İş durması nedenli COVID-19 hasarlarının telafisi 150 yılı bulabilir

COVID-19’un etkileri nedeniyle, toplamda 4.5 trilyon doları bulabileceği tahmin edilen 2020 yılında küresel üretimdeki iş durması kaynaklı düşüş sigortacılara tazminat olarak yansıyacak. Ödenecek miktarın şu anki primlerle yerine konması 150 yılı alabilir.

Pandeminin sigorta sektörüne olan etkisi ve ödenecek olan toplam tazminat miktarı henüz netleşmekten çok uzak olsa da, bazı araştırma şirketleri tarafından yapılan tahminler sektörün uzun bir süre boyunca COVID-19’un yaralarını saracağına işaret ediyor. Küresel sigorta araştırmaları kurumu Cenevre Birliği (Geneva Association) tarafından yapılan bir çalışma, küresel üretimde iş durmaları nedeniyle meydana gelecek ve 4.5 trilyon doları bulabilecek olan kaybın sigortacılar tarafından ödenen kısmının yeniden şirketler tarafından telafi edilebilmesi için bugünkü prim oranlarıyla yaklaşık 150 yıl boyunca prim toplanması gerekiyor.

RİSKİ TAHMİN ETMEK İMKANSIZ

Cenevre Birliği’nin “Pandemi Riskinin Sigortalanabilirliğine Bakış” isimli raporuna göre, hayat dışı sigortacıları yıllık olarak tüm poliçeleri için 1.6 trilyon dolar prim topluyor. Bunun ise sadece 30 milyar doları iş durması poliçelerinden geliyor. 30 milyar dolar hayat dışındaki toplam üretiminin %2’sinden daha az. Raporun başında bir giriş yazısı bulunan Cenevre Birliği Genel Müdürü Jad Ariss, pandemiyi tahmin etmekten ziyade zararı tahmin etmenin zorluğundan bahsediyor: “Küresel boyutta bir pandemiyi tahmin edenler bile hükümetlerin pandemiyi yavaşlatmak için verecekleri kararların doğasını ve boyutunu tahayyül edemedi. Geniş kapsamlı, çalışmayı durdurma kararları ekonomiyi durma noktası getirdi.” Ariss’in belirttiği belirsizlik ise sigorta tarafındaki durumu özetliyor. Hükümetlerin ve düzenleyici kurumların verdiği kararların önceden bilinmesinin imkansızlığı, pandemi risklerinin hesaplanması ve poliçelendirilmesini zorlaştırıyor. Ariss’e göre sırf bu durum çoğu poliçede pandemi teminatı olmamasının asıl nedeni: “Sigortacının gözünden bakacak olursak, bu tarz hükümet kararları ne tahmin edilebilir ne de modellenebilir kararlar. Çoğu iş durması poliçesinde pandemi riskinin bulunmamasının başlıca nedeni de bu.”

‘ÇÖZÜMÜ KAMU VE SİGORTACILAR BULMALI’

COVID-19 hem sağlık hizmetleri hem yönetim hem de sigorta tarafında belli açıkları ortaya çıkarıyor. Sigorta tarafından bakılacak olursa önemli açıklardan biri iş devamlılığı riski merkezinde gözlemleniyor. Dünya Bankası’nın tahminlerine göre 2020 yılında toplam 4.5 trilyon dolara ulaşması beklenen iş durmasından kaynaklı üretim kaybının %1’inden düşük bir kısmı sigortalı. Dahası, iş durması teminatı çoğu poliçede sadece fiziksel bir hasar olduğunda devreye giriyor. Sigorta açığının bu boyutta olması da, araştırmaya göre, söz konusu “sigortalanamaz”* olan riske karşı kamu/özel sektör ortak çözümlerin bulunması ihtiyacını doğuruyor. Birliğin Araştırma ve Öngörü birimini yöneten Kai-Uwe Schanz’ın, “Pandemi kaynaklı hasarlar basit ve genel kabul gören sigortalanabilirlik kriterlerine uymuyor. Doğal afetlerden farklı olarak bu riskler küresel ölçekte hasarlar meydana getiriyor ve riskin dağıtılmasına imkan vermiyor. Hükümetlerin ve sigortacıların pandemi gibi sigortalanamaz risklere karşı iki tarafa da faydası olacak doğru bir ortaklık modeli üzerinde kafa patlatması gerekiyor” sözleri de bunu doğrular nitelikte.

SİGORTALANAMAMAZLIK KRİTERİ

Rapor tarafından “sigortalanamaz” olarak görülen pandemi bağlantılı iş durması risklerine bu tanımın yapılmasının iki nedeni bulunuyor.

1) Hasarların gelişigüzel ya da bağımsız olmaması

Pandemiler doğal olarak gerçekleşse de, ülkelerin ekonomilerini tamamen durduracak kararlar belirli bir maksatla, hükümetler tarafından tasarlanarak uygulamaya koyuluyor. Bu sebeple de hasarın, üretim kaybının ya da riskin önceden yapılan hesaplarla belirlenmesi mümkün olmuyor. Dahası, COVID-19 ya da benzer boyutta bir pandemiye karşı ileri liberal ekonomilerin verdiği kararlar için bakılıp sonuçlara varılacak tarihi bir veri seti de mevcut değil.

2) Maksimum hasarın gerçekleşmesi durumunda sigortacıların mevcut sermayelerinin yetersiz kalması

“Hasarların kontrol edilemez bir şekilde birikmesinin başta risk havuzuna ve nihai olarak sigorta sektörünün tamamına yıkıcı etkileri olabilir. Bu durum, daha geniş bir ekonomik alanda finansal risklerin hızlı bir şekilde yükselmesiyle sonuçlanabilir. Diğer taraftan, pandemi ve diğer afetler arasında önemli bir fark da bulunuyor. Pandemiler, çok geniş yahut küresel bir boyutta gerçekleştikleri için doğal afetler ya da terör riskleri gibi reasürans ve Alternatif Risk Transferi (ART) modelleri ile risk dağıtılamıyor. Pandemi dışındaki risklerin büyük bir kısmı pandeminin tersine sadece belirli bir sürede belirli sayıdaki poliçe sahibini etkiliyor. COVID-19’un da ortaya koyduğu gibi, pandemide hasarlar yerel ya da küresel sebeplere bağlı olmadan, kamu otoritesinin verdiği kararlara göre şekilleniyor. Bu durum da Cenevre Birliği’nin raporuna göre “sigortalanabilir” bulunmuyor.

HİÇ Mİ SİGORTALANAMAZ?

İş durması özelinde bakıldığında rapor sonucunda ulaşılan karar “sigortalanamaz” olsa da hayat ve sağlık riskleri tarafında aynı karamsarlık hakim değil. COVID-19’un bu branşlarda oluşturduğu riskler sistemik olmayan, modellenebilir ve sigortalanabilir riskler şeklinde görülüyor. Araştırmanın ilgili bölümünde “Yüksek mortalite riski tarihi veriler üzerinden modellendirilebiliyor. Aynı zamanda artan mortalite riski artan yaşam süreleriyle dengeleniyor” ifadeleri yer alıyor.

Hayat ve sağlık risklerinin sigortalanabilir olduğu söylense de rapor sigortacıları pandemi riskleri konusunda her alanda dikkatli olmaya çağırıyor. Kamu ve özel sektördeki yasa koyucularının pandemi riskini tek bir kıstasa göre belirlememesi öneriliyor. En çok üzerinde durulan konu ise sigortalabilir doğal afetler, siber saldırılar ve terör gibi riskler ve sigortalanamaz risklerin ayrımının doğru yapılması. Konu hakkında Cenevre Birliği’nin düşüncelerini en güzel şu ifade açıklıyor: “Pandemik ekonomik riskler ve iş devamlılığı riskleri diğer doğal afetlerle aynı kefeye konmamalı. Gelecekte sigorta sektörüne biçilen rol, hükümetlerin ve toplumun sigortacılardan beklentileriyle belirlenirken bu farkın çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor.”