Düşüncelilik
Herkes istediği yerde/anda manevra yapıyor. On metre ileri gitse kimseyi rahatsız etmeden dönüş yapabilir ya da yolunu az uzatıp dönüşünü arkadaki paralel sokağı kullanarak yapabilir ama yok, gururu kırılıyor, mutlaka olduğu yerde dönmek zorunda. 50 metrelik bir yol kesitinde aynı anda 3-4 aracın bu tarz manevralar yaptığı oluyor. Saygısızlık ve düşüncesizlik tamamen.
Veya geçici/kısa süreli park durumları. Sabahları yoğun bir çarşımız var. En büyük yoğunluk da hızlı kahvaltı yapılan birkaç yer ve gazete büfesinde. Herkes tahtırevanla seyahate alıştığı için tüm araçlar o mekanların önünde, kafadan giren var, yamuk park var, biraz ileride onlarca araçlık park yeri olmasına rağmen 2. hatta 3. sıra yapıp yolu kapatan, usulüne uygun park etmiş araçların çıkışını engelleyenler var. Hem kaos, hem düşüncesizlik.
Hava eksilerde. Eve dönerken muhitimizdeki kafede sıcak bir şeyler içmek istedik. Girdik oturduk bir yere. Kısa süre sonra arkamızdaki kalabalık masa hesabı ödeyip kalktı. Birbirlerine kapı tutuyorlar, “aman dikkatli gidin, yerler buz” uyarıları da tamam fakat en son kapı tutan kapıyı olduğu gibi bırakıp çekip gidiyor. İçeri bir anda buzluk havası akın ediyor. Siz gittiniz ya içeridekilerin en ufak bir önemi kalmadı artık sizin için.
Bir restoranda yemekteyiz. Antreleri bitirdikten sonra sağlığa zararlı bir şey yapmak için kapı önüne çıkıyoruz. Kapı önünde bizim gibi başka gruplar da var. Sohbetlerine kulak misafiri olduğumda hepsi istisnasız çok önemli kariyerlere sahip, çok değerli ve iyi yaşamayı seven insanlar. Ama gel gör ki işletmecinin o alana bıraktığı yarım düzine küllüğe rağmen o saygın(!) vatandaşlar ellerindeki atıkları yerlere atarak giriyorlar içeri.
Alışveriş merkezi girişinde dedektörden geçmeden üzerimdeki metal eşyaları cebimden çıkartırken arkamdan gelen kişi sanki ben orada yokmuşum gibi solumdan geçip sıramı kapıyor. Düşüncesizlik ve saygısızlığı bir kenara bırakıyorum, ne bu acele, indirim mi bitiyor bir yerde, muhallebicide bekleyen arkadaşın 15 saniye daha beklese küser mi sana, nedir herkesi bu kadar öncelikli, sabırsız ve tahammülsüz yapan?
2 yıldır sayıyla müşteri kabul eden şube uygulamayı sonra erdirmiş. Öğlene doğru çalışan 2 banko için içeride bekleyen 15 kişi var. Internet ya da ATM’lerden yapabileceği işlemleri gelip şubeden yapanları bir tarafa bırakıyorum ama görevlinin karşısına oturup dakikalarca “şunu bozup buna yatırsam ne olur”, “2 ay sonra vadesi gelecek hesabım var, sizce nasıl değerlendireyim dönüş günü”, “dövizi sizden mi alayım büfeden mi” benzeri acele işi olup arkada bekleyenleri çileden çıkartan kaygısız/düşüncesizleri de anmadan edemeyeceğim bu yazıda.
Ve sanki tüm bunlar ve benzerleri her gün defalarca kez yaşanıp insanı yıpratmıyor değil gibi bir de ortada hiçbir şey yokken kendine yarattığı stresler de var insanın.
Mesela ofise ya da eve yemek siparişi veriyoruz. Sipariş ile orantılı bir bahşiş tutarını da ödemeyi yapacağım kredi kartının yanına koyuyorum. Peki ya siparişi restoran sahibi getirirse, (ki getiriyorlar bazen)? Patrona bahşiş verilir mi, tabii ki verilmez. Patronunu tanıdığın yerde sorun yok ama ya tanımadığın biri ise patron/ortak? Al sana ilave beyin yükü!
Mesela ev ya da ofisteki sık tüketilen gıda maddeleri/sarf malzemeleri ile kafanda asgari kritik seviyeler var, buna göre takviye yapıyor ya da sipariş veriyorsun. Ama aynı hassasiyeti başkaları göstermiyor diye kendini hırpalıyorsun.
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama düşünceli olmak ile fazla düşünceli olmak arasında çok az mesafe var ve yeri geldiğinde düşünceliliğin fazlalığı en az düşüncesizlik kadar yoruyor insanı.
Çoğunluğun asgari bir düşüncelilik alışkanlığı kazanması şart uygar ve saygın bir toplum olabilmek için ama öte yandan beklentileri kapasitenin üzerinde tutmak da doğru değil ne yazık ki…
Görüşmek üzere,
