Bastın mı gider; maalesef sigortası yok!

 Bastın mı gider; maalesef sigortası yok!

Çin’in Wuhan kentinden yayılan ve 20 milyondan fazla insanın yakalandığı, 700 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine sebep olan yeni tip koronavirüs kaynaklı salgın hastalık dünyayı değiştirmeye devam ediyor. Özellikle dijitalleşme konusunda ciddi değişimler yaşanırken ulaşım ve nakliyat sektörleri de salgından ciddi olarak etkilenmeye başladı.

Ulaşım sektörü, sınır kapılarının kapanmasından başlayıp sokağa çıkma yasaklarıyla son bulan bir dizi önlem sonunda işlemez oldu. Virüsün yayılmasını hızlandıran toplu taşıma tercih edilmez hale geldi. Sonunda virüse yakalanmaktan kaçan insanlara Türkiye için yeni, Avrupa için eski bir çözüm sunuldu. Kalabalık toplu taşıma araçlarında virüs bulaşma riskinden endişe eden insanlar, özellikle kısa mesafeler için elektrikli scooter’ları (e-scooter) tercih etmeye başladı. 1920’lerde icat edilen, yaklaşık 20 yıl önce çocukların eğlenmesi için pazarlanan scooter’ların, COVID-19 salgınıyla mücadelede bir ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanması beraberinde bazı riskler getirdi.

Araçların hızlı bir şekilde yaygınlaşması sebebiyle birçok ülkede yasal düzenlemeye gidildi. Salgın sırasında “ulaşımda yeşil dönüşüm” projesi başlatan İngiltere, daha önce kullanımı yasak olan e-scooter’ları belli kurallar çerçevesinde yasal hale getirdi. Almanya’da bu aracı kullanmak için sigorta zorunlu hale getirildi. İspanya’da e-scooter’ların sürüleceği yollara kısıtlama uygulandı. Fransa’da ise 12 yaş ve üzerindekilerin e-scooter kullanmasına izin verildi. Japonya’da, saatte 9 km’nin üzerinde hız yapabilen tüm elektrikli scooterlar motorlu araç olarak kabul edildi ve böylece tüm sürücülerin ehliyet ve ruhsata sahip olması ve kask takması zorunlu hale getirildi. Türkiye’de elektrikli scooterlar için yakın zamanda kapsamlı bir yasal bir düzenlemeye gidileceği gündeme geldi. 

ELEKTRONİK SCOOTERLARDA ROMANTİZM TEHLİKESİ

1990’lı yılların başından itibaren hızla artan araç sayısı, kaza rakamlarının da artmasına yol açtı. 1994 yılına gelindiğinde kaza rakamlarını en aza indirmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla “Trafik Canavarı” kavramını içeren kamu spotu yayımlandı. 

Aynı yıl Mustafa Sandal’ın “Onun Arabası Var” isimli şarkının listelerde bir numaraya kadar yükselmesi sosyolojik bir noktaya işaret ediyordu. Bugünlerde e-scooter’lar için de benzer bir süreç yaşanıyor. E-scooter kullanıcı sayısının hızla artmasına rağmen henüz bir düzenlemeye gidilmemiş olması, risk farkındalığının düşük seviyede kalması tehlikeyi işaret ediyor.  

Bisikletliler, yayalar ve elektronik scooterlıların yoğun olarak bulunduğu yollarda henüz bir trafik düzenlemesine gidilmediği için çarpışma riski oldukça yüksek. Elektronik scooterın manevra kabiliyetinin çok düşük olması sebebiyle kaza anında kaçma olasılığı çok düşük oluyor. Romantizm amaçlı olarak çiftlerin ya da eğlence amaçlı olarak arkadaşların beraber elektronik scooterlara binmesi yasak olmasına karşın sıklıkla beraber kullanıldığı görülüyor. Ayrıca bu yeni aracı kullananlar, sosyal medyada paylaşmak için kendi fotoğraflarını çekmeye çalışıyorlar. Bunlar da kaza riskini artıran faktörlerin başında geliyor. Yollardaki su birikintilerinden geçerken kayıp düşme durumu da gerçekleşebiliyor. Ayrıca yokuş aşağı sürüşlerde hız sınırının geçilmesini engellemek için otomatik fren sisteminin uygulanması gerekiyor. 

Yurt dışı kaynaklı analizlerde elektronik scooterların serbest bırakılmasından önce mutlaka güvenlik düzenlemelerinin yapılması ve ilgili sigorta ürünlerinin piyasa sürülmesi gerektiği belirtiyor. Bu sebeple sigorta şirketlerinin pro-aktif bir tutum sergileyerek konuyla ilgili görüş bildirmeleri gerekiyor. Ayrıca mikro mobilite sektörünün sağlıklı bir şekilde büyümesi için güvenli sürüşü sağlaması çok önemli. Burada da sigortacılara iş düşüyor. 

 

ELEKTRONİK SCOOTER YÖNERGESİ GÜNDEMDE

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) konuyla ilgili bir yönerge hazırlığı içinde. Elektrikli scooterlarda rekabet koşullarını düzenlemek ve riski en aza indirmek için hazırlanan yönergede firmaların her yıl en az bir adet kitlesel bilinçlendirme kampanyası yapması zorunlu hale getirilecek. Araçlarda düşme sensörü bulundurulması, hareket halindeki bir scooterın düşme sensöründen uyarı alınması ve gerekiyorsa 112 Acil hizmetinin sistemdeki yer bilgisine göre yönlendirilmesi gibi hasarı en aza indirecek uygulamalara gidilecek. Kullanıcılar için denetleme mekanizması da gündeme geliyor; trafik sigortasının araca değil, ehliyete yapılması önerisi gibi birden fazla ihlale konu olan kişilerin kullanım hakları sınırlandırılacak. Yönergede sigorta şirketlerini de ilgilendiren başka bir maddede ise “Oluşabilecek zararlar ve üçüncü şahıslara verilebilecek zararlara yönelik her bir scooterın sigorta yapılması gerekmektedir” ifadesi kullanılıyor. Olumsuz hava koşullarının kullanıcılara bildirilmesinin zorunlu tutan yönergede, kazalara karşı, kullanıcı ve üçüncü kişileri kapsayacak sigorta düzenlemesi isteniyor. Sigorta firmasının merkezinin ise Türkiye’de olması gerekliliği belirtiliyor. Elektronik scooterların keyif verici madde ile kullanıldığı belirlendiğinde kullanım hakkı 180 gün askıya alınacak ve ikinci ihlalde süresiz olarak sistem üyeliği iptal edilecek.

RİSK ANALİZİ KOLAY; PEKİ SORUMLULUK KİMDE?

Elektrikli scooterların kullanımı çoğaldıkça, belediyeler ve hükümetlerin trafik yasalarını, sürücü kurallarını, yaya güvenliğini, park etme kurallarını, izinli sokakları ve sorumluluk şartlarını belirlemesi gerekecek. Öncelikle kiralanabilen elektrikli scooterların akıllı telefon uygulamaları üzerinden çalışıyor olmasının sigorta şirketleri için bir avantaj olduğunu belirtelim. Kullanıcıların sürüş alışkanlıkları, kaza yapılan güzergahlar ve tarihler ile elektrikli scooterların hangi amaçla kullanıldığına dair veriler GPS tabanlı çalıştığı için kolaylıkla toplanabiliyor ve analiz edilebiliyor. Bu sebeple bu aracın yol açtığı riski üstlenmek görece olarak sigorta şirketleri için daha kolay olacağı ifade ediliyor. 

Bununla birlikte, risk “üstlenebilir” olsa da, hangi sigorta poliçesinin uygun olacağı konusunda hala çok fazla kafa karışıklığı var. Bir elektrikli scooter sürücüsü bir yayaya zarar verirse, bir kişinin malına zarar verirse veya bir trafik kazasına neden olursa, hangi kapsamda nasıl değerlendirilmesi gerektiği henüz tam olarak çözülmüş değil. Kiralanan elektrikli scooterlar için de şirketin ne kadar sorumluluğu olduğu bir başka tartışma konusu. Bir diğer önemli nokta ise elektrikli scooterlarının nasıl tanımlanacağı. Kimi ülkeler, elektrikli scooterları motorlu araç olarak tanımla hazırlığında. Bu durumda elektrikli scooterların motorlu araçlar sigortası kapsamına alınması bekleniyor. Zorunlu olup olmayacağı ise başka bir tartışma maddesi olarak öne çıkıyor.

Bununla birlikte bisiklet sigortasına benzer bir sigorta ürününün ortaya çıkması çok muhtemel. Ancak bisiklete göre kullanmasının daha kolay olması sebebiyle daha büyük bir talep olduğu; bu sebeple kaza olasılığın arttığı da belirtiliyor. Yine bisiklete göre yüksek hızlara daha kısa sürede ulaşması, tekerleklerinin küçük ve manevra kabiliyetinin düşük olması hasarı artıran diğer nedenler olarak kayda geçiyor. 

Yine öne çıkan konulardan biri de insurtech firmaları için elektrikli scooter sigortasının bir fırsat olduğu yönünde. Sadece kullanım süresi kadar sisteme entegre edilmiş bir dijital sigorta ürününü üreten insurtech firmasının büyüyeceği yönünde fikirler gündeme geliyor. Bu anlamda geleneksel sigorta şirketleri için değişim şimdi başlıyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Türkiye gibi ülkelerde de kullan-öde sigorta ürünlerinin üretilmesi, bu anlayışın diğer sigorta ürünleri için de kullanılması gündeme gelebilir.  

İsrail’de geçtiğimiz aylarda elektrikli scooterları da kapsayan bir sigorta ürünü geliştirildi. Bu sigorta ürünü bulut tabanlı çalışırken, bisiklet, araç paylaşım uygulamalarını ve UBER’i de kapsıyor. Bu ürün kısa süreli ve toplam katedilen mesafeyi hesaplayarak sigortanlamayı mümkün kılıyor. Yani primler, süre ve mesafeye göre üretiliyor, bu da daha cazip sigorta ürünlerinin ortaya çıkmasına olanak sağlıyor. Reasürans devi Swiss Re’nin “mikro hareketlilik” (micro mobility) üzerine yayımladığı “Hareketlilik Ekosistemleri” isimli raporuna göre, genç nesiller gittikçe artan bir şekilde hareketliliğin birbirine entegre ve çok modlu olmasını bekliyor. Örnek vermek gerekirse, bir genç evden çıkıp metroya kadar kiraladığı elektrikli scooterı ile gidip, metro çıkışı kiraladığı bisikleti işyerinin önüne park etmek istiyor. Bu isteğin temelinde tasarruf yatıyor. Rapor, ekonomik sebeplerle çalışanların hızlı bir şekilde mikro mobiliteyi benimsediğini vurguluyor. 

SÜRÜCÜSÜZÜN YIKAMADIĞINI SCOOTERLAR YIKABİLİR

Sigorta sektörü bir süredir “yıkıcı yenilik” kavramı altında otonom araçları tartışıyor. Çevresini algılayabilen sürücüsüz araçların otomobil sektöründe köklü bir değişim yapacağı tartışılıyor. Ancak gelecek, hiç tahmin edilmeyen bir yerden gelebilir. Otonom araçların sahip olamayacağı yıkıcılığa, elektrikli scooterların sahip olacağı dile getirilmeye başlandı. Özellikle ekonomik ve çevresel koşullar araç sahibi olmak isteyenlerin sayısını azaltırken park sorunu ise otonom araçların üstesinden gelemediği bir sorun olarak durmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde ise elektrikli scooterlar, bisikletler ve diğer mikro mobilite araçlarından daha çok rağbet görebilir. Sigorta sektörünün bu konuya ağırlık vermesi tavsiye ediliyor. 

“Elektrikli scooterların kullanım sayısındaki artış hızını bir araca benzetiyor olsaydık bu araç Ferrari olurdu.” Bu sözler Boston Consulting Group’un elektrikli scooterlar ile ilgili raporundan. Gerçekten de elektrikli scooter kiralayan şirketler 2018’de bugüne kadar hiçbir teknoloji şirketinin yakalayamadığı bir hızda büyüdü. 

ABD’de yapılan bir başka araştırma ise tek yönlü otomobil kullanımının %90’ının 30 kilometreden kısa sürdüğünü ve bunun için tonlarca ağırlığa sahip bir aracı hareket ettirecek bir enerji tüketmek gerektiğini ortaya koyuyor. Ülkeler arasındaki enerji yarışı ulaşımı özel araçlardan çevreyle uyumlu mikro mobilite araçlarına kaydıracağını da işaret ediyor. Yani yeni tip şehircilik planlamalarında otomobiller için üretilmiş şehirleri tekrardan daha çevreci ve daha insan dostu şehirler haline getirme olasılıkları tartışılıyor. 

“İZİN İSTEMEK YERİNE AF DİLEYİN”

Programlama dilleri için ilk derleyiciyi geliştiren Amerikalı bilgisayar bilimcisi Grace Hopper’ın “İzin istemek yerine af dileyin” sözü bugünlerde AirBnb, Uber ve bir elektrikli scooter şirketi olarak çok ciddi bir büyüme gerçekleştiren Bird şirketinin girişimcilik felsefesi olmuş durumda. Bu teknoloji şirketleri, teknolojik uygulamaları için önce gerekli izinleri almak gibi bürokratik süreçleri beklemek yerine uygulamalarını hayata geçiriyorlar, ardından zarar verdikleri sektörlerden af dileyerek uzlaşma yolunu arıyorlar.

2025’TE 50 MİLYAR DOLARLIK PAZAR

Swiss Re’nin yayımladığı analize göre, şehirlerin giderek genişlediği ve elektrikli scooter gibi yeni ulaşım araçlarının ortaya çıktığı, yaygın olarak kullanıldığı ifade ediliyor. Swiss Re bu trendin önümüzdeki dönem de devam edeceğini belirtirken ABD merkezli yönetim danışmanlığı firması olan Boston Consulting Group (BCG) tarafından yapılan bir araştırmada, küresel elektrikli scooter pazarının 2025 yılına kadar 50 milyar ABD dolarına ulaşacağı hesaplanıyor. Bir başka araştırma şirketi Grand View Research ise Tokyo, Delhi veya Şangay gibi yüzölçümüne göre dünyanın en kalabalık olan şehirlerinde elektrikli scooter kullanımının artacağını belirtiyor. İstanbul’un yüzölçümüne göre dünyanın en kalabalık 14’üncü şehri olduğunu hatırlatmakta fayda var.

ELEKTRİKLİ SCOOTERLAR TRAFİK SİGORTASI PRİMLERİNİ ARTIRABİLİR

İngiltere’de yeni bir tartışma gündeme geldi. Yola çıkan elektrikli scooterların sebep olduğu kazaların trafik sigortasında hasar ödemelerini artıracağı ve bu sebeple gelecek yıl trafik sigortası primlerinin yükseleceği tahmin ediliyor. İngiliz sigorta sektörü elektrikli scooter kullanım sayısının düzenli olarak artması sebebiyle net bir tahmin yapamıyor. Modellemeler, 200 milyon ile 2 milyar sterlin arasında hasar talebin geleceğini gösteriyor.

Avatar

Sigortaci Gazetesi

İlginizi Çekebilir