Hayata yansıtma faturamızı kime keseriz

Bireyin bilinç dışından gelen rahatsız edici dürtülerini, sanki onlar dışarıdan geliyorlarmış, başkaları tarafından kendisine yöneltiliyorlarmış gibi algılayarak veya bu şekilde kurgulayarak bu dürtülerin baskısından kurtulma çabasına yansıtma denir. Yansıtma, yani bireyin kendisinde görmek istemediği özelliklerini başkasına yüklemesi önemli ve ilkel bir savunma mekanizmasıdır. Ayrıca kendimizde görmek istemediğimiz, kendimize yakıştıramadığımız özelliklerimizi değiştirmek, onlarla baş etmeye çalışmaktansa onları başkalarına yansıtmak çok daha kolayımıza gelir. Yani kendimizi anlamak yerine direkt suçu karşımızdakine yüklemek hep daha kolayımıza gelir.

Bireylerin başarısızlık durumları ise bunu en fazla kullandığı durumlardır. Bireyin tamamı ile kendisine ait suçu şansa, talihe, kısmete atma ya da sorumluluğu alınyazısına ve feleğe yükleme tutumunun altında da bu mekanizma kendisini gösterir.

Yansıtma mekanizması sık kullanılmasına rağmen olgun bir mekanizma değildir. Çoğu zaman insan ilişkilerinde sorunlarla ve nevrotik düzeyde yakınmalarla birliktedir, örneğin kararsız, çelişkili duygu ve düşünceler içinde bulunan birisi, bu özelliklerini yakın bir ilişkide bulunduğu eşine, dostuna, arkadaşına, diyelim ofis arkadaşına yüklediğinde her ikisi de birbirlerini karşılıklı olarak anlaşılmamış ve sinir ve öfke dolu olarak hissedeceklerdir. Yine örneğin kendini güvensiz ve çaresiz hisseden ve kendine karşı düşmanca duygular besleyen bir kimse bu duygularını başkalarına yüklediğinde, onların kendisine karşı olan tüm tutumlarını bu olumsuz perspektiften değerlendirecektir. Sonuçta insan ilişkilerinde önemli bir engel olan çok alıngan, hatta saldırgan ve toplumda toksik etki yaratan bir ilişki silsilesi gelişecektir.

Bu kişilerde en önemli kök sorun özgüvenlerinin düşük olduğu olarak çıkmaktadır. Özgüven, bireyin kendisine yönelik iyi, olumlu duygular geliştirmesi sonucu kendini iyi hissetmesidir. Bu iyi hissetme sonucunda kendisiyle ve çevresindeki kişilerle barışık olması demektir. Özgüven “yüreklilik, cesaret” veya kişinin kendine güvenme duygusu olarak tanımlanır.

Kendini tanımak kendini sevmekle başlar. Kendini seven kişiler kendilerine güven duyarlar ve kendileriyle barışıktırlar. Kendilerine güvenli kişilerin ise her zaman belli hedefleri vardır.

Kişinin kendi vicdanını kanırtan sorundan kurtulmanın biricik yoludur: başkasını eleştirerek sorumluluktan kaçınmak, ama bu işin faturası en yakınınızdakilere kesilmekte, bunu farkında mısınız?

Bu kişiler başlarına gelen kötü olaylar için kendilerini bir kurban gibi göstermenin durumu açıkladığı düşüncesi ile hareket ettikleri için, başkalarını ve daha çok yakınındakileri ve içinde bulundukları koşulları suçlamaya ihtiyaç duyarlar. Bu şekilde hiçbir şey yapmak zorunda kalmazlar ve sadece şikâyet edip beklemekle yetinirler ve bu davranışlarının çok da normal olduğunu düşünürler. “Ben şartlara inanmıyorum. Bu dünyada bir şeyler başarabilen insanlar, istedikleri şartları arayan ve bulamayınca da onları yaratan insanlardır“ demiş George Bernard Shaw.

Başkalarını daha az suçlayarak kendi hayatımızın kontrolünü ele alırız.

Ancak kendimize doğru şeyleri söylediğimiz zaman büyürüz.

Bir hatayı kabul etmek konusunda objektif olmak, kişiliğimizi geliştirme şeklimiz ve erdemimizdir.

Yani diyeceğim odur ki, yanınızda bu faturayı ödemeyi istemeyen kişiler kalmadığında sakın darılmayın, artık kendinizi tanıyın, büyüyün, sevin ve hayatınızın kontrolünü ele alacak cesareti gösterin.