Sigortanın geleceğini yeni mega trendler belirleyecek

Sigortanın geleceğini yeni mega trendler belirleyecek


Sigorta sektörünün geleceğine yön verecek olan dinamikleri mercek altına alan ‘Sigortanın Geleceği 2025’ raporu, sektörün büyüme seyrini küresel çapta analiz ediyor. Araştırmaya göre sigorta primlerindeki toplam tutar 2035 yılına kadar 5,9 trilyon dolardan 8,95 trilyon dolara çıkabilir.

Sürekli değişen yasal düzenlemeler, insan davranışlarındaki dönüşüm ve makroekonomik dalgalanmalardan kaynaklı olarak sigorta sektörünün geleceğini öngörmenin hiç olmadığı kadar zorlaştığını söyleyen Deloitte’in Sigortanın Geleceği 2035 raporu, bu belirsizliğin arkasında yatan nedenin ise geçmişte benzeri görülmemiş teknolojik dönüşümler ve yeni risk türleri olduğunu belirtiyor. Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmelerin, ürün stratejilerini de dönüştürmeye başladığını vurgulayan Deloitte, ulaşım alanındaki gelişmelerin de risk tanımını ve buna bağlı teminatların kapsamını yeniden şekillendirdiğini söylüyor. Demografik yapıdaki değişimlere de değinen araştırma, yaşlanan nüfusun ve artan kronik hastalıkların, sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyacı artırdığını, bunun doğal bir sonucu olarak da sağlık alanındaki harcamaların yükseldiğini belirtiyor. Deloitte, mevcut tabloda sigorta şirketlerinin koruma açığını kapatmaya odaklandığını, finansal kapsayıcılığın her zamankinden daha önemli hâle geldiğini vurguluyor.

Öte yandan değişen tüketici davranışlarının, daha esnek ve kişiselleştirilmiş sigorta ürünlerine yönelik beklentileri yukarı taşıdığını da kaydeden rapor, tüm bu gelişmeler ışığında şu tespiti yapıyor: “Jeopolitik belirsizlikler, makroekonomik baskılar ve ekstrem hava olaylarının etkileriyle şekillenen bir çağdayız. Buna ek olarak, değişen kamu politikaları, özel sektörün üstlendiği roller ve yasal düzenlemelerdeki değişiklikler, sigorta sektöründeki ürün ve hizmetleri günden güne şekillendiriyor. Bu mega trendlerin etkisiyle ortaya çıkan beş temel dönüşüm, sigorta şirketlerinin iş modellerini yeniden tasarlamasına, hizmet kalitesini artırmasına ve yalnızca risk koruması sunan bir yapıdan çıkarak daha geniş bir rol üstlenmesine olanak tanıyabilir. Rapor, bu beş dönüşümü ise şöyle sıralıyor:

• Danışmanlık hizmetleri, giderek daha kişiselleştirilmiş hâle gelecek ve web sitesi, mobil uygulamalar gibi farklı iletişim kanallarına entegre biçimde sunulabilir.

• Kârlılık alanları değişip sektörler arasındaki sınırlar belirsizleştikçe, sigorta şirketleri standart ürünlerin ötesine geçebilir.

• Sunulan hizmetler, tek seferlik işlem odaklı bir yapıdan proaktif ve sürekli devam eden müşteri ilişkilerine evrilebilir.

• Yapay zekâ ve dijital platformlar, büyük olasılıkla şirketlerin temel operasyonlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelecek.

• Sigorta şirketleri ve brokerler sahip oldukları yetkinlikleri, iş birlikleri

Sigorta sektörünün geleceğine yön verecek olan dinamikleri mercek altına alan ‘Sigortanın Geleceği 2025’ raporu, sektörün büyüme seyrini küresel çapta analiz ediyor. Araştırmaya göre sigorta primlerindeki toplam tutar 2035 yılına kadar 5,9 trilyon dolardan 8,95 trilyon dolara çıkabilir. ile birleşme ve satın almalar yoluyla giderek daha fazla güçlendirecek. Rapora göre bu değişimlerin bir kısmı, mal ve sorumluluk ile hayat ve sağlık sigortası branşlarını farklı düzeylerde etkileyecek. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, sigortanın tek başına sunulan bir üründen çıkarak entegre ve değişen ihtiyaçlara uyum sağlayan bir hizmete dönüşeceğine işaret ediyor. Bu dönüşüm ise doğru iş birliklerini ve iş modellerini hayata geçiren, erken harekete geçen şirketlere avantaj sağlayacak.

KÜRESEL GÖRÜNÜM

Araştırma genel olarak, küresel sigorta primlerinin 2024-2035 döneminde %150 artacağını öngörerek bu büyümenin önemli ölçüde; koruma ihtiyacındaki artış, sigorta hizmetlerine yeterince erişemeyen pazarlardaki istikrarlı genişleme ve sigorta şirketlerinin müşterileriyle etkileşim kurma biçimini yeniden tanımlayan dijital yenilikler tarafından destekleneceğini belirtiyor. Hayat ve sağlık sigortalarındaki küresel primlerin 2024’te %5 büyüyerek son on yılın en güçlü artışını kaydettiğinin altını çizilirken bu büyümede büyük ölçüde tasarruf ürünlerine yönelik talebin etkili olduğu vurgulandı. Paylaşılan bir diğer veride ise önümüzdeki dönemde pazarın yıllık yaklaşık %3 büyüyerek 2035’te 4,8 trilyon dolara ulaşabileceği de belirtildi. Ancak büyüme dağılımının zaman içinde değişmesinin beklendiğini kaydeden Deloitte, küresel pazara yönelik şu tespitte bulundu “Tasarruf ürünlerindeki büyüme yavaşlarken, özellikle Asya ve Latin Amerika gibi gelişmekte olan pazarlarda koruma ürünlerinin öne çıkması bekleniyor. Artan sağlık hizmetleri maliyetleri ve sağlık sistemleri üzerindeki baskının özel sağlık sigortasına olan talebi artırmasıyla, sağlık sigortası primlerinin de çoğu bölgede hayat sigortası primlerinden daha hızlı büyümesi bekleniyor.” Bu süreçte kaza sigortalarının da büyümeye devam ettiğini ve son 20 yılda iki katına çıkarak bugün 2,4 trilyon dolara ulaştığını paylaşan rapor pazar büyümesinin gayri safi yurt içi hasıla ile paralel seyretmesi ve 2040’a kadar yeniden yaklaşık iki katına çıkmasının beklendiğini kaydetti. Deloitte göre talebin iki alandaki risk artışından kaynaklanması bekleniyor. Bunlardan ilki, doğal afet riskleri; diğeri ise siber tehditler, tedarik zinciri kesintileri ve çevresel sorunlar gibi giderek daha komplike hale gelen ticari riskler.

BÜYÜMEYE YÖN VERECEK OLAN YENİ MEGA TRENDLER

Sigortanın Geleceği 2035 raporu, büyümenin sürmesini destekleyen yapısal dinamikler etkisini korurken, bu sürecin ne kadar hızlı ve sürdürülebilir olacağını yeni mega trendlerin belirleyeceğini söylüyor. Bu mega trendler yaşlanan nüfus, genişleyen koruma açığı, değişen yaşam tarzı, ulaşımın geleceği, yapay zeka, küresel belirsizlikler, büyüyen iklim krizi, kamu ve özel sektörün değişen rolleri olarak şu şekilde sıralanıyor: Yaşlanan nüfus: 2030 yılına kadar dünyadaki her 6 kişiden biri 60 yaş ve üzerinde olacak. Yaşlanan nüfus ve artan yaşam beklentisi karşısında, sigorta şirketlerinin özellikle yüksek etkili kronik rahatsızlıklara sahip bireyler için artan koruma ve sağlık hizmetleri talebine yanıt vermesi gerekebilir. Bu dönüşüm, günümüzdeki teminatların yeterliliğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirirken, mal varlıklarının korunması, uzun süreli bakım ve finansal güvence alanlarındaki değişen ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Genişleyen koruma açığı: 2020 yılında yaklaşık 2 milyar Asyalı orta sınıfa mensupken, bu sayının 2030 yılına kadar 3 buçuk milyara yükselmesi bekleniyor. Büyüyen orta sınıf ile genişleyen koruma ve emeklilik açıkları, sigorta şirketlerini; servet dağılımındaki eşitsizlikler, finansal erişim eksikliği ve yeterli sigorta güvencesine sahip olmama gibi sorunlardan ciddi şekilde etkilenen yüksek riskli, topluluklara nasıl hizmet sunduklarını yeniden değerlendirmeye yöneltecek. Değişen yaşam tarzı: Kanada’da 18-34 yaş grubunda ev sahibi olanların oranı son 3 yılda 2021’deki %47 seviyesinden 2024’te %26’ya geriledi. ABD’de genel konut sahibi olanların oranı, devam eden konut maliyeti sorunlarının etkisiyle 2025’in ikinci çeyreğinde %65’e geriledi. Bu, 2019’un sonlarından bu yana görülen en düşük seviye oldu. Bununla birlikte geleneksel yaşam anlayışı da değişime uğruyor. Genç nesiller varlık sahibi olma anlayışlarını yeninden değerlendirirken evlilik ve çocuk sahibi olmak gibi planlarını erteliyor. Tüketicilerin yaşam beklentileri değiştikçe, kişiselleştirilmiş ürün ve deneyimlere olan ilgileri daha da artıyor. Ulaşımın geleceği: Araç paylaşımı pazarının, 2024-2032 yılları arasında %16,60 bileşik yıllık büyüme oranıyla büyüyerek 2032’de yaklaşık 465 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Özel araç sahibi olmanın şehir merkezlerinde daha az cazip hale gelmesiyle birlikte, ulaşımın talep üzerine sunulan, paylaşımlı ulaşım modellerine doğru kayması bekleniyor. Araç paylaşımı hizmetleri, otonom ve elektrikli araçlar ile mikromobilite sayesinde çok çeşitli ulaşım ve sürdürülebilirlik giderek daha fazla önem kazanıyor. Yapay zekâ ve teknolojinin yaygınlaşması : Küresel giyilebilir teknoloji pazarının 2025-2029 yılları arasında yaklaşık 100 milyar dolara ulaşacak şekilde büyümesi bekleniyor. Dijital teknolojinin tüketiciler tarafından DÜNYADAN lll daha fazla benimsenmesi, bağlantılı ekosistemlerin gelişimini hızlandırabilir. Nesnelerin interneti (IoT), giyilebilir cihazlar ve sensörler, üretken yapay zekâ ve yapay zekâ ajanları, kuantum bilişim ve açık veri gibi teknolojiler sürekli veri akışları oluşturma potansiyeli sahip hale geliyor. Küresel belirsizlikler: Dünya genelindeki risk uzmanlarına önümüzdeki 10 yıla ilişkin beklentileri sorulduğunda, %57’si geleceği ‘çalkantılı’ olarak öngörerek küresel felaket riskinin yüksek olduğu bir dönem beklediklerini belirtti. Geleceğin, daha sık yaşanabilecek jeopolitik krizler, makroekonomik gerilimler, büyük tedarik zinciri kesintileri ve siber saldırılar gibi etkilerden daha fazla etkilenmesi bekleniyor. Böyle bir ortamda istikrarsızlık yeni normal haline gelebilir. Bu senaryoda dayanıklılık ise belirgin bir avantaj olacak. Büyüyen iklim krizi: Mevcut seyir devam ederse iklim krizi etkisinin 2050 yılına kadar küresel gayrisafi yurt içi hasılanın %7-10’una ulaşacağı tahmin ediliyor. Çevresel etkiler giderek ağırlaşıyor; ekstrem hava olayları ve doğal afetler daha sık yaşanıyor. Bu durum, işletmelerin yasal düzenlemelere ve tüketici taleplerine uyum sağlamak amacıyla sürdürülebilirlik alanında yenilikçi çözümler geliştirmesini gerektiriyor. Kamu ve özel sektörün değişen rolleri: Dünya nüfusunun yaklaşık %48’i, en temel sosyal güvencelerden dahi yararlanamıyor. Kamu politikaları ile kamu ve özel sektörün rolleri, yeni ticari ve stratejik iş birlikleriyle birlikte değişiyor. Bu değişim, yeni finansman ve iş modellerinin ortaya çıkmasını sağlayabilir ve özellikle yeterli hizmet alamayan risk altındaki topluluklar için sağlık hizmetleri, sosyal hizmetler ve ekstrem hava olaylarına karşı mevcut güvence açıklarının giderilmesine katkıda bulunabilir.

DAHA KAZANÇLI BİR GELECEK İÇİN CESUR ADIMLAR ATILMALI

Küresel sigorta sektörü bir yol ayrımında olduğunu ifade eden rapor önümüzdeki 10 yılda sigortacıların, dış kaynaklı birçok etkenin kesişmesiyle yalnızca önemli bir dönüşümle değil, aynı zamanda sektördeki rollerinin yeniden tanımlanmasıyla da karşı karşıya kalacağını öngörüyor. Bu etkenlerin tümü, geleneksel iş ve faaliyet modellerini sorgulatırken, sektör oyuncularını kendilerini yeniden yapılandırmaya teşvik edecek. Deloitte 2035 yılına gelindiğinde sektörün, ağırlıklı olarak risk transferine odaklanan yapısından çıkarak önleme, dayanıklılık ve uzun vadeli finansal güvenliğin temel unsurlarından biri hâline geleceğini söylüyor. Ancak sigortacılar son yıllarda değişen koşullara uyum sağlama konusunda başarılı olsa da, megatrendlerin hızlanması ve etkilerinin artmasıyla önümüzdeki dönemin daha zorlu geçeceği konusunda uyarıda bulunarak şu tespiti yapıyor: “Bu mega trendlerin birbirleriyle kesişmesi, etkilerinin artık tek tek ele alınamayacağı anlamına geliyor. Asıl belirleyici olan çoğu zaman bu gelişmelerin birbirini güçlendiren bileşik etkisi olacak.”

Yorum yazın