Kefalet ve kredide ‘ZOMBİ’ riski

 Kefalet ve kredide ‘ZOMBİ’ riski

Sonar 2021 raporu, finansal kriz yaşayan, teknolojik değişime ayak uyduramayan ve iflasa doğru sürüklenen şirketlerin COVID-19 pandemisi sırasında ‘zombileşerek’ hayatta kaldığını ortaya koyuyor. Hükümetlerin pandemi destekleri sebebiyle hayatta kalan şirketler, kefalet ve kredi sigortalarında risk değerlendirme zorluğu yaratıyor.

Dünyanın önde gelen reasürans şirketlerinden Swiss Re, Sonar 2021 başlıklı raporunu yayımladı. Rapor yakın dönemde tehdidi yükselmekte olan 15 farklı riske odaklanıyor. İklim krizi ya da pandemi gibi geçmişten gelen risklerin yanında bazı risklerin yakın dönemde artacağı değerlendiriliyor. Yeni teknoloji elektrikli araçlarla şehir içi dolaşımın, gerekli istatistiklere henüz sahip olunmaması sebebiyle kaza riski ve fiyatlandırma problemleri yaratacağı belirtiliyor. İklim krizi bağlantılı iki yeni risk de raporda gündeme getiriliyor. Sıfır karbon ekonomiye geçiş sırasında sigortacıların üstleneceği rolün önemine vurgu yapılıyor ve iklim değişikliğinin aktüeryal modellemelere eklenmesi gerekliliğinin altı çiziliyor.

Dijital devrimde ortaya çıkan yeni risklerden biri de “bildirim etiği” olarak kayda geçiliyor. Diğer dijital risk ise, potansiyel müşterilerin henüz yapay zeka ile temas kurmaya hazır olmaması olarak ifade ediliyor. Bu iki risk de sigortacılar dahil tüm sektörler için itibar kaybı kadar önemli bir konu. Sonar 2021 raporunda yer alan, gelecek 3 yıl içinde sigorta şirketlerini ciddi bir şekilde etkileyecek olan 15 riski okuyucularımız için sıraladık:

1) ZOMBİ ŞİRKETLERİN KEFALET VE KREDİ SİGORTALARINA ETKİSİ

Uzun süredir borçlarını ödeyemeyen, kâr edemeyen veya çağa uyum sağlayacak dönüşümleri gerçekleştiremeyen şirketler için kullanılan bir tabir: Zombi şirketler. Genellikle büyük ve kurumsal şirketler oldukları için iflaslarının zincirleme etki yaratmasından korkuluyor ve hükümetlerin mali destekleriyle ayakta duruyorlar. Uluslararası Ödemeler Bankası 1980’lerden beri ‘zombi şirketler’in arttığını ortaya koyuyor. Bu artış, COVID-19 krizi sürecinde katlanarak devam ettiği tahmin ediliyor. Pandemi sürecinde kurumsal iflasları önlemek için hükümetler tarafından yapılan mali yardımlar, birçok şirketin ‘zombi’leşerek iflastan kurtulmasını sağlasa da rapor, pandemi yardımlarının gerekli olmakla birlikte sorunu daha da kökleştirdiğini söylüyor. Rapora göre, bu şirketlerdeki borç birikimi arttı, sektörlerdeki toplam üretkenlik düştü, çarpık piyasa fiyatları ortaya çıktı. Ayrıca ekonomik değişimi sağlayan yenilikleri ve birleşmeleri ifade eden ‘yaratıcı yıkım’ eksikliği yaşanmaya başladı. Tedarik zincirlerinde ciddi aksamalar da gündemde. Rapor, bu durumun sigortacıları da etkileyeceğini ifade ediyor. Özellikle kefalet ve kredi sigortalarında risk değerlendirme zorluğu yaşanıyor. Hangi şirketlerin hangi kriterlere göre teminat altına alınacağı muamma.

2) BES YERİNE RİSKLİ YATIRIMLAR

COVID-19 krizi gelir eşitsizliğini daha yaygın hale getiriyor. Pandemi kısıtlamaları ve ekonomik krizler, perakende, gastronomi, turizm ve eğlence gibi düşük ücretli sektörleri, dolayısıyla düşük ve orta gelirli haneleri vurdu. Pew Araştırma Merkezi’ne göre, pandemi sebebiyle 54 milyon insan orta sınıftan alt sınıflara doğru kaydı. Ayrıca otomasyon ve dijitalleşmenin artması da düşük gelirli iş gücüne olan ihtiyacı azalttı. Rapora göre, birçok insan gelir kaybı sebebiyle sigorta harcamalarını tekrar gözden geçirecek. Tüketici her zamankinden daha fazla sigorta ürününü fiyatına odaklanacak.

Özellikle genç nesiller için kariyer fırsatlarının azalması bireysel emeklilik gibi sistemlerin beslenmesini engelleyebilir. Sonuç olarak rapor ilginç bir ayrıntının altını çiziyor: Özellikle gençler sigorta ve emeklilik ürünleriyle kendini güvenceye almak yerine yüksek riskli yatırım araçları kullanarak kazanç sağlamaya çalışacak.

3) UZUN VADELİ SAĞLIK YÜKÜ

COVID-19 pandemisi sırasında sağlık sistemlerinin çökmesini engellemek için kimi ameliyat ve tedaviler veya rutin kontroller ertelendi. Aynı zamanda yapılan araştırmalar, pandemi sırasında anksiyete ve depresyon gibi ruh sağlığı bozukluklarını arttığını söylüyor. İzolasyon, ekonomik sıkıntı, evden çalışma tükenmişliği ve sağlık korkuları gibi sağlığı kötü etkileyen diğer unsurlar olarak öne çıkıyor. Özellikle gençlerin izolasyondan daha çok etkilendiği belirtiliyor. Daha az hareket etme, alkol gibi ürünlerin daha fazla kullanılması da sağlığı kötü yönde etkileyen diğer unsurlar olarak öne çıkıyor.

Rapora göre, bu durum ilerleyen zamanlarda sağlık sistemleri üzerinde bir yük oluşturabilir. COVID-19’un uzun süreli etkileri olacağı da rapora not düşülmüş: Hastalığı atlatan insanların kardiyovasküler (kalp veya kan damarlarıyla ilgili), solunum ve nörolojik sorunlarla hayatına devam etmesi sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir. Pandeminin, iş hayatına da uzun süreli hasarlar vermesi bekleniyor. Özellikle uzun süreli hastalık izinleri şirketleri ciddi şekilde zorlayacak. Aile içi şiddetin de artması endişe duyulan bir diğer konu başlığı olarak öne çıkıyor.

4) GİYİLEBİLİR CİHAZLARDA “AŞIRI TEŞHİS” RİSKİ

Kıyafet ve kumaşlara, bilgi teknolojilerinin entegre edilmesi giyilebilir sağlık teknolojisini ortaya çıkardı. Bu teknolojilerin pazarı ivmeli bir şekilde büyüyor. Bu durum da kendi içinde bazı riskler barındırıyor. Rapora göre, giyilebilir teknolojiler hatalı veri üretme ve algoritma yanlılığı gibi kimi tehlikeler barındırıyor. Bu iki neden sebebiyle cihazlardan gelen sağlık tavsiyeleri yetersiz kalabilir, uzun vadeli sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Hatta birden fazla kullanıcıya aynı anda yapılan tıbbi tavsiyelerin hatalı olması, ölüm ve hastalık oranlarının ciddi şekilde artmasına yol açabilir.

Bunlarla birlikte veri ihlali dahil siber riskler, tazminat taleplerinin artmasına neden olabilir. Rapor, sigortacıların giyilebilir cihazlar ile ilgili sorumluluk sigortalarını gözden geçirmesi gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda sorumluluk risklerinin, itibar ve yatırım hasarlarına da yol açabileceği not düşülmüş. Üstelik geleneksel sorumluluk sigortalarına göre, önemli bir sorun var. Sorumluluğun kimde olduğunu tespit etmek çok zor: Üretici, sistem tasarımcısı, yazılım sağlayıcısı ya da son kullanıcı? Raporun ilginç noktalarından biri de, giyilebilir cihazlarla yapılan sağlık takibinin “aşırı teşhise” yol açabileceği ve sağlık hizmetleri maliyetlerini artırabileceğini belirtmesi.

5) BEYRUT PATLAMASININ GÖSTERDİKLERİ

Geçen yıl Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlama, birçok can ve mal kaybına yol açtı. Tehlikeli maddelerin üretimi ve depolanmasının ne kadar riskli bir sektör olduğunu tekrar gündeme getirdi. Kazalar nadir olsa da yıkıcı etkisi çok yüksek. Rapor, depolama, üretim ve nakliye tesislerinde meydana gelen patlama, yangın ve toksik salınımların, sigorta sektöründe milyarlarca dolarlık kayıplara neden olabileceğini hatırlatıyor. Patlamanın anlık can ve mal kaybının yanında devam eden hasarları da var. Özellikle küresel tedarik zincirindeki aksamalar, tazminat taleplerinin artmasına yol açabilir. Yine rapora göre, çok sayıda can kaybı, hayat ve sağlık portföylerini etkileyebilir.

6) ÜRÜN TESTLERİNDE ÇEŞİTLİLİK

Kimi ürünler için son kullanıcı testleri hayati bir önem taşıyor. Özellikle otomobil ve ilaç sektörleri bu listenin başında yer alıyor. Ürün testlerinin demografiye uygun olarak düzenlenmesi gerekiyor. Sadece yaş, cinsiyet ve fiziksel özellikler değil, genetik ve yaşam tarzları gibi faktörler de ürün testlerinde dikkat edilmesi gereken unsurlar olarak öne çıkıyor.

Rapor, sigortacıların hayati sonuçları olabilecek ürünlerle ilgili veri testini tam olarak araştırması gerektiğini söylüyor. Piyasaya sürülen yeni ürünler için test popülasyonu son kullanıcı gruplarını tam anlamıyla temsil etmiyorsa, sigorta şirketleri ürün sorumluluğu ve ürün geri çağırma gibi hasar talepleriyle karşı karşıya kalabilirler. Ürün testlerinde demografik yapıyı tam anlamıyla temsil eden çeşitlilik karşılanmaz ise hayat ve sağlık poliçelerinde hasar talepleri artabilir.

7) NORMALLEŞMENİN BARINDIRDIĞI İŞLETME RİSKLERİ

COVID-19 pandemisi birçok sektörde iş kesintilerine yol açtı. Petrol rafinerileri, kimyasal tesisler, madenler veya enerji santrallerinde de iş kesintilerine gidildi ya da bakım bütçeleri azaltıldı. Rapora göre, pandemi kısıtlamalarını hafiflemesi, yeniden normalleşme sürecinin başlaması ile birlikte bu sektörlerde ciddi kazaların yaşanma riski ortaya çıkabilir. Ayrıca bu sektörlerin, bütçe baskısı kaynaklı operasyonlarını aceleyle başlatması da ciddi kaza riski barındırıyor. Bakım ve onarım çalışmalarını sekteye uğraması, ileride mal, kaza ve çevresel sorumluluk sigortalarında büyük hasar taleplerine yol açabilir.

Ayrıca rapora göre, uçak taşımacılığında da insan kaynaklı hataların artmasından endişe ediliyor. Uçağın fiziksel bakımı dışında, pilotların tekrardan yoğun tempoda çalışmaya başlaması büyük risk barındırıyor. Rapor, pandemi sonrası normal koşullara dönen işletmelerin risk değerlendirmelerinde yeterli finansman ve zaman ile deneyimli personelin mevcudiyetine odaklanılması gerektiğini vurguluyor.

8) KISA MESAFELİ SEYAHATTE MODÜLER TEMİNATLAR

İnsanların şehir içi kısa mesafeli hareketliliği ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Dünyadaki şehirli nüfus oranı arttıkça taşıtların, insanların ve eşyaların bir yerden bir yere akışını kolaylaştırma ihtiyacı doğuyor. Bu alanda çoğu zaman sigortacılar ve şehir plancıları iş ortağı olabiliyor. Şehir içi ulaşımda kolaylık, güvenlik ve konfor ihtiyacı da artıyor. Yakın gelecekte hayatın bir parçası olması beklenen otonom araçlar, uçan taksiler ile elektrikli bisiklet, kaykay ve scooter’lar şehir içi hareketlilikte devrim yaratıyor. Bu değişimi ortaya çıkarmak ve sürdürülebilir kılmak için mikromobilite sektörü ile sigortacıların esnek ve kolay satın alınabilen, modüler teminatlara sahip çözümler için beraber çalışması gerekecek.

9) MİKROBİLİTE SEKTÖRÜNDEKİ BELİRSİZLİKLER

Kaza istatistiklerinin eksikliği ve yasal düzenlemelerdeki dengesizlikler sebebiyle, içinde elektrikli scooter gibi araçların da yer aldığı mikromobilite sektörü, sigortacılar için önemli belirsizlikler ve artan bir risk barındırıyor. Uzun vadeli istatistiklere sahip olunmaması sebebiyle fiyatlandırmanın zor olduğu belirtiliyor. Sorumluluk sigortalarının üzerindeki belirsizlik de devam ediyor. Ayrıca e-scooter kiralama sırasında kişisel bilgilerin dijital yolla paylaşılması gerekiyor. Bu da siber riski gündeme getiriyor. Raporda ilginç bir riskten de bahsedilmiş. İşe gidiş gelişlerde e-scooter kullanımı artıyor. Herhangi bir kaza durumunda şirketler sorumlu tutulabilir ve tazminat talebiyle karşı karşıya gelebilirler.

10) SİGORTACILAR SIFIR-KARBON YOLUNDA

Tüm sektörlerin gündeminde sıfır karbonlu bir ekonomiye geçiş bulunuyor. Bu durum, sigorta şirketleri için sorumluluk, yatırım ve operasyonel yönlerde kimi riskleri beraberinde getirmek ile birlikte fırsatlar da yaratıyor. Özellikle risk bilgisi ve risk transferi çözümleri, yeşil altyapının ve düşük karbonlu teknolojilerin yaygınlaşması konusunda sigorta şirketleri aktif bir rol oynayabilir. Paris Anlaşması ülkeleri ve şirketleri düşük karbonlu ekonomiye geçiş konusunda baskıyı artırdı. Karbon hedeflerinin karşılanmaması durumunda dava ve tazminat riskinin de artacağı raporda vurgulanıyor. Yüksek emisyonlu varlıklar üzerinde artan maliyet baskısı da kredi ve kefalet sigortalarında hasarın artmasına yol açabilir. Üstelik maliyet baskısı bakım harcamalarını düşürebilir, bu da işletme riskinin artmasına yol açabilir. Sonuç olarak mal sigortalarında da kayıpların artmasına yol açabilir. Bunlarla birlikte sektör, sigortaladıkları şirketlerden kaynaklanan itibar riskleriyle karşı karşıya.

11) AKTÜERYAL MODELLEMELERDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Ölçümleme ve raporlama, sigorta şirketlerinin işlerini nasıl yönettiklerine dair önemli bir etkiye sahip. Ancak yeni risklerden biri olan iklim değişikliği, raporlamayı değiştirmeye başladı. Raporlama standartlarında doğa ve biyoçeşitlilik gibi yeni iki konunun dahil edilmesi gerekiyor. Ayrıca kitlesel salgınların, biyolojik çeşitlilik bakımından zengin tropik bölgelerdeki ormansızlaşmaya ilişkin olduğu, orman kaybının pandemi olasılığını artırdığı vurgulanıyor. Rapor, iklim değişikliği ile ilgili etkenlerin aktüeryal modellemelere uygulanması gerektiğinin altını çiziyor. Hayat ve sağlık sigortalarının iklim değişikliği kaynaklı etkilendiği belirtiliyor. Bu durumun sigorta şirketleri için aynı zamanda bir fırsat barındırdığı belirtilirken doğa odaklı sigorta çözümleri gibi ürünler öneriliyor.

12) MODERN KÖLELİK-TEDARİK ZİNCİRLERİ ÜZERİNDEKİ BASKI

Şirketler, tedarik zincirlerinde ve hizmet sağlayacılarındaki çalışanların sömürüsü konusunda her zamankinden daha fazla bir baskıyla karşı karşıya. Rapor, “modern kölelik” ile ilgili dava riskinin arttığını belirtiyor. Sigorta şirketleri açısından da yönetici sorumluluk sigortasında hasar taleplerinin artışına yol açabilir. Ayrıca rapora göre, sigorta şirketleri dahil tüm şirketlerin, tedarik zincirlerinde ve hizmet sağlayıcılarında insan hakları ihlallerinin ortaya çıkması, itibarda ve hisse senetlerinde ciddi düşüşe sebep olabilir. Rapor aynı zamanda özellikle pandemi döneminde tedarik zincirleri ve hizmet sağlayıcılarının rekabete girdiğini ve bunun da çalışanların hakları konusunda ihlallerin yaşandığını not düşüyor.

13) ÇEVRİMİÇİ BİLDİRİMDE ETİK

Web siteleri ve mobil uygulamalardaki bildirim seçenekleri, tüketicilere fayda sağlamayacak şekilde düzenlenebiliyor. Rapor bu durumun sigorta şirketleri için itibar kaybına yol açacağı konusunda uyarıyor ve dikkat edilmesi gereken iki kavramı gündeme getiriyor: “Karanlık örüntü” ve “çamur.” Bu kavram daha çok herhangi bir çevrimiçi alışveriş sitesinde üye olmanın kolay, ama hesabı silmenin zor olduğu algoritmalar için kullanılıyor. “Çamur” kavramı ise çevrimiçi satışı hantallaştıran, işe yaramayan, potansiyel müşteriyi rahatsız eden dürtmeler için kullanılıyor. “Dürtme” ayarlarını değiştirmenin zor olması durumunda birçok müşteri telefonundan uygulamayı silerek çözüm üretiyor. Bir çeşit kullanıcı suistimali olarak ifade edilen bu algoritmaların şirketler için itibar kaybına yol açacağı belirtiliyor. Rapor, mobil uygulama ile internet sitelerindeki seçeneklerin şeffaf ve müşterinin yararına olacak şekilde düzenlenmesi gerektiği konusunda uyarıyor.

14) MÜŞTERİLER YAPAY ZEKAYA HAZIR MI?

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte sigortacılar, müşteri etkileşiminde yapay zeka destekli teknolojiye geçiyor. Yapay zeka teknolojisi, görüntülerden hasar tespiti yapabilir, hızlı bir şekilde sigortalamayı gerçekleştirebilir, tazminat ödemelerini hızlandırabilir. Ancak rapora göre, birçok müşteri hala sigorta ürünü alırken insanla iletişimde olmak istiyor. Yapılan araştırmalara göre, müşterilerin sadece %20’si sohbet robotlarıyla konuşmaktan rahatsız değil. Teknolojiden anlayan genç nesiller bu durumdan çok rahatsız olmasa da bir robotton tavsiye alma fikriden memnun değiller. Raporda sigortacıların nerede ve ne ölçüde yapay zeka kullanması gerektiğine karar vermesi gerektiği vurgulanıyor.

15) FİYAT RİSKİNE KARŞI GELECEK SENARYOSU

İklim değişikliği, düşük faiz oranları ve düşük enflasyon gibi unsurların getirdiği belirsizlikler sigortacıları gelecekte zorlayacak gibi gözüküyor. Rapor sigortacıların risk değerlendirme modellerini ileriye dönük hale getirmesi öneriyor. Ayrıca teknolojik, yasal veya sermaye gerekliliğindeki gelişmeler, ileriye dönük risk yelpazesini genişleten diğer unsurlar olarak öne çıkıyor. Raporda sigortacıların profesyonel senaryo analistlerine başvurabileceği, geçmiş deneyimler ile gelecekteki eğilimleri birleştiren modellemeler yaratabileceği belirtiliyor. Özellikle sigorta fiyat riskini en aza indirip sigortalanma performanslarını artırabilecekleri vurgulanıyor.

Avatar

Esra Nur Mocu

İlginizi Çekebilir