Sigorta sektörü İstanbul’da risk ve dayanıklılık gündemiyle buluştu

Sigorta sektörü İstanbul’da risk ve dayanıklılık gündemiyle buluştu

18.Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı, 15. Sigorta Haftası kapsamında sektör temsilcilerini İstanbul’da bir araya getirdi. Konferansta TSB Başkanı Ahmet Yaşar Türkiye’nin koruma açığının azaltılması gerektiğine dikkat çekerken, TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı koruma açığının aynı zamanda bir finansal hazırlık açığı olduğunu vurguladı. SEDDK Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan ise DASK’ın kapsamının deprem dışındaki afet risklerini de içerecek şekilde genişletilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti.

Sigorta Tatbikatçıları Derneği (STD) tarafından düzenlenen 18. Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı, 7 Ekim’de İstanbul’da gerçekleştirildi. Konferansta iklim değişikliğinin yarattığı yeni riskler, doğal afetlere karşı finansal dayanıklılık, koruma açığı ve küresel reasürans piyasalarının geleceği ele alındı.

Konferansın açılış konuşmalarını STD Başkanı Fahri Altıngöz, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı, TSB Başkanı Ahmet Yaşar ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan gerçekleştirdi.

‘ASIL HEDEFİMİZ TÜRKİYE’NİN KORUMA AÇIĞINI AZALTMAK’

Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, sigorta sektörünün büyümesinin yalnızca prim üretimi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek Türkiye’deki koruma açığına dikkat çekti.

Türkiye sigorta sektörünün 2024 yılında 838 milyar TL olan prim üretiminin 2025 yılında 1 trilyon 223 milyar TL’ye ulaştığını, 2026 Ağustos itibarıyla ise yaklaşık 972 milyar TL prim üretildiğini belirten Yaşar; sektörün toplam aktif büyüklüğünün 4,4 trilyon TL, özkaynaklarının 560 milyar TL, teknik kârının ise 103 milyar TL seviyesinde olduğunu aktardı.

Türkiye’de hâlâ yeterince sigortalanmamış vatandaş, işletme, konut, sanayi tesisi ve ekonomik değer bulunduğunu belirten Yaşar, “Asıl hedefimiz prim üretimini artırmak değil, Türkiye’nin koruma açığını azaltmak. Prim büyümesi, daha fazla insanı ve ekonomik değeri güvenceye almamızın sonucu olmalı” dedi. 

2030 HEDEFİ: %5 PENETRASYON, 50 MİLYAR DOLAR PRİM

Sektörün ekonomiye sağladığı fonun 3,6 trilyon TL’ye ulaştığını belirten Yaşar, sigortanın uzun vadeli tasarruf, yatırım, sermaye piyasaları ve ekonomik istikrar açısından da önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.

Türkiye’de yaklaşık %2,6 seviyesinde bulunan sigorta penetrasyonunun 2030’da %5’e çıkarılmasının ve 50 milyar dolar prim üretimine ulaşılmasının hedeflendiğini söyleyen Yaşar, bu hedefin daha fazla vatandaşın, işletmenin, konutun, fabrikanın ve yatırımın güvence altına alınması anlamına geldiğini belirtti. 

Uluslararası reasürans sektörüne de mesaj veren Yaşar, Türkiye’nin yalnızca mevcut prim hacmi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Sürdürülebilir, öngörülebilir ve uzun vadeli reasürans kapasitesine ihtiyaç olduğunu belirten Yaşar, “Türkiye yalnızca büyüyen bir sigorta pazarı değil; büyüyen bir sigortalanabilir risk pazarıdır” dedi.

Yaşar, Türkiye sigorta sektörünün de daha kaliteli veri üretmesi, riskleri daha doğru modellemesi ve afet öncesi risk azaltıcı tedbirlere daha fazla yatırım yapması gerektiğini belirterek, “Riski reasüransçıya devretmeden önce kendi ülkemizde daha iyi yönetmek zorundayız” ifadelerini kullandı. 

Katastrofik ve iklim risklerinin büyümesiyle yeni çözümlere ihtiyaç duyulduğunu belirten Yaşar; parametrik çözümler, alternatif risk transferi, sigortaya bağlı menkul kıymetler (ILS), teknoloji, veri ve modellemenin daha fazla gündeme alınması gerektiğini söyledi. Yaşar, “Yeni riskleri eski yöntemlerle yönetemeyiz” dedi.

‘KORUMA AÇIĞI AYNI ZAMANDA BİR FİNANSAL HAZIRLIK AÇIĞIDIR’

TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı, konuşmasında iklim değişikliğiyle birlikte risklerin daha sık, bağlantılı ve sigortalanması daha güç hale geldiğine dikkat çekerek koruma açığı ve afetlerin finansmanı üzerinde durdu.

Ağustos 2026 itibarıyla sektörde 67 sigorta ve reasürans şirketinin faaliyet gösterdiğini, tekil sigortalı sayısının 37,6 milyona, emeklilik sistemindeki katılımcı sayısının ise 18,2 milyona ulaştığını belirten Obalı, prim üretiminin 972 milyar TL seviyesinde gerçekleştiğini söyledi. Obalı, sektörün toplam aktiflerinin 4,4 trilyon TL’ye, ekonomiye sağlanan fonun ise 3,6 trilyon TL’ye ulaştığını aktardı. 

Prim üretimindeki büyümenin farklı branşlara yayıldığını belirten Obalı, geçen yılın aynı dönemine göre trafik sigortasında %17, sağlıkta %36, hayatta %44, yangın ve doğal afetler branşında ise %23 artış gerçekleştiğini kaydetti. 

YARININ RİSKLERİNİN SİGORTALANABİLİR KALMASI İÇİN BUGÜN NE YAPMALIYIZ?

Prim üretimindeki artışın her riskin yeterli güvenceye sahip olduğu anlamına gelmediğine dikkat çeken Obalı, haneler, KOBİ’ler, şehirler ve kritik altyapı varlıklarının korunmasındaki açığa işaret etti.

Koruma açığının yalnızca toplam ekonomik kayıplarla sigortalı kayıplar arasındaki fark olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Obalı, “Koruma açığı aynı zamanda bir finansal hazırlık açığıdır” dedi. Obalı, afetlerin finansmanına ilişkin mekanizmaların önceden oluşturulmaması halinde yükün hanelere, işletmelere veya kamu bütçelerine kaldığını ifade etti. 

İklim değişikliğinin sigortalanabilirlik açısından temel bir mesele haline geldiğini söyleyen Obalı, “Yarının risklerinin sigortalanabilir kalması için bugün ne yapmalıyız?” sorusunu gündeme taşıdı. Sigortanın yalnızca hasar ödeyen bir mekanizma değil, ülkelerin dayanıklılık altyapısının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Obalı, afet finansmanının da afet gerçekleşmeden önce tasarlanması gerektiğini söyledi. 

Obalı; geleneksel sigorta, parametrik sigorta, reasürans, katastrofik tahviller ve sigortaya bağlı menkul kıymetler gibi farklı araçların riskin niteliğine göre birlikte kullanılabileceğini belirterek, afet gerçekleşmeden önce hangi risk katmanını kimin taşıyacağının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. 

COP31’e de değinen Obalı, iklim taahhütlerinin yatırım yapılabilir, sigortalanabilir, ölçeklenebilir ve uygulanabilir çözümlere dönüştürülmesi gerektiğini belirtti. Daha dayanıklı bir gelecek için risk bilgisinin geliştirilmesi, risklerin azaltılması, finansal hazırlık, kamu-özel sektör iş birliği ile inovasyon ve kapsayıcılığı beş öncelik olarak sıraladı. 

DASK’IN KAPSAMI DEPREMİN ÖTESİNE GENİŞLETİLİYOR

SEDDK Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, konuşmasında Türkiye sigorta sektöründeki dönüşümü, afet risklerinin yönetimini ve iklim değişikliği karşısında sigortanın üstlendiği rolü değerlendirdi.

Türkiye sigorta sektörünün son yıllarda kapsamlı bir dönüşümden geçtiğini belirten Kurtulan, güçlü finansal yapının korunmasının yanı sıra özel sağlık, gömülü sigortacılık, finansal branşlar ve bireysel emeklilik sisteminde reformların sürdüğünü kaydetti. 

DASK YAKLAŞIK 12 MİLYON KONUTU KORUYOR

DASK’ın Türkiye’nin afet risk yönetimi sisteminin temel taşlarından biri olduğunu belirten Kurtulan, 6 Şubat depremlerinin ardından yaklaşık yarım milyon konut sahibine hızlı finansal destek sağlandığını söyledi. Kurtulan, bugün yaklaşık 12 milyon konutun DASK güvencesi altında bulunduğunu ve sigortalılık oranının %60 seviyesinde olduğunu ifade etti.

İklim değişikliğinin etkisiyle doğal afetlerin daha sık ve şiddetli hale geldiğini belirten Kurtulan, DASK’ın kapsamının deprem dışındaki afetlere genişletilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi. Sel, heyelan, fırtına, dolu, çığ ve orman yangını risklerinin de kapsama dahil edilmesi üzerinde çalışıldığını aktardı. 

Tarımsal dayanıklılığa da değinen Kurtulan, devlet destekli tarım sigortalarında yenilikçi ve verim bazlı ürünlerle teminatların genişletilmeye devam edildiğini belirtti.

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasına da değinen Kurtulan, sigorta sektörünün iklim değişikliğine uyum sürecinde yalnızca afet sonrasında finansal güvence sağlayan bir yapı olmadığını; risk öngörüsü, modelleme, fiyatlama ve hasar önleme kapasitesiyle iklim dayanıklılığında stratejik rol üstlendiğini ifade etti.

Kurtulan, SEDDK’nın sürdürülebilirlik, proaktif risk öngörüsü ve uzun vadeli dayanıklılığı düzenleyici adımların bir parçası haline getirmeye devam edeceğini, daha güçlü, dayanıklı ve kapsayıcı bir sigorta piyasası için sektör paydaşlarıyla çalışmayı sürdüreceğini belirtti.

Yorum yazın