Rutubetli bir bodrumdan yönetici koltuğuna: Sigortayla geçen 77 sene

 Rutubetli bir bodrumdan yönetici koltuğuna: Sigortayla geçen 77 sene

Sigorta sektörünün günümüzde geldiği noktaya ulaşmasında büyük emeği olan isimlerden biri de duayen sigortacı Adli Okuş. Büyük mücadeleler, zorluklar ve sürprizler ile dolu sigortacılık macerasını Sigortacı Gazetesi için anlatan Okuş, 1940’larda sigortacılığın işleyişinden serbest tarife rejimine kadar Türkiye’nin bir sigortacılık haritasını çiziyor.

Sigortacılığın dinamiklerini anlamak için geleceği düşünmek kadar geçmişi de muhakeme etmek ve değerlendirmek gerekiyor. Ülkemizde sigortacıların güven veren bir kurum olmasını mümkün kılan, emekleriyle sektörü bu günlere taşıyan sigortacılığın duayenlerinden öğrenecek çok şeyimiz var. Sektörün çınarlarından bahsettiğimizde aklımıza gelen ilk isimlerden biri Doğan Sigorta, Anadolu Sigorta, Güven Sigorta ve Ray Sigorta’da önemli görevlerde bulunmuş, başarılarla dolu kariyerini Başak Sigorta’da Genel Müdür Yardımcısı ve Fen Müşaviri olarak noktalayan Adli Okuş. Okuş’un yarı karanlık, rutubetli bir bodrumda başlayan, Türkiye’deki gelişmelerle beraber değişen ve dönüşen, son kertede ise günümüz sigortacılığının temellerini oluşturan hikayesini okurken bu mesleğin hayatlara nasıl dokunduğunu görecek, Türkiye’de sigortacı olmak için verilen mücadeleye dair pek çok anı ve öngörü bulacaksınız:

“Mesleğe 1944 yılında, o tarihlerde yeni kurulmuş olan Doğan Sigorta şirketinde başladım. Sektördeki dört şirkette hizmet verdikten sonra 1984’te kendi isteğimle Başak Sigorta Fen Müşavirliği ve Genel Müdür Yardımcılığı görevinden emekli oldum. Bu döneme ait yaşadıklarım ve anılarım benden istenen bilgilerin dışında kaldığından müsaadenizle değinmeyeceğim. Emeklilik sonrası ise, kanımca daha aktüel ve sürdürdüğüm çalışmalarla ilgili oluğundan bazı özelliklerine değinmekte fayda görüyorum.

37 YILDIR DEVAM EDEN DANIŞMANLIK HİZMETİ

Sunmak istediğim hizmetin kapsamını şöyle özetleyebilirim: Şüphesiz bilindiği gibi her sigorta branşında, sigortalıya sağlanan teminat farklı olduğu gibi, her sigorta branşının karşıladığı rizikonun özelliklerine göre genel ve özel şartları da farklı hükümleri kapsıyor. Dolayısı ile danışmanlık hizmetinin kapsamını öncelikle, sigorta konusu rizikonun özelliklerine göre farklılıkları dikkate alarak ön planda tuttum. Ayrıca sigortalanacak değerin özelliklerini incelemiş olarak bir hasar vukuunda sigorta kapsamındaki rizikolardan hangilerinin teminat kapsamında olması gerektiğini tespite ve sigorta konusu her rizikonun kapsamını, gereksinmelerimizi dikkate alarak yeniden düzenlemeye çalıştık. Bu nedenle ilgili sigorta mukavelesinde yazılı genel ve özel şartlarda öngördüğümüz değişiklikler ve ilavelerle ilgili görüşlerimizi belirleyerek, gereksinmelerimizi karşılayacağını tespit ettiğimiz özel şatlarımızın sigorta kapsamına alınması için sigortacımızla müzakereler yürüttük. Sonuç olarak, bir hasar halinde sigorta mukavelesinde, bizim eklediğimiz yahut değiştirdiğimiz veya kapsam dışı bıraktığımız hükümlerle yeniden şekillenen hükümleri taşıyan genel ve özel şartların eksiksiz uygulanması sonucu tazminat ödenmesi ve tutarı yönünden tarafları tatmin edecek bir sonucun gerçekleştirilmesi hedefimiz oldu. Zannediyorum sonuçları gözden geçirdiğimde genelde başarılı olduğum sonucuna varıyorum. Bu konuyu çok önemli kabul ettiğim bir uygulamamızla noktalamak istiyorum. Bizimle çalışmak isteyen bir sigortalı, şimdiye kadar hizmet aldığı bir sigorta acentesinin yerine bizi tercih ediyorsa, kendilerine teşekkür ederek ve hizmet veremeyeceğimizi özür dileyerek bildirdik. Bir meslektaşımın ekmeğini elinden almak; benim meslek ahlakı anlayışımla bağdaşamazdı. 37 seneden beri sürdürdüğümüz bu hizmet ile sigortalılarımızı memnun etmişsek, görevini yapan eski bir sigortacı olarak mutluluk duyarım.

’77 YIL UZUN AMA BEN MESLEĞİ SEVİYORUM’

Kaç senelik sigortacıyım? Bu sualin cevabını ben de bilmiyorum. Doğan Sigorta’dan ayrıldıktan sonra biraz uzun süren öğrencilik döneminin sonunda fakülteyi bitirdim. Hemen vakit kaybetmeden Yedek Subay sıfatı ile 10 aylık okul ve subaylık hizmet süresini de tamamladım. Askerlik dönüşü aylarca devam eden iş arama süresi dikkate alınmalı mı, bilmiyorum? Bu durumda kaç senelik sigortacı olduğumu hesaplamam; değerlendirme ölçülerine bağlı olarak değişebiliyor. Aradaki boşlukları dikkate almadan 2021-1944=77 sene diyebilirsiniz. Oldukça uzun ama ben hala mesleğimi seviyorum.

Çalışmaya başlamamın hikayesi ise, bana göre ilginç. 1944 yılı, 2. Dünya Savaşı’nın en hareketli yılları. Savaşın başladığı 1939’dan bu yana harbin yurtta yarattığı sıkıntı ve yokluklar daha da artmış durumda. Üstelik 1944’de Alman askerleri Yunanistan’ı da işgal etmiş olup, hudutlarımıza doğru ilerliyor. Sıkıntı ve korkularımız had safhada. Bu ortamda babamı kısa bir hastalık sonu kaybettim. Rahmetle anıyorum ama veraset olarak bize ödenmesi gereken biraz borç bırakmıştı. Eldekilerle kapattık. Fakat dul ve yetim maaşının bağlanması gecikiyordu. Ben ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1. sınıfına daha yeni başlamıştım. Bununla beraber, şartlar benim bir iş bularak çalışmamı giderek zorluyordu. O günün koşullarında iyice planlayarak kendime göre bir çözüm yolu buldum.

Sektörün çınarlarından Adli Okuş, 2019 yılında düzenlenen bir toplantıda sigortacılığın duayenleriyle bir araya gelmişti.

‘KAZIM TAŞKENT’İ ARACINDA YAKALADIM’

Taksim Gümüşsuyu’ndaki Alman Konsolosluğunun arka cephesine yakın Çifte Vav sokağındaki evlerin birinde kiracı olarak oturuyorduk. Eve çok yakın olan Konsolosluğun arka cephesine aşağıdan bakan bir sokak ise çok önemliydi. Sokağın denize bakan cephesinde yüksek bir duvar, yol boyunca devam ediyordu. Duvarın arkasında Boğaz’ın bütün güzelliklerini kesintisiz seyre imkan veren şahane köşkler sıralanmış olup, sahipleri genelde önemli kişilerdi. Mesela saray misali çok güzel ve büyük bir köşkün sahibi ve orada oturan hanım efendi Atatürk’ün ayrıldığı eşi Latife Hanım idi. O bölgedeki köşklerden birinde oturan ve duvara açılan kapısına, akşamları özel arabası ile gelen bir beyefendi ise herkesin dikkatini çekiyordu. Harp yıllarındaki yaşadığımız her türlü yokluk ve sıkıntılara karşın İstanbul’da senelerden beri hemen hemen hiç rastlamadığımız özel şöförlü lüks bir otomobil ve içinde saygınlığı anlaşılan bu beyefendiyi ben dahil, muhitteki komşular merakla izlemeye devam ediyorduk. Bilen de bilmeyen de hakkında muhtemelen doğru olmayan hikayeler anlatıyordu. Nedense, içimden gelen bir merakla kim olduğunu, özelliklerini etrafa sora sora öğrendim: İsmi Kazım Taşkent’miş. Türkiye’de ilk şeker fabrikasını kuran bir sanayici olarak tanınıyordu. Harpten evvel ülkeye çok değerli yatırımlar yapmış, şimdi de bütün olumsuzluklara karşın İsviçre’de bir kazada ölen oğlunun adını taşıyan ve Doğan Sigorta diye anılan bir şirket kurmuş. Bu son bilgiyi, işsiz olduğu için iş arayan ve Kazım Taşkent ile görüşme çabalarını sürdüren bitişik komşumdan öğrenmiştim. Ben de iş arıyordum.

Karar verdim; söyleyeceklerimi önceden düşünerek planladım ve bir akşam köşke geliş saatine yakın kapı önünde heyecanla bekledim. Şoförünün kapıyı açması ile öne çıkarak sigorta şirketinde iş isteğimi; nedenlerini de sıralayarak dile getirdim. Zannederim en geç on günlük, çok hareketli bir uğraş sonucu Doğan Sigorta şirketinin bodrum katındaki basılı evrakın bulunduğu depoda görev başındaydım. Aradaki 10 güne ilişkin olaylar ise, başlı başına bir hikaye konusu olacak nitelikte. Burada tekrarlamam kanaatimce gerekmiyor. Yalnız Allah’ın bildiği kuldan saklanmazmış, Kazım Taşkent’le tahminen 10 gün süren buluşmalarımızda gerçek dışı beyanlarım da oldu. İktisat Fakültesi’ndeki benden üst sınıftaki arkadaşlarımdan öğrenmiştim; 3. sınıftaki dersler arasında sigorta dersi de varmış ve Türkiye’deki üniversiteler arasında ilk defa Prof. Alfred Isaac hoca bu dersi veriyormuş. Ben gerekli bilgileri alarak kafamda düşüncelerime yardımcı olacak bir düzen kurdum ve sigorta dersini 3. sınıftan 1. sınıfa çektim ve üstelik hocamın ilerde meslek olarak sigortayı seçmemi tavsiye ettiğini, ülkemde sigorta sektörüne harpten sonra çok ihtiyaç olacağını eklediğini de söyledim. Galiba faydası da oldu. Ben ise mecburi yalanımı itiraf ettiğime göre her halde affedilmiş sayılabilirim.

‘BELGELERİ GÖRMEK İÇİN KAT DEĞİŞTİRİYORDUK’

Doğan Sigorta Şirketi kurulduğunda, şimdiki Yapı Kredi Bankası’nın Sultan Hamam şubesinin işgal ettiği handa faaliyetini sürdürüyordu. Sırası gelmişken hemen söyleyeyim; benim Doğan Sigorta’da çalıştığım yıllarda Yapı Kredi Bankası gene Sayın Kazım Taşkent tarafından kuruldu. Kişisel olarak kendisine minnet ve şükran borçluyum.

Doğan Sigorta’daki çalışmama gelince: İlk çalışma yerim bodrum kat. Çok zayıf bir elektirik ışığı ile aydınlatıldığından servislerin istediği yazılı belgeleri görebilmem için çok defa ışıklı bir üst kata çıkmam gerekiyordu. Havasız, rutubetli ve soğuk, üstelik yarı karanlık bir yerdi. Hatırladığıma göre bodrum katında görevim uzun bir süre devam etmedi. Servis şefim, herkesin çok sevdiği, görevi olsun olmasın her zorluğu halletmeyi görev kabul eden Mehmet abi, bana da çok önemli bir iyilik yaptı: Muhasebe servisinden istifa eden bir personel yerine dışardan yeni bir eleman aranıyormuş. Olayı duyan Mehmet abi, muhasebe müdürü ve hepimizin abisi olarak nitelenen üstelik herkesin çok sevdiği Nuri abiye gidip, dışardan aramanıza gerek yok bodrum katındaki Adli ile konuştum, üniversitede muhasebe okuyorlarmış, ben muhasebeyi iyi bilirim diyor, alın yukarıya diye teklifte bulunmuş. Mehmet abi süratle aşağıya inip olanları nakletti ve ve benim söylediklerimi sakın yalanlama diye de sıkı sıkı tembihledi. İki seneye yakın muhasebe servisinde çalıştım. Ancak fakülte derslerini gerektiği kadar takip edemediğimden ilk sene sınıfta kaldım. İkinci sene Nuri abinin hala minnetle hatırladığım müsamahası ile dersleri zaman zaman takip imkanı bulsam da yeterli olmadığındığından öğrenime devam amacı ile işten ayrılmaya karar verdim. Fakülteden mezun olunca zaman kaybetmeden yaptığım askerlik sonucu İstanbul’a döndüğümde, aradığım işi sigorta sektöründe bulabilirdim.

Fakat önemli bir zorluk vardı. Sigorta şirketlerinin sayısı henüz bir elin parmak sayısını geçmiyor, çalışanların sayısı da kısıtlı ve haklı olarak işlerine çok bağlıydılar. Sonuç olarak aylarca süren iş bulma girişimim başarılı olamadı. Bir gün Galata’da Rıhtım caddesinde yürürken Anadolu Sigorta’nın o dönemdeki çalışma merkezinin önünde yemek molasını çıkmış, Doğan Sigorta’da geçmişte beraber çalıştığımız bir abimle ayaküstü sohbetimiz oldu. Konu iş aramaya gelince Anadolu Sigorta’da hayat servisi şefi olarak çalıştığını ve güzel bir tesadüf olarak benimle karşılaştığını belirterek, servisindeki bir elemanının işten çıkarıldığını, yerine yenisini aradığını, beni ise çok iyi tanıdığını ancak tecrübesiz bir elemana verilebilecek ücrete razı olup olmayacağımı öğrenmek istediğini sordu. Hiç düşünmeden evet demem üzerine, yetkililerce yapılan soruşturma ve incelemeler sonucu 1950 yılının kasım ayında Anadolu Sigorta şirketinde işe başladım. Sigorta şirketlerinde 34 sene süren hizmetimi ise, son olarak Fen Müşaviri ve Genel Müdür Muavinliği görevini üstlendiğim Başak Sigorta şirketinden emekliliğimi isteyerek sonlandırdım.

‘EN BÜYÜK FARK SERBEST TARİFE’

Benim dönemimin sigortacılığı ile bugünün sigortacılığı arasında çok önemli farklar var. Bana göre en önemli farklılık eski uygulamaya özgü devletin ve daha sonra Milli Reasürans’ın kontrolü altındaki tarife rejimi ile 1991’de yürürlüğe konan serbest tarife rejimi. Tarifelerin uygulanmasındaki prensipler yönünden mukayese kabul edilemeyecek özellikler taşıyor. Benim dönemimde sigorta branşlarına ait genel tarife fiyatları ile özel rizikolara uygunacak sigorta fiyatlarını tarife komiteleri tespit eder, o dönemdeki yetkili olan Ticaret Bakanlığı’ndaki ilgilileri aynen veya uygun gördükleri değişikle tasdik ederdi. Bu tarifelerin bütün sigorta şirketleri tarafında değiştilmeden, uygulanma zorunluluğu vardı. İşlemlerimiz devamlı kontrol altında olup aksine uygulamaların cezası; olayın özelliğine göre çok ağır da olabilirdi. Bugün ise serbest tarife diye isimlendirilen, fakat kanımca tarife tanımına girmeyen bir uygulama ile karşı karşıyayız. Rizikonun ağırlığına ve özelliğine göre değişen bir fiyat uygulamasına; özellikle büyük ticari ve sınai risklerde pek rastlanmıyor.

Rizikonun özelliği ve ağırlık derecesine göre farklı uygulamalara pek rastlanmıyor. Geçmiş uygulamada, şüphesiz tenkit edilebilecek pek çok yanlış ve gereksiz işlemler vardı. Bununla beraber sigorta sektöründe ciddiyetle uygulanan bir sistem çalışıyordu. Yıllarca, çeşitli tarife komitelerinde çalışmış olmam bana çok şey kazandırdı. O dönemin kendine mahsus özellikleri içinde yüklendiğim bu görev; mukayeseye imkan verdiği için kendimi talihli kabul ediyorum.

‘AKTÜERYANIN ALANI GENİŞLEDİ’

Bugünün sigortacılarını ise asla küçümsemiyorum. Yurt içi ve yurt dışı çalışmaları ile sigortacılığın uluslararası boyutlarında yarışıyorlar. Örneğin bizim zamanımızda da aktüerya özellikle yalnız hayat sigortacılığında yararlı oluyordu. Bugün ise aktüerya, sigortacılığın her bölümündeki hizmetleri ile dikkati çekiyor ve çalışma alanları genişledi. Ancak, kişisel olarak, ülkemizdeki bugünkü serbest tarife uygulamasının, sigortanın temel prensipleriyle bağdaşmadığını düşünüyorum.

Geçmiş tecrübeme istinaden gerekçesini ufak bir örnekle açıklamaya çalışayım: Tarihini yanlış hatırlamıyorsam 1984’te Yangın Sigortaları Tarife Komitesi Başkanlığı’na seçilmiştim. O dönemde sektörde serbest tarifeye geçiş konusunda sigorta şirketleri tarafından devamlı bir çalışma yürütülüyordu. İlerde serbest tarifenin uygulanmasından doğabilecek sakıncaları önceden önlemek adına; yangın sigortalarında çeşitli rizikoları dikkate alarak sigorta şirketlerinin öncelikle dikkate almaları gereken fiyatların tespiti istendi. Ancak, bu çalışmada fiyatlara eklenen şarjmanlar söz konusu olmadan, diğer bir deyişle net riziko fiyatlarının tespiti öngörülmüştü. Hatırımdan hiç çıkmayan ve gerektiğinde tekrarladığım bir fiyat var. Sivil rizikonun net fiyatını binde 0,26 olarak bulduk. Diğer bir deyişle bugünkü uygulama ile ilişiği olmayan bir sonuca varıldı. Eski ile yeniyi karşılaştırdığımızda söylenecekler bir kitap konusu olabilir. Ancak bugünkü uygulamanın özelliklerini; içinde yaşamadığım için tam bilmiyorum. Bu nedenle değinmeyeceğim.

Avatar

Esra Nur Mocu

esra@sigortacigazetesi.com.tr

İlginizi Çekebilir