun yanı sıra, bazı ülkelerde kanser gibi diğer önemli ölüm nedenleri için de pandemi öncesi ortalamaların üzerinde aşırı ölüm oranlarının rapor edildiği belirtilen rapora göre bu bulgular, ölüm nedenlerinin detaylı ve doğru bir şekilde analiz edilmesi gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Mevcut tıbbi eğilimler ve öngörülen ilerlemeler ışığında, COVID-19’un hem doğrudan hem de dolaylı olarak aşırı ölüm oranlarını artırmaya devam ettirdiği sonucuna varan raporda, uzun vadede metabolik sağlığı olumsuz etkileyen yaşam tarzı faktörleri, özellikle obezite ve diyabetin, nüfus genelinde aşırı ölümleri artıran önemli bir etken haline gelebileceği ifade ediliyor.
Sigorta şirketlerinin, genel nüfusta görülen aşırı ölümleri ve bunlara yol açan temel nedenleri yakından izlemeye devam etmelerinin önemine dikkat çekilen raporda, genel nüfus ile sigortalı nüfus arasındaki farklılıkların dikkatle değerlendirilmesi, gelecekteki risklerin yönetimi ve uygun sigorta politikalarının geliştirilmesi açısından kritik bir rol oynayacağı belirtiliyor.
Pandeminin uzun vadeli etkilerini ve aşırı ölüm oranlarındaki artışı incele Swiss Re Enstitüsü’nün raporunda, COVID-19 sonrası aşırı ölüm oranlarına dair dikkat çeken bulgular yer alıyor.
- Aşırı Ölüm Oranları
Pandemi, sadece doğrudan ölümlere değil, dolaylı olarak artan aşırı ölüm oranlarına da sebep oldu. Örneğin:- 2021 yılında ABD’de ölüm oranları, pandemi öncesi seviyelere göre %23 daha yüksekti.
- Birleşik Krallık’ta ise bu oran %11 olarak tespit edildi.
Bu eğilimlerin 2033 yılına kadar devam etmesi halinde, aşırı ölüm oranlarında %0 ila %3 arasında bir artış öngörülüyor.
- Etkileyen Faktörler
- Kronik Hastalıklar: COVID-19, kalp ve damar hastalıkları gibi mevcut sağlık sorunlarını kötüleştirerek ölüm oranlarını artırdı.
- Sağlık Sistemi Aksamaları: Pandemi sırasında sağlık hizmetlerine erişimdeki kesintiler, kronik hastalıkların yönetimini zorlaştırmış ve ölüm riskini yükseltti.
- Bağışıklık Sistemi Zayıflıkları: COVID-19 geçirenlerde bağışıklık sisteminde uzun süreli hasar oluşabiliyor.
- Öneriler ve İyimser Senaryolar
- Aşılamanın devam etmesi ve erken teşhis programlarının yaygınlaşması, aşırı ölüm oranlarını düşürebilir.
- Sağlık hizmetlerinin kapasitesinin artırılması, pandeminin dolaylı etkilerini azaltabilir.
- Sigorta Sektörü İçin Çıkarımlar
Sigorta şirketlerinin risk değerlendirme modellerini güncellemeleri gerekiyor. Bu değişiklikler, uzun vadeli COVID etkilerine yönelik stratejik planlama ile desteklenmeli.
