“Elim ayağım tuttuğu sürece sahnede olmak istiyorum”

“Elim ayağım tuttuğu sürece sahnede olmak istiyorum”

“Kulis benim mabedim, sahne de benim ibadet ettiğim yer” diyen Yosi Mizrahi, “Elim ayağım tuttuğu sürece sahnede olmak istiyorum” ifadeleriyle sahne tutkusunun çok büyük olduğunu dile getiriyor.

Oyuncu olmaya çocukluğunda karar veren Yosi Mizrahi, henüz 12 yaşındayken insanları güldürmenin çok güzel bir şey olduğunu keşfediyor ve bu doğrultuda yol haritasını çiziyor. 30 yıllık profesyonel oyunculuk kariyerine birçok tiyatro oyunu, film ve dizi sığdıran Mizrahi’ye göre sahnedeyken insanları hayatlarındaki dertlerinden soyutlayıp farklı bir dünyaya götürmek çok sihirli bir şey. Mizrahi, oyuncu olmaya nasıl karar verdiğini, rol aldığı karakterleri neye göre seçtiğini ve sahnede yer almanın onun için ne anlam ifade ettiğini Sigortacı Gazetesi okuyucuları için anlattı.

Oyuncu olmaya karar verişin nasıl oldu?

Oyuncu olmaya karar verişim çocukluğuma dayanıyor. 12 yaşındayken öğretmenim “Hafta sonu bana 5 tane gönüllü lazım teşrifatçılık yapmak için” dedi. O zamanlar teşrifatçılık nedir bilmiyorduk, yer göstericilik demekmiş. Ben de hafta sonu gönüllü olarak Nejat Uygur’un tiyatrosunda yer göstericilik yaptım ve 6 oyunda yer gösterdim. Nejat abiyi seyrettiğimde tiyatronun nasıl bir sihir olduğunu, insanları güldürmenin çok güzel bir şey olduğunu, bundan daha büyük bir haz olmadığını keşfettim ve o gün yol haritamı çizdim.

Şu an bir tiyatro oyunun var, turnelere çıkıyorsun. Oyunundan ve canlandırdığın karakterden bahseder misin?

Oyunun adı, ‘Seninle Evlenir miyim?’. Klasik kadın-erkek ilişkisini anlattığımız bir hikâye. İnsanlık başladığından beri kadın-erkek ilişkisi en eski ve en çok evrilen hikâyelerden bir tanesi. İlk insanlardan olan avcı toplayıcı erkek ve mağaradaki kadınla bugünkü kadın-erkek arasında çok büyük fark var. Herkesin algıları, istekleri, hayata bakışları farklı. Biz de bu oyunda bir kadın-erkek ilişkisi hicvediyoruz. 30 yıllık arkadaşım Şebnem Özinal ile oynuyorum. Sahnede bu kadar eski arkadaşlığın getirmiş olduğu bir lüks var. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Onun gözünün içine baktığım zaman bana bir pas atacağını anlıyorum. Baran diye bir karakteri canlandırıyorum. Hiç kitap okumayan, hayatı tamamen kendi doğrularıyla yaşamayı bilen bir karakter. Sevdiği kızı tavlamak için onu birtakım yalanlarla kandırmaya çalışıyor. Günün sonunda söylediği yalanlar ve aslında anlattığı kişi olmadığı ortaya çıkıyor. Eğlenceli, komik bir oyun. Gelen seyirciler çok mutlu bir şekilde ayrılıyor. Oyunda 300’ü devirdik. Devamlı turnelerdeyiz. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde oynuyoruz.

‘SAHNEDE OLMAK ÇOK SİHİRLİ’

Mizrahi, 30 yıllık oyuncu arkadaşı Şebnem Özinal ile ‘Seninle Evlenir miyim?’ adlı tiyatro oyununda Baran karakterini canlandırıyor.

Sahne senin için ne ifade ediyor, sahnedeyken ne hissediyorsun?

Bunu kelimelerle anlatabilmem çok zor. Kulis benim mabedim, sahne de benim ibadet ettiğim yer. Seyirciyle beraber buluştuğum ve elim ayağım tuttuğu sürece olmak istediğim bir yer. 30 yıllık profesyonel kariyerimde 1 sene tiyatro yapmadım, televizyon işi vardı ve tiyatroya vaktim olmuyordu. 1 sene sonunda çok özleyerek tiyatroya geri döndüm. Hem çok seviyorum hem de çok haz alıyorum. İnsanları güldürüyor olmak, insanları 2 saatte hayatlarındaki dertlerinden soyutlayıp onları farklı bir dünyaya götürmek çok sihirli bir şey gibi geliyor bana.

‘TÜRK TİYATROSU GÜZEL BİR ÇAĞDA’

Ülkemizde tiyatroya olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun?

Biz de çok ciddi bir televizyon kültürü vardı. Üzülerek söylüyorum ki televizyonlar artık son 5-6 senedir kaliteli yapım yapamıyorlar. Dijital platformların ülkeye girmesiyle kaliteli yapım seviyesi biraz yukarı çıksa da o kalitesizlik insanları tiyatroya yönlendirmeye başladı. Bununla birlikte 2016 yılında çok ciddi bir yükseliş yaşamıştık. Sahneler çok dolu oluyordu. Pandemi döneminde geçirdiğimiz 2 sene de bizi biraz sarstı. Pandemiden sonra ise insanlar evde durmak istemedi, ekonomilerinin müsaade ettiği oranda dışarı çıkıyorlar ve tiyatroya yöneliyorlar. Bu iyi bir şey olarak dönüyor bize. Türk insanında ‘gülmek için tiyatroya gitmek’ gibi bir algı var. Tiyatro sadece gülmek için yapılan bir şey değil. Biz özel tiyatrolar olarak insanların bu algısından kaynaklı olarak ister istemez biraz komedi oyunlarına yönelmek zorundayız. Şu an da Türk tiyatrosu güzel bir çağını yaşıyor.

‘BİR SERİ KATİLİ OYNAMAK İSTERİM’

İçinde kalan ve oynamak istiyorum dediğin bir karakter var mı?

Bir seri katili oynamak isterim. O karakterler bana çok dişi geliyor. Ancak bizde şöyle bir algı var: “Kötü adam dediğin çirkin olacak.” Aslında tam tersi, bir sürü Amerikan filminde yakışıklı sosyopat görüyoruz. Platformların Türkiye’ye girmesiyle kafalar biraz açıldı. Yapımcılar yeni yeni bu kafaya giriyor. Belirli kalıpların dışına çıkılmaya başlandı.

‘TİYATRO BİR RESTORAN OYUNCULAR DA GARSON’

Hep kamera önünde görüyoruz seni. Hiç senaryo yazmayı düşündün mü?

Hayatım boyunca eli kalem tutan insanları kıskandım. Hiç kalem tutmadı elim, kendimle alakalı bir şeyler yazıyorum, sonra beğenmiyorum. Senarist arkadaşlarıma, “Tiyatro bir restoran. Siz kalem tutan insanlar olarak aşçısınız. Siz yemeği yapacaksınız ki, biz garsonlar olarak servis edeceğiz. Çünkü biz oyuncular yorumcuyuz” diyorum. Ben daha çok alıp kendimce yorumlamayı seviyorum. İnsanlarda ikinci kıskandığım şey şarkı söyleyebilmeleri. Hayatım boyunca müzikalleri çok sevdim. Müzikallerde oynamayı çok isterdim.

Oyunculuğa dair kendini yenilemek adına neler yapıyorsun?

Sahneye çıkmak bir antrenman meselesi. Kendinizi devamlı formda tutmanız gerekiyor. Tüm dünyada değişen bir trend var. O trendi yakalamazsanız, gençlerle birebir iletişimde olmazsanız ilkel kalıyorsunuz. Jenerasyonlar çok hızlı değişiyor. Oyunculuğumda da bu değişimi, yeni trendleri takip ediyorum.

Mizrahi’nin ekran dışında motorcu bir kimliği de bulunuyor.

Ekran dışında motorcu bir kimliğin var. Bu tutku nereden geliyor?

Motorcu kimliğim de çocukluğumdan geliyor. Kendi paramı kazanmaya başlayınca motosiklet aldım. Bu nedenden dolayı da ailem bir şey diyemedi. 3 gün motora binmeyince bir tuhaf hissediyorum. Sahne için de söylediğim gibi elim ayağım tuttuğu sürece motora bineceğim.

Motosiklet kullanırken en sevdiğin güzergâh hangisi?

Şehir dışını daha çok seviyorum. Bu şehirde motosiklet kullanmak çok zor. Motosiklet tehlikeli bir araç olmasa da diğer sürücüler bizim için tehlike barındırıyor. En çok sevdiğim rota 14 gün 4500 km’lik bir Dalmaçya turu yapmıştık. Yaz tatilinde çok güzel bir turdu. 2 sene sonrasında da İstanbul’dan Norveç’e 16 ülke gezerek gitmiştik. O da çok sevdiğim bir turdu. Yaptığım her turun bende ayrı bir anısı, başka bir lezzeti var. Önümüzdeki yaz da İzlanda’ya gitmek istiyorum.

‘SEYİRCİYE DOKUNAN KARAKTERLERİ SEÇİYORUM’

Okuduğunda sana ‘evet’ dedirten senaryonun ortak özellikleri nedir?

Bunu iki şekilde cevaplamalıyım. Okuduğum senaryo eğer komediyse, beni okurken güldürüyor mu diye bakıyorum. Çünkü ben gülüyorsam eğleniyorum demektir. Ben eğleniyorsam dişi bir karakter, doğurgan bir karakter demektir. Ben bunu iyi esprilerle seyirciye satabilirsem seyirci de benimle eğlenir demektir. Okuduğum iş bir dramaysa iyi kötü fark etmeden seyircinin aklında karakter nasıl kalacak diye bakıyorum. Seyirciye dokunacak karakterleri seçmeyi seviyorum.

Oyuncu olmasaydın ne olmak isterdin?

Oyuncu olmasaydım yine sahada olacağım bir iş tercih ederdim. Masa başı çalışacak bir insan değilim. Organizasyon firmasında, sahada işi organize eden biri olarak çalışırdım. Yine oturaklı bir iş yerine, devamlı aksiyonlu bir iş seçerdim.

‘ANI BİRİKTİRMEK LAZIM’

Yosi Mizrahi’ye göre kendini tanımlayan motto eğlenmek. Mizrahi, yaşanılan her anı, bir anıya çevirmek gerektiğini söylüyor.

Seni tanımlayan motton nedir?

Beni tanımlayan motto gülmek, eğlenmek. Hayat çok kısa, anı biriktirmek lazım. Benim en büyük korkularımdan bir tanesi Alzheimer olmak. Çünkü çok anım var ve bunları unutmak istemiyorum. Elimden geldiği kadarıyla bu hastalıkla mücadele etmeye çalışıyorum. Çünkü çok amansız bir hastalık ve insan hayatında anıların gitmesi kadar kötü bir şey yok. Gülelim, eğlenelim ve anı biriktirelim. Yaşadığımız her anı, bir anıya çevirmemiz lazım. Çünkü hayat çok kısa.

‘ŞENER ŞEN İLE ÇALIŞMAK MÜTHİŞ BİR ŞEY’

İdolüm diyebileceğin oyuncu kim?

Ben kendimle biraz yarıştayım. Bu işe ilk başladığım zamanlarda, 30 sene önce Haluk Bilginer’i çok beğeniyordum, hala beğeniyorum. Ancak biraz yaş aldıkça, tecrübe edindikçe bu işte esasında biraz kendinle yarıştığını görüyorsun. Bana Şener Şen ile film çekmek nasip oldu. 3-4 sene önce Şener abi ile Yavuz Turgul’un son filmi olan Yol Ayrımı’nı çektik. 30 yıllık aktörlük hayatımda Şener abi ile sahnemin olması benim için çok müthiş bir şey. Şener Şen gibi muhteşem bir adam olmak isterim. Büyük bir komedyen. Sıfır egoya sahip ve sahnede, oyuncu arkadaşına bu kadar yardım eden başka bir aktörle bugüne kadar çalışmadım.

KISA KISA

Okumaktan hiç bıkmayacağın kitap?

Shakespeare – Romeo ve Juliet

En beğendiğin yönetmen?

Guy Ritchie ve Quentin Tarantino

Seni en çok etkileyen film?

Rezervuar Köpekleri ve Snatch

En son gittiğin tiyatro?

Haluk Bilginer’in oynadığı ‘Macbeth’

İlk fırsatta gitmek istediğin şehir?

Kars