Meslek hastalıklarında sorumluluk tartışması
Ülkemizde meslek hastalığından doğan sorumluluklar gelişmiş ülkelerden farklı olarak iş kazalarından doğan sorumlulukların gerisinde kalsa da bu durumun önümüzdeki dönemde değişeceği düşünülüyor. Meslek hastalığı tarafında rizikonun gerçekleşmesi ve sorumluluğun paylaştırılması konularında bazı anlaşmazlıklar ortaya çıkabiliyor.
Ülkemizde işverenler yalnızca iş kazaları dolayısıyla değil, çalıştırdıkları kişilerin maruz kaldığı meslek hastalıkları dolayısıyla da sorumluluk altına girmektedirler. İşverenlerin sorumluluğu “isteğe bağlı” sigortalar arasında yer alan “işveren sorumluluk sigortası” (daha doğru bir anlatışla “işveren sorumluluğu sigortası”) ile temin edilmektedir. Bu sigorta esas olarak işverenin iş kazalarından doğan sorumluluğu için koruma sağlamaktadır. Meslek hastalıklarından sorumluluk ise (tarafların ayrıca anlaşma yaparak sigorta kapsamına dahil ettirebilecekleri) bir ek teminat olarak öngörülmüştür (İşveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartları m.2/C).
Dünyada iş kazalarından sorumluluğun meslek hastalığından sorumluluğa oranla daha geride kaldığı görülmektedir. Buna karşılık Türkiye’de durum tersinedir. Meslek hastalığı sebebiyle sorumluluk az sayıda gerçekleşmekte ve sigorta gereksinimi de iş kazasından doğan sorumluluğun sigorta edilmesine oranla çok daha düşük düzeyde kalmaktadır. Fakat bu durumun zamanla değişeceği söylenebilir.
GENEL ŞARTLARDA TEMİNAT KOŞULLARI BELİRTİLMELİ
İşveren sorumluluk sigortasında -diğer birçok sorumluluk sigortasında da söz konusu olan- önemli bir eksiklik rizikonun ne zaman teminat kapsamında gerçekleşmiş sayılacağının belirtilmemiş bulunmasıdır. Doğru çözüm her bir farklı sorumluluk sigortası genel şartlarında, o sigorta bakımından sigorta süresi içinde gerçekleşen hangi olgunun sigortacının teminatı işletmesi için temel koşul olduğunu açıkça göstermektir. Sorumluluk sigortalarında riziko esas olarak sigorta ettiren/sigortalıdan tazmini talep edilen zararın sebebi veya zarar olgusu veya zararla ilgili tazminat isteminin ileri sürülmesi biçiminde tanımlanmaktadır. Bu noktada bir hususun altını özellikle çizmemiz lazımdır: Sorumluluk sigortacısı sigorta sözleşmesinde riziko olarak tanımlanan olgunun gerçekleşmesi üzerine mutlaka hemen ödeme yapmak yükümlülüğü altına girmeyecektir. Rizikonun zararın sebebi biçiminde belirlendiği bir sorumluluk sigortasında, zararın ortaya çıkması ve bununla ilgili tazminat isteminin ileri sürülmesi beklenecek ve sigortacı ondan sonra tazminat ödeyecektir. Mesela mesleki hata esasına göre kurulmuş bir noter sorumluluk sigortası sözleşmesinde, noterin söz gelişi bir vekaletnameyi seneler önce bunun hükümsüz sayılmasını gerektirecek bir şekilde düzenlemiş olması, bu vekaletname hiç kullanılmamışsa ne zarara ne de tazminat istemine yol açar. Buna karşılık bu vekaletname seneler sonra ilk defa kullanılmak istendiğinde, bunun geçersiz olduğu belirlenir ve bu yüzden bir kayıp ortaya çıkarsa, bundan kaynaklanan sorumluluk vekaletnamenin düzenlendiği sigorta süresine ilişkin poliçeden karşılanacaktır. Zararın meydana geldiği veya tazminat isteminin ileri sürüldüğü dönemlerdeki poliçeler devreye girmeyeceklerdir. Sorumluluk sigortası ilk defa vekaletnamenin düzenlendiği günden sonra yaptırılmışsa, geriye etkili teminat öngörülmüş olmadığı takdirde sigorta koruması hiç söz konusu olmayacaktır.
Meslek hastalığından sorumluluk teminatı bakımından rizikonun ne olduğu yürürlükteki sigorta genel şartlarında hiç tanımlanmamıştır. Genel uygulamanın hastalığa teşhis konulduğu anın belirleyici sayılması yönünde olduğu izlenimi edinilmektedir. Ancak sigorta sözleşmesinde bu hususta açık bir hüküm bulunmadıkça çözümün ne olması gerektiği hususunun tartışmadan uzak kalamayacağını belirtmek gerekir.
I- Hukuksal sorunlar
a) Meslek hastalığı kavramı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSVGSSK) meslek hastalığını “sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleri” biçiminde tanımlamaktadır (SSVGSSK m.14 fk.1).
Meslek hastalığı çalışanın, işten ayrılmasından sonra meydana çıkmış olabilir. Eğer hastalık çalışanın sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması arasında bu hastalık için Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirtilen süreden daha uzun bir zamanın geçmemiş olması lazımdır (SSVGSSK m.14 fk 3 cümle 1). Bu süreye “yükümlülük süresi” denmektedir.
Bununla birlikte, herhangi bir meslek hastalığının klinik ve laboratuvar bulgularıyla belirlendiği ve buna yol açan etkenin işyerindeki inceleme sonunda tespit edildiği hallerde, meslek hastalıkları listesindeki yükümlülük süresi aşılmış olsa bile, söz konusu hastalık Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile meslek hastalığı sayılabilir. (SSVGSSK m.14 fk.3 son cümle)
SSVGSSK, hangi hallerin meslek hastalığı sayılacağının, SGK tarafından çıkarılacak yönetmelikte düzenleneceğini öngörmüştür. Bu yönetmelikte belirlenmiş hastalıklar dışındaki bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağı ise Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacaktır (SSVGSSK m.14 fk.6).
Meslek hastalıklarının listesi (ve her bir hastalığa ilişkin yükümlülük süresi) SGK tarafından yayınlanan 2008 tarihli Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin 2 sayılı Ekinde yer almaktadır.
Meslek hastalıkları alanında yükümlülük süresine ek olarak bir de “maruz kalma süresi” (veya “maruziyet süresi”) kavramından söz edilmektedir. Maruz kalma (exposure) süresi, zararlı etkinin başlaması sonrasında hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için gereken en az süredir.
b) Meslek hastalığından sorumluluk kavramı
Kanımızca ilk olarak açıklığa kavuşturulması gereken husus “meslek hastalığından sorumluluk” kavramıdır. Bu alanda da ilk önce çalışanları etkileyen bir hastalığın hangi koşullarla meslek hastalığı sayılacağı üzerinde durulmalıdır.
• Bazı hallerde çalışma ortamı ile birlikte başka farklı riskler de hastalığa yakalanmada rol oynamaktadırlar (işle ilgili hastalık = work related diseases). İşle ilgili hastalık doğrudan işyerindeki koşullardan kaynaklanmış olmamakla birlikte işyerindeki etmenlerden etkilenmekte ve bu etmenler dolaysıyla seyirleri değişebilmektedir. İşle ilgili hastalıklar meslek hastalıklarına göre daha sık görülmektedir. Bunlara örnek olarak kalp- damar hastalıkları, hipertansiyon, iş stresi ve psikosomatik bozukluklar, kas-iskelet sistemi hastalıkları, peptik ülser, kanserler gösterilebilir.
• Bazen de hastalık mesleki faaliyetle arasında güçlü bir bağ bulunan tek bir etkenden kaynaklanır (occupational disease).
İşverenin yukarıda sayılan hallerde sorumlu olup olmayacağı iş ve sosyal güvenlik hukuku uzmanlarının (ve son söze sahip olan yargının) saptaması gereken bir husustur. Ancak genel yaklaşım, işverenin bir şekilde meslek hastalığının ortaya çıkmasına etki eden bir davranışının onun sorumlu olması için yeterli görüleceği yönündedir.
II- Sigorta ile ilgili sorunlar
a) Sigorta korumasının hangi esasa tabi kılındığı (“trigger” = tetikleyici olgu)
Meslek hastalıklarından işverenin sorumluluğu sigorta güvencesi altına alınırken ilk önemli husus yukarıda da değindiğimiz gibi, sigortanın hangi esasa göre işleyeceğini belirlemektir. Bu alanda üç değişik çözüm söz konusu olabilir:
• Sebep olma (çalışanı hastalığa yol açan koşullara maruz bırakma)
• Meslek hastalığına tanı konması
• Tazminat talebi
Ülkemizde meslek hastalığından sorumluluk teminatı işveren sorumluluk sigortası içinde yer alan bir ek teminat olduğu için, işverenin iş kazasından sorumluluğu hakkında benimsenen çözümün (uygulama iş kazasını esas almakta ve sorumluluğun kaza günü yürürlükte olan poliçe kapsamında temin edilmiş olacağını kabul etmektedir) meslek hastalığı bakımından da geçerli sayılması düşünülebilir. Ancak kanımızca böyle bir zorunluluk yoktur. İş kazasından sorumluluk ile meslek hastalığından sorumluluk “farklı” esaslara göre temin edilmiş olabilirler. Buna kural olarak engel yoktur. Nitekim geniş kapsamlı sigortalarda, mesela sorumluluk teminatı talep esasına göre verilirken, güveni kötüye kullanma teminatı “fark etme” (discovery, keşif) esasına tabi kılınabilmektedir.
Talep esasının benimsendiği hallerde, meslek hastalığına yol açan koşulların belirli bir geriye etki tarihinden sonra söz konusu olması ve/veya meslek hastalığına yine bu geriye etki tarihinden sonra tanı konmuş bulunması da ek şart olarak öngörülebilecektir.
Tanı veya talep esaslı poliçelerde eğer başka bir koşul aranmazsa, tanının konduğu veya tazminat isteminin işverene yöneltildiği an yürürlükte olan poliçe teminat sağlayacaktır. Tanı veya talep esasının benimsenmesi kolay işletilecek bir çözümdür. Buna karşılık, sebep olma esası bazı güçlüklere yol açmaktadır. Bunlara aşağıda kısaca değinmeye çalışacağız.
b) Sebep olma esaslı sigortalarda karşılaşılan sorunlar
Meslek hastalığıyla sonuçlanan süreçte, çalışanın hastalığa yol açan koşullara uzun bir süre boyunca maruz kalmış bulunması mümkündür. İşveren bu süre içindeki yılların tamamında sigorta yaptırmamış (bazı seneler için sigorta korumasından yoksun) bulunabilir. Veya değişik sigortacılar tarafından kesintisiz veya kesintili şekilde sigortalanmış olabilir.
aa) Hasta edici koşullara maruz kalma süresinin tamamında sigortalı olunmaması hali
7 sene boyunca aynı işverene bağlı olarak hastalığa yol açma özelliği taşıyan (ve bu 7 sene boyunca değişmediğini kabul ettiğimiz) bir ortamda çalışmış bir kişinin, çalışmaya başladıktan 13 sene sonra (mesela 10 sene olan “yükümlülük süresi” içinde) meslek hastalığına yakalanmış olduğunu varsayalım. İşveren bu 7 senenin sadece son 5 senesinde sigortalı olsun. Acaba bu senaryoda sigortacı işverene yükletilen tazminat borcunun yalnızca 5/7’sinden mi sorumlu olmalıdır? Yoksa tamamından mı? Soruya verilecek yanıt acaba zarar görenin sigortacıya doğrudan dava açması halinde farklı mı olur?
• Örnekte işverenin “yükümlülük süresi” içinde ortaya çıkan meslek hastalığından kaynaklanan zararın tamamı için sorumlu olacağı açıktır. Ancak bu sorumluluğun hangi ölçüde sigorta koruması altında olduğu ayrı bir husustur ve emredici yasal düzenleme yokluğunda sigorta sözleşmesine bakılarak belirlenecektir.
• Ülkemizde işveren sorumluluk sigortası zorunlu bir sigorta olmadığı için, zarar gören tarafından doğrudan sigortacıya karşı açılan bir tazminat davasında sigortacı sigorta sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları zarar görene karşı ileri sürebilecektir. Bu sebeple, sigorta sözleşmesi yukarıdaki örnekte sigortacının yalnızca toplam maruz kalma süresinin sigorta teminatı altında olan kısmı oranında tazminat ödeyeceğini öngördüğü takdirde, bu sınırlama zarar görene karşı da geçerlidir.
bb) Hasta edici koşullara maruz kalma süresi boyunca farklı sigorta şirketlerine sigorta yaptırılmış olması
İşveren, 10 sene devam eden çalışanın hasta edici koşullara maruz kalma süresinin ilk 5 yılında, sigortacı A’ya son 5 yılında da sigortacı B’ye sorumluluk sigortası yaptırmış olsun. Eğer meslek hastalığına yol açan sebep herhangi bir anda gerçekleşebiliyor (mesela asbest liflerinin solunması) fakat bu anın maruz kalma süresi içinde ne zaman (örnekte ilk 5 sene içinde mi yoksa son 5 sene içinde mi) söz konusu olduğu belirlenemiyorsa acaba hangi sigortacı sorumlu tutulacaktır?
• Burada da çalışan, maruz kalma süresinin tamamında aynı işverene bağlı olarak çalıştığından, işverenin sorumluluğu tartışmasızdır.
• Buna karşılık sigortacılardan her biri hastalığa yol açan sebebin diğer sigortacının teminat süresi içinde gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürebilecektir. Ancak sigortacılara bu gibi bir savunmaya dayanarak yükümlülükten kurtulma olanağının verilmesi sigortalı işverenin açıkta (korumasız) kalmasıyla sonuçlanır. Bu gibi bir durumda “esnek sebep-sonuç ilişkisi” benimsenerek, her bir sigortacının sorumluluğu için onun sigorta teminatı sağlamış olduğu dönemde hastalığa neden olan maruz kalma olgusunun gerçekleşmesinin olasılık dahilinde bulunmasıyla yetinilebilir. (Şu halde zarar gören, doğrudan dava hakkını tüm zarar tutarı için dilediği sigortacıya yöneltebilecek; ödeme yapan sigortacı da diğer sigortacıdan -somut olayın gerektirdiği ölçüde- tazminat yüküne katlanmasını isteyebilecektir).
• Eğer sigortacıların sözleşmelerinde sorumluluğun yalnızca sigortalı olunan sürenin maruz kalma süresine olan oranı kadar olacağı yazılı ise, kanımızca bu sınırlama geçerli sayılmalıdır.
cc) Hasta edici koşullara birden fazla işverenin her birinde çalışırken maruz kalma
Hasta edici koşulların hangi işverene bağlı olarak çalışıldığı dönemde meslek hastalığına yol açtığı saptanmakta ise, o işveren sorumlu tutulacaktır. Ancak bazı hallerde, çalışan hasta edici koşullara farklı işverenlerde çalışırken maruz kalmış olabilir. Böyle bir halde hangi işverenin sorumlu olacağı ve buna bağlı olarak da -eğer sorumlu ise- hangi oranda sorumlu tutulması gerektiği soruları gündeme gelir. Ek olarak, farklı işverenler değişik sigortacılara kesintisiz olmayan bir şekilde sigorta yaptırmış idilerse, sigortacıların sorumlulukları ve bunun ölçüsü de ayrıca tartışmaya açık bir husus olarak karşımıza çıkar.
Bir örnek üzerinden ilerlersek: Çalışan Ç’nin, işveren 1’de 3 sene, işveren 2’de 7 sene hasta edici koşullara maruz kalarak çalışmış olduğunu; işveren 1’in 2 sene için sigortacı 1’e sorumluluk sigortası yaptırdığını; işveren 2’nin ise, Ç’nin kendisine bağlı olarak çalıştığı sürenin ilk 2 yılında sigortacı 2’den, son 3 yılında sigortacı 3’ten sorumluluk teminatı satın aldığını; ortadaki 2 yıl için ise sigorta koruması altında bulunmadığını düşünelim.
• İşveren 1 ve işveren 2’nin (her birinin) Ç’ye karşı zararın tamamından dolayı sorumlu tutulması doğru olur. Burada işverenlerin Ç’yi zarar görebileceği koşullara maruz bırakmış ve böylece onun zarara uğrama olasılığına katkıda bulunmuş olmaları yeterli görülerek, her ikisinin de müteselsil sorumlu oldukları benimsenmelidir.
• Sigortacıların sorumluluğu acaba nasıl olacaktır? Kanımızca her bir sigortacının da, eğer sözleşmelerinde o yolda hüküm varsa sigortalı olunan dönemin toplam maruz kalma süresine olan oranı çerçevesinde sorumlu tutulması söz konusu olabilecektir.
• O takdirde, sigortacı 1’in 2/10; sigortacı 2’nin 2/10 ve sigortacı 3’ün de 3/10 oranında sorumlu tutulmaları gerekecektir.
III- Yasal düzenleme yapılması
Özel bir yasal düzenleme ile işveren sorumluluğu sigortasının zorunlu hale getirilmesi ve hem iş kazasından hem de meslek hastalığından sorumluluk teminatına uygulanacak kuralların belirlenmesi kanımızca olumlu bir adım olacaktır. En başta sigortanın hangi esasa göre çalışacağı (sebep olma, teşhis veya talep) konusunda bir tercih yapılmalıdır.
Yapılacak yasal düzenlemede işveren sorumluluk sigortası “zorunlu” bir sigorta haline getirilir ve sigortacının da işverene yüklenecek tazminat yükümlülüğünü aynen karşılamak zorunda olduğu öngörülürse, sigortacıların zarar görene karşı sözleşmeden kaynaklanan sigortalılık süresinin maruz kalma süresine olan oranı üzerinden (sınırlı bir kapsam içinde) sorumlu olacağı savunmasını ileri sürme olanağı (TTK 1484(1) uyarınca) ortadan kalmış olacaktır.
