Aşırı hava olaylarına karşı maruziyet ve dayanıksızlık azaltılmalı
İklim değişikliğiyle artan aşırı hava olayları, konut sigortasını hem erişim hem de maliyet açısından ciddi biçimde tehdit ediyor. Riskli bölgelerde yapılaşma sürerken, yetersiz altyapı, düşük risk farkındalığı ve sigorta sisteminde risk bazlı fiyatlandırma eksikliği; maruziyet ve yapısal dayanıksızlığı artırıyor. Bu durum, yalnızca bireylerin değil, kamu otoritelerinin, sigorta şirketlerinin ve finans kuruluşlarının da sorumluluk almasını zorunlu kılıyor.
Aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti dünya genelinde konut sigortası sistemlerini zorlarken, yüksek riskli bölgelerde yapılaşma artıyor, sigorta erişimi ve karşılanabilirliği giderek düşüyor. Risk esaslı fiyatlandırma, dirençli yapılaşma ve politika değişiklikleri hayati öneme sahip. Bu kapsamda Cenevre Derneği’nin ‘Konut Sigortasında Güvence Arayışı: Aşırı Hava Olaylarına Karşı Maruziyet ve Kırılganlık Azaltılmalı’ adlı raporunda, sigorta krizinin nedenlerini ve çözüm için önerilen iki aşamalı yaklaşım ele alınıyor.
Rapora göre, dünya genelinde, aşırı hava olaylarından kaynaklanan sigortalı kayıplar son 30 yılda istikrarlı şekilde artış gösteriyor. 2020’den bu yana her yıl 100 milyar doları aşan bu kayıpların, 2025 yılında 200 milyar doları geçmesi bekleniyor. 2000-2023 döneminde sel, orman yangını ve şiddetli fırtına gibi daha yerel risklerden kaynaklanan yıllık sigortalı kayıplar, toplam kayıpların ortalama %55’ini oluşturdu. 2024 yılı için bu oranın %50’ye yakın olması öngörülüyor.

ARTAN MARUZ KALMA VE DİRENÇSİZLİK
Aşırı hava koşullarının yol açtığı kayıpların artmasında, arazi kullanımı tercihleri, güncelliğini yitirmiş yapı yönetmelikleri, kentleşme, yaşlanan altyapı ve enflasyon gibi sosyoekonomik faktörler önemli rol oynuyor.
Raporda bazı örneklere şöyle yer veriliyor:
- Risk esaslı olmayan imar uygulamaları, tehlike altındaki bölgelerde nüfus ve varlık yoğunluğunu artırıyor. Örneğin, Japonya’da nüfusun %29’u, AB’de %17’si ve ABD’de %12,5’i sel riski yüksek bölgelerde yaşıyor. Orman yangını riski açısından ise bu oranlar AB’de %67, Avustralya’da %61 ve ABD’de %60. Buna rağmen, yüksek riskli bölgelerde yapılaşma devam ediyor. ABD’de 2023 yılında inşa edilen yeni konutların %57’si kasırga ve orman yangını riski taşıyan bölgelerde yer alıyor. Bu oran 2014’te %39’du. İngiltere’de ise 2013’ten bu yana yeni konutların %8’i sel riski taşıyan alanlara inşa edildi. Kanada’da mevcut imar politikaları devam ederse, 2030 yılına kadar sel riski altındaki bölgelere 150 bin, orman yangını riski taşıyan bölgelere ise 220 bin yeni konut eklenmesi bekleniyor.
- Yapı yönetmelikleri, yaklaşık her 5 yılda bir güncellense de yerel düzeyde uygulanması ve denetlenmesi konusunda maliyet ve kaynak sıkıntıları yaşanıyor.
- Yaşlanan altyapının (barajlar, yollar, enerji hatları) aşırı hava koşulları nedeniyle hasar görmesi, çevredeki yerleşim yerlerini ve ekonomiyi daha da olumsuz etkileyebilir.
- Altyapı bakımı ve güçlendirilmesindeki yetersizlik, aşırı hava olaylarının etkilerini artırabiliyor.
- Kentleşme, doğal ekosistemlerin (örneğin sulak alanlar) yerini beton zeminlere bırakmasıyla sel riskini artırıyor. Ayrıca nüfus yoğunluğu ve yerleşimlerin ormanlık alanlara yakınlaşması, orman yangını riskini yükseltiyor.
- Yüksek yeniden inşa maliyetleri ise enflasyon, tedarik zinciri sorunları, iş gücü sıkıntısı, artan ücretler ve inşaat malzemelerine getirilen vergilerden kaynaklanıyor. COVID-19 salgını sonrası yeniden inşa maliyetleri AB’de ortalama %26, ABD’de %40 ve Kanada’da %51 oranında arttı.
SİGORTA ERİŞİMİNDE ARTAN ZORLUKLAR
Rapora göre, sigortaya erişim, ekonomik büyüme ve toplumsal dayanıklılık açısından hayati önem taşıyor. Sigorta, yatırımları destekliyor, ayrıca doğal afetlerin ardından ev sahipleri, işletmeler ve kamu kurumlarının daha hızlı toparlanmasını sağlıyor. Ancak sigortanın yaygınlığı bölgeden bölgeye büyük farklılıklar gösteriyor. Koruma açıkları —yani sigortasız kalan ekonomik zarar oranları— Avustralya ve Kuzey Amerika’da yaklaşık %40 iken, Asya’da %84’e, Afrika’da ise %91’e kadar çıkıyor.
Bu farkın temel nedenleri arasında afet sonrası devlet yardımlarına duyulan aşırı güven, düşük finansal okuryazarlık ve yetersiz risk farkındalığı yer alıyor.
Aşırı hava olaylarının yol açtığı ekonomik kayıplarla mücadelede ilk savunma hattını ise mal ve kaza (P&C) reasürans ve sigorta şirketleri oluşturuyor. Ancak, son yıllarda art arda yaşanan yüksek sigortalı kayıplar, prim gelirleri ile hasar ödemeleri arasındaki farkın büyümesine ve bunun sonucunda sektörün sermayesinin aşınmasına yol açabilir. Bu durum, sigorta sektörünün mali sağlığını sürdürmesini zorlaştırabilir.
Sigorta ve reasürans şirketleri, primlerin gerçek risklerle uyumlu olmasını sağlamak amacıyla risk bazlı fiyatlandırma ihtiyacını gündeme taşıyor. Bu yaklaşım, aynı zamanda risk azaltma ve önleme yatırımlarına öncelik verilmesi gereken bölgelere ve mülklere dikkat çekiyor.
SİGORTA TEMİNİ SORUNU OLDUKÇA YAYGIN
Rapora göre, iklim kaynaklı risklerin yükselmesi ve bu risklere karşı yeterli önlem alınmaması, konut sigortasına erişimi hem ulaşılabilirlik hem de karşılanabilirlik açısından ciddi şekilde zorlaştırıyor. Örneğin, ABD’de bazı eyaletlerde sigortalı mülklerin yaklaşık %15’i —47 trilyon dolarlık konut piyasasının %2’sine denk geliyor— sigorta bulmakta ya da karşılamakta zorluk yaşıyor. Avustralya’da ise konutların %15’i, sigorta primlerinin yıllık brüt hane gelirinin %8,3’üne —yaklaşık bir aylık maaşa— denk gelmesi nedeniyle mali baskı altında.
Sigorta ve reasürans şirketleri, bu sorunları çözmek adına riskin temel nedenlerini anlamaya yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önemli yatırımlar yapıyor; ev sahipleri, topluluklar ve kamu kurumları için direnç artırıcı çözümler geliştiriyor ve yenilikçi ürünler sunuyor. Ancak bu çabaların başarıya ulaşması için yalnız hareket etmeleri yeterli değil.
RİSK PROFİLİ MÜLKÜN RİSKİNİ ETKİLİYOR
Bir mülkün risk profili, kullanım ömrü boyunca çeşitli sigorta aracılarının verdiği kararlarla şekilleniyor. İmar planlaması, yapı izni, inşaat, değerleme, finansman ve risk yönetimi gibi alanlardaki kararlar; mülkün bulunduğu bölgenin ve kendisinin ne kadar risk altında olduğunu belirliyor. Ev sahipleri, yerel ve ulusal yönetimler, müteahhitler, kamu hizmeti şirketleri ve kamu destekli sigorta havuzları gibi birçok aktör bu süreçte önemli rol oynuyor.
Raporda risk profili oluştururken bazı öne çıkan noktalara şöyle veriliyor:
- Ev sahipleri, genellikle yaşam kalitesi ve maliyet kriterlerine göre ev alıyor ya da inşa ettiriyor. Ancak artık zorunlu tehlike bilgilendirme yasaları ve yükselen sigorta maliyetleri bu kararları doğrudan etkiliyor. Evlerini risklere karşı güçlendirmek isteyen bireylerin, mülklerinin taşıdığı tehlikeler ve alabilecekleri önlemler hakkında bilgi sahibi olması, ayrıca uygun teşvik ve finansman imkanlarına erişebilmesi gerekiyor. Bu yatırımlar sayesinde ev değerleri artabilir, hasar riski azalabilir ve sigorta ile kredi maliyetleri düşebilir.
- Yerel yönetimler, genellikle uygun fiyatlı konut arzını artırmak ve ekonomik gelişimi desteklemek amacıyla imar ve yapılaşma kararları alıyor. Aynı zamanda afet risklerini yönetmek için yapı standartlarının uygulanması, kentsel tasarım ve altyapı projeleri gibi konularla da ilgileniyorlar. Dirençli topluluklara yapılan yatırımlar; vergi gelirlerini güvence altına alma, dava riskinden kaçınma, kredi notlarını yükseltme ve siyasi başarı şansını artırma gibi çeşitli faydalar sağlayabilir. Ulusal hükümetler ise bu süreci büyük ölçekli altyapı projeleriyle destekliyor. Ayrıca, afet sonrası yardım programlarının yeniden düzenlenmesi, yerel yönetimlerin önleyici adımlar atmasını teşvik edebilir.
- Kamu hizmeti sağlayıcıları (örneğin enerji ve su şirketleri), sistemlerini düzenli izleyerek ve bakımlarını yaparak yerel riskleri azaltabilir. Bu tür yatırımlar hem hizmet kesintilerini hem de yasal sorunları önlemeye yardımcı olurken, finansal güvenilirliklerini de artırabilir.
- Devlet destekli sigorta havuzları, kısa vadede piyasaları istikrara kavuşturabilir. Ancak genellikle yükselen risklerin temel nedenlerine müdahale etmezler. Ayrıca risk bazlı fiyatlandırma yapmadıkları için, insanları riskli bölgelerde yaşamaya teşvik edebilirler. Bu havuzların yerel dirençlilik yatırımlarına yönelmesi, hem finansal sürdürülebilirliklerini artırabilir hem de özel sigorta şirketlerinin piyasadan çekilmesini engelleyebilir.
- İpotek sağlayıcılar, mülkün piyasa değerini ve durumunu belirlemek için lisanslı değerleme uzmanlarından rapor alır. Bu değerleme genellikle piyasa satış fiyatını yansıtır, sigorta için gerekli yeniden inşa maliyetini değil. Yasal ya da kredi koşulları gereği sigorta zorunlu tutulsa da, risk faktörleri kredi sürecinde nadiren dikkate alınır:
n Borçlular genellikle yalnızca ilk yılın sigorta maliyetini karşılayabiliyorlarsa krediye uygun görülür.
n İklim kaynaklı risklerin ipotek değerlemesine dahil edilmesi için zorunlu bir uygulama ya da teşvik bulunmamaktadır.
n Benzer kredi notuna sahip iki kişi, farklı seviyelerde risk altındaki evler için aynı kredi koşullarını alabilir.
n Sigorta poliçelerinin yıllık olarak izlenmesi ve doğrulanması, eyaletten eyalete değişir.
n Sigorta sorunları nedeniyle yaşanan kredi temerrütleri hakkında toplanacak veriler, gelecekte alınacak önlemler için yol gösterici olabilir.
Konut sigortası, mülkiyet risklerini sigortacılara devrederek, borç verenlerin yalnızca kredi riskini taşımasını amaçlıyor. Özellikle bir afet sonrası yeniden inşa maliyetleri gibi büyük yüklerin sigorta şirketlerine devri bu sistemin temel dayanağı. Ancak mevcut uygulamalar, kredi sisteminin iklim kaynaklı riskleri yeterince hesaba katmadığını gösteriyor.

Mevcut durumun öne çıkan başlıkları şu şekilde:
- İlk yıl kriteri: Borçlular, yalnızca ilk yılki kredi ödemesi ve sigorta masraflarını karşılayabilme durumlarına göre kredi almaya hak kazanıyor.
- Risk değerlendirmesi yok: Borç verenler açısından, mülklerin iklim kaynaklı riskleri değerlendirmeye katılmıyor.
- Sigorta kapsamı genel geçer: Kredi sağlayıcılar, genellikle sigorta kapsamı için geniş ve standart koşullar belirliyor. Ancak araştırmalar, risk bazlı sigorta fiyatlandırmasının olmaması durumunda, kredi kuruluşlarının mülk risklerine dair sınırlı bilgiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Buna ek olarak, zorunlu tehlike bilgilendirme yasaları ve artan sigorta primleri, afet sonrası yüksek riskli bölgelerde konut değerlerinde düşüşlere neden oluyor.
- Sigorta kontrolü farklılık gösteriyor: Borçluların her yıl sigorta poliçelerinin izlenmesi ve doğrulanması süreci, ülkeden ülkeye değişiyor. Ancak, sigorta sorunlarıyla bağlantılı kredi temerrütlerine dair verilerin toplanması, olası riskleri önleyici stratejilerin geliştirilmesi açısından büyük önem taşıyor.
ÇÖZÜM: İKİ AŞAMALI YAKLAŞIM
Artan iklim riskleri ve sigorta krizine karşı, uzmanlar riskleri azaltacak davranış değişimlerini teşvik etmek amacıyla iki aşamalı bir yaklaşım öneriyor.
Bu yaklaşım hem yapı sahiplerini hem de karar alıcı kurumları sorumluluk almaya yönlendiriyor.

