Hesaplanamayan risklere güvence sağlanması beklenemez
Bir sigorta sözleşmesinin önceden hesaplanamayacak şekilde aynı anda çok sayıda ve toplamda çok yüksek tutarlara ulaşan zararlara yol açan haller için koruma sağlaması olağan koşullarda beklenebilecek bir husus değildir. Çünkü sigorta bir hesap işidir. Hesaplanamayacak durumlar sigortacıyı zorlar ve onu ezici bir yük altında bırakabilir. Diğer taraftan bir sigorta sözleşmesi yapıldıktan sonra riziko nasıl daha ağır bir hale gelebiliyorsa bunun tersi de olabilmektedir.
Bu ve geride bıraktığımız bir iki ayın temel sorunu ve gündemi yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada COVID-19 olarak adlandırılan yeni bir virüsün (Corona) sebep olduğu bulaşıcı hastalık etrafında şekillenmiştir. Öyle görünüyor ki önümüzdeki birkaç ay boyunca da gündem değişmeyecek ve herkes her yerde sürekli bu hastalığı, verdiği zararları, bundan çıkarılması gereken dersleri konuşacaktır.
Sigorta hayatın her alanında var olduğu ve sigortasız bir dünya artık düşünülemeyeceği için, Corona virüsünden kaynaklanan sorunların sigorta alanında nasıl çözüme bağlandığı/ bağlanması gerektiği ulusal ve uluslararası sigorta sektöründe çok yaygın tartışmalara, değerlendirmelere konu olmaktadır.
Aşağıda Corona virüsünün yol açtığı sorunların sigorta açısından kısaca ele almaya çalışacağız. Okuyucunun bu yazıda belirtilenleri yalnızca “yazılı olarak düşünme” saymasını dileriz. Çünkü hukuk geriden gelir, yaşanan sorunlara birçok halde uzun zaman sonra gecikmiş olarak çözüm üretir (hatta bazen öylesine geç kalır ki ürettiği çözüm, artık fazla yarar da sağlamayabilir). İşin çok başında olduğumuz şu anda, karşılaşmaya başladığımız tüm sorunlar için kalıcı ve kesin çözümler üretmek/önermek kolay ve mümkün değildir. Bunu anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.
SİGORTA HESAP İŞİDİR
Ekonomik ve diğer kazanç getirici etkinliklerin bazılarının durduğu bazılarının da oldukça yavaşladığı ve günlük hayatın eski canlılığından hayli uzaklaştığı ve durağanlaştığı şu günlerde, özellikle mevcut sigorta sözleşmelerinin
– Corona virüsünden kaynaklanan zararları ne oranda karşıladığı/karşılayacağı
– değiştirilmesinin/uyarlanmasının gerekip gerekmediği
sorusuna cevap aranmaktadır.
Bir sigorta sözleşmesinin önceden hesaplanamayacak şekilde aynı anda çok sayıda ve toplamda çok yüksek tutarlara ulaşan zararlara yol açan haller için koruma sağlaması olağan koşullarda beklenebilecek bir husus değildir. Çünkü sigorta bir hesap işidir. Hesaplanamayacak durumlar sigortacıyı zorlar ve onu ezici bir yük altında bırakabilir. Bu sebeple, savaş rizikoları, nükleer rizikolar, önemli doğa olayları sigorta sözleşmelerinde ya kapsam dışında tutulur ya da ek bir bedel karşılığında özel olarak ayrıca temin edilir. Bir sigorta ürününün kitleye yaygınlaştırılması, fiyatının makul olmasına da bağlıdır. Büyük ve önceden hesaplanamayacak ölçüde zarara yol açan hallerin teminata dahil edilmesi, o ürünün fiyatını artıracak ve bu da yeterli ölçüde satılamamasıyla sonuçlanacaktır. Bir ürünün satılamaması o ürünün sonunu getirir. O zaman hiç kimse hiçbir şekilde sigorta koruması altında olmaz. Oysa mevcut rizikoların hepsini değil de önemli bir kısmını kapsayan ve fiyatı caydırıcı olmayan bir sigorta ürünü, her zararı ödemeyecek olmakla birlikte, birçok durumda zarar gören sigortalıların imdadına yetişebilecek ve böylece işlevini yerine getirecek ve kendinden beklenen yararı sağlamış olacaktır.
Şu anki koşullar göz önünde tutulursa, Corona virüse bağlı zararlı sonuçları tümüyle veya büyük ölçüde karşılayan sigorta ürünlerinin önümüzdeki dönemde piyasaya çıkması çok makul bir beklenti gibi durmamaktadır. Kaldı ki reasürörler de sigortacılara Corona teminatı vermekten özenle kaçınacaklardır.
İŞ DURMASINA BAĞLI ZARARLAR
Corona virüsünün yol açtığı kayıplar arasında ekonomik etkinliklerin sürdürülememesi/ yavaşlaması sonucu meydana gelen iş durmasına bağlı zararlar önemli bir grubu oluşturmaktadır. Sigortacılık alanında temel kural, iş durması teminatının yalnızca bir maddi hasardan kaynaklanan iş durması halleri için verilmesidir (mesela yangına bağlı kâr kaybı sigortası: bu sigortanın kapsamına yalnızca yangın sigortası çerçevesinde tazmini gereken bir maddi hasarın yol açtığı kazanç yoksunlukları girmektedir).
Corona virüsü ise doğrudan maddi hasara yol açan bir etken değildir. Bazı Amerikalı meslektaşlarımız virüs bulaşmış bir binanın “hasarlı” hale gelmiş sayılması gerektiğini ileri sürmekte iseler de, virüs yalnızca binada bir süre durmakta ve eğer o arada onu misafir edecek içinde çoğalacağı bir varlık (insan) bulamazsa sönüp gitmektedir. Binanın virüsle hasarlanmış olduğu görüşü yalnızca iş durması teminatını harekete geçirmeye dönük, dayanağı bulunmayan bir görüştür.
Sigortacıların iş durması teminatını işletmeleri gerektiği düşüncesi ABD Başkanı Donald J. Trump tarafından da dile getirilmiştir. Trump, sigortacılara senelerce (30-35 yıldır) iş durması primi ödemiş olan işletmelerin en fazla ihtiyaç duydukları noktada (maddi hasar olmadığı gerekçesiyle) iş durması teminatından yoksun bırakılmalarının “dürüst” bir yaklaşım olmayabileceğini dünya televizyonları önünde canlı yayında açıkça belirtmiştir. Bu sözler, sigortacıları para denizlerine sahip, sosyal dayanışma ve hayır amaçları uğruna faaliyet gösteren kuruluşlar olarak gören anlayışı yansıtmaktadır. Gerçek durum ise şöyledir: Sigortacılar çok sayıda sigorta ettirenden topladıkları primlerle az sayıda sigortalının maruz kaldığı zararları karşılarlar. Diğer bir anlatışla, iş durması teminatı için toplanan primler, ödenmesi gereken iş durması hasarları için kullanılır (kuşkusuz toplanan primler sigortacının cari giderlerine ve makul bir kazanç payına ilişkin kısım da içerecektir). Ve zaman içinde kullanılmıştır da. Bu bakımdan, 30-35 yıldır sigortacıya ödenen primlerin, bankadaki mevduat hesabında biriken para gibi zamanı gelince veya istendiği zaman kayıtsız koşulsuz geri alınabileceği düşünülmemelidir. (Bir hukuk yazısında sanırım ikinci kere bir Devlet Başkanı’nın sözlerine yer vermiş oluyorum. Bundan önce Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı merhum S. Demirel’in “feminizm” konusundaki şu değerlendirmesini bir yazıma (dipnotuna) koymuştum: “İcabı olup olmadığı tartışılabilir. Ama icabı varsa feminizm fevkalade güzel bir şeydir.”
PRİM ÖDEMELERİNDE GECİKMELER
İçinden geçmekte olduğumuz zor dönemde ekonomik açıdan birçok zorlama ile karşı karşıya kalındığı herkesin malumudur. Krizin söz konusu olmadığı zamanlarda dahi bir işletmenin ödemeler listesinde en son sırada yer alan (hatta liste dışı bırakılan) sigorta primlerinin, mevcut ekonomik koşullarda muntazam şekilde ödenemeyeceği (bu hususta aksamalar olacağı) açıktır. Bu sebeple ülkemizde sigorta primlerinin ödenmesinde sigorta şirketlerinin esneklik göstermesi gerekmektedir. Kamu otoritesi de haklı olarak bu tavsiyede bulunmuştur.
MEVCUT POLİÇE RİZİKOLARINDA HAFİFLEME
Bir sigorta sözleşmesi yapıldıktan sonra riziko nasıl (sözleşme anına kıyasla) daha ağır bir hale gelebiliyorsa (gerçekleşme olasılığı artabiliyorsa), bunun tersi de olabilmektedir. Corona virüsünden korunma önlemleri çerçevesinde işyerleri kapalı tutulmakta; araçlar daha az trafiğe çıkmaktadır. Bazı sigorta ettirenler sigorta korumasının kapsamının daralmış olması sebebiyle mevcut sözleşmelerinin uyarlanmasını/değiştirilmesini istemişlerdir. Bu gibi istemlerin ne oranda yerine getirilebileceği her somut durum (poliçe) için ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir husustur. Genel bir uygulama önermek ve gerçekleştirmek doğru ve mümkün görünmemektedir.
Rizikoda hafifleme, özellikle oto sigortaları bakımından sıkça gündeme gelen bir konudur. Çoğu kimse, “evde kal” çağrısına uyarak veya zorunlu olduğu için aracını kullanmadığını ve en azından trafikte başka araçla çarpışma veya bir şeye çarpma rizikolarının (en yaygın görülen rizikolar) tamamen veya kısmen devre dışı kalmış olduğunu öne sürmektedir. Pandeminin yol açtığı ekonomik koşullar sebebiyle veya faaliyette bulunması yasaklandığı için işyerini kapatmak zorunda kalanlar da kendileri açısından işyeri sigortasının (büyük ölçüde) anlamını ve işlevini yitirdiğini beyan etmektedirler.
KREDİ BAĞLANTILI HAYAT SİGORTALARI
Kredilerin tahsili konusunda kabul edilen esnekliklere (kredi borçlarının ötelenmesi) bağlı olarak, krediyi güvence altına alan hayat sigortalarında da süre uzatımı gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Bu gibi bir durumda önerilen çözüm “kredi müşterisine ek bir mali külfet getirmemek kaydıyla” sigortanın uzatılmasıdır.
BORÇ ÖDEME SİGORTALARI
Borç Ödeme Sigortası Genel Şartlarında, diğer birçok sigortadan farklı olarak açıkça “salgın hastalık” istisnası mevcuttur. Genel Şartlar’ın “Ek Sözleşmeyle Teminat Kapsamına Dahil Ettirilebilecek Haller” başlıklı A.4. maddesinin 4. fıkrasında “……….salgın hastalıklar ve pandemik hastalıklardan kaynaklanan işsizlik ve/veya geçici iş göremezlik” halinin teminat dışında bırakıldığı görülmektedir. Şu halde, epidemi ve pandemilerden kaynaklanan işsizlik sebebiyle borç ödememe durumu ancak özel bir anlaşma yapılmış olduğu takdirde teminat kapsamına alınmış olacaktır. (Bununla birlikte, işsizlik teminatının bir hayat sigortasına ek teminat olarak eklenmiş olması durumunda, sigorta ilişkisi Hayat Sigortası Genel Şartları’na tabi olarak işleyeceğinden COVID-19 dolayısıyla işsiz kalma -ek teminata ilişkin klozda aksi belirtilmiş değilse- sigorta koruması altında kalacaktır.
SAĞLIK SİGORTALARI
Türkiye’de sağlık giderleri sigortası yapan sigortacıların büyük çoğunluğu Corona virüsüne ilişkin sağlık giderlerinin sağlık (giderleri) sigortası sözleşmesinde “salgın hastalık” kapsam dışı bırakılmış olsa dahi karşılanacağını duyurmuşlardır. Devlet de Corona virüsünün yol açtığı COVID-19 hastalığına ilişkin tanı ve yoğun bakım tedavisi giderlerinin bütün hastanelerde “ücretsiz” olduğunu açıklamıştır. Sosyal devlet kuramı uyarınca vatandaşlara verildiği anlaşılan bu desteğin (ekonomik yükün), özel sağlık sigortasının varlığında da halâ kamunun ve özel sağlık kuruluşlarının üzerinde kalması tartışmalara yol açabilecek niteliktedir.
SORUMLULUK SİGORTALARI
Corona virüsü ile ilgili olarak en fazla sorun yaşanması olası alanlardan biri de sorumluluk sigortalarıdır. Özellikle işveren sorumluluk sigortalarında, işverenlerin hangi koşullarla COVID-19 hastalığına yakalanan çalışanlar için sorumlu tutulabileceği ve eğer sorumlu olacaklarsa, bunun bir iş kazası dolaysıyla mı yoksa meslek hastalığı dolayısıyla mı ortaya çıkmış sayılacağı tartışma yaratacak niteliktedir.
Bir işyerinde bir çalışanın Corona testi pozitif çıktıktan sonra, aynı işyerinde başka çalışanların da virüs kaptıklarının saptanması, işverenin gereken önlemleri almadığını ve bu sebeple hastalığın çalışanları arasında yayıldığını düşündürecektir. Öte yandan, işyerinde virüs saptanmış olmasa dahi, işletmenin faaliyetini sürdürmesi ve işe giden çalışanların toplu taşıma araçlarında virüse maruz kalmış olmaları halinde de işveren sorumluluğunun doğup doğmayacağı tartışması söz konusu olabilecektir. Bu saydığımız durumlarda birçok “sebep-sonuç bağı” problemi ile karşılaşılması kaçınılmazdır.
Diğer yandan, bir çalışanın işyerinde Corona’ya yakalanmasının bir iş kazası mı yoksa meslek hastalığı mı sayılacağı da farklı değerlendirmelere elverişli görünmektedir. Yargı bir kamyon sürücüsünün yurt dışı sefer sırasında gribe yakalanmış olması halini bir “iş kazası” saymıştır. Aynı şekilde, COVID-19 hastalarını tedavi ederken virüs kapan doktor ve sağlık personeli hakkında SGK’ya “iş kazası” bildirim yapılması söz konusudur.
BİREYSEL VEYA GRUP KAZA SİGORTALARI
Eğer Corona virüsü kaparak hastalanma bir “kaza” (ani ve dış etkiler sonucu meydana gelen bir hal) olarak nitelenirse, COVID-19 ebebiyle hayatını kaybetme veya sakat kalmayı da kaza sigortası anlamında “kaza” saymamız ve ölüm ve sürekli sakatlık teminatını işletmemiz gerekirdi. Ancak Kaza Sigortası Genel Şartları 4 (a) maddesinde “her nevi hastalıklarla bunların neticelerinin kaza sayılmayacağı” açıkça hükme bağlanmış olduğundan bu hallerde kaza sigortasının vefat ve sakatlık teminatları (ve varsa tedavi masrafları teminatı) devre dışı kalmış olacaktır.
Maden çalışanları zorunlu kaza sigortası bakımından da durum aynıdır. Genel Şartlar’daki “Kazanın Tanımı” başlıklı A.2 maddesinde “her türlü hastalıklı hal” kaza kavramı dışında tutulmuştur.
YANGIN SİGORTALARI
Yangın sigortaları ile ilgili olarak yurt dışında marketlerin ve dükkanların Corona virüsünün yol açtığı koşullar sebebiyle yağmalanması hallerinin teminata girip girmeyeceği tartışması ortaya çıkmıştır. Ülkemizde böyle bir durum şimdiye kadar görülmemiştir. Ancak “halk hareketleri” ve “kötü niyetli hareketler” teminatları bu gibi olayları kapsayabilecektir.
KREDİ (TİCARİ ALACAK) SİGORTALARI
Ekonomik güçlükler, mal veya hizmet alımlarından doğan borçların ödenmesinde bazı aksamalara sebep olabilmektedir. Bu da borçlunun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi hali için teminat sağlayan kredi (ticari alacak) sigortaları kapsamındaki sigortacıya yönelik istemlerin artmasına yol açacaktır. Borcun ödenmemesi Kredi Sigortası Genel Şartları A.8.2 maddesi anlamında bir “siyasi veya ekonomik bir olaydan veya benzeri herhangi bir yasal veya idari önlemden” kaynaklanmış ise, bu hal sigortacının sorumluluğuna dahil değildir. Ancak böyle bir halin var (Corona sebebiyle ortaya çıkmış) olup olmadığı kuşkusuz tartışmaya açık bulunacaktır.
TARIM SİGORTALARI
Koronavirüsünün yol açtığı elverişsiz durum, hiç kuşkusuz tarım sigortaları bakımından da önemli sorunların, sigortacıya yönelik istemlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Aynı şekilde besi hayvanları ile ilgili olarak da taleplerin artması söz konusu olabilecektir.
“Rizikoda hafifleme, özellikle oto sigortaları bakımından sıkça gündeme gelen bir konudur. Çoğu kimse, ‘evde kal’ çağrısına uyarak veya zorunlu olduğu için aracını kullanmadığını ve en azından trafikte başka araçla çarpışma veya bir şeye çarpma rizikolarının tamamen veya kısmen devre dışı kalmış olduğunu öne sürmektedir.”
