İklim değişikliği orman yangınlarının şiddetini artırıyor

İklim değişikliği orman yangınlarının şiddetini artırıyor

Dünya 2026 yazında son yılların en ağır orman yangını krizi ile karşı karşıya kaldı. Amerika ve Avrupa’daki yangınlar birçok ülkeyi etkisi altına alarak büyük bir ekolojik tahribata yol açarken uzmanlar insan kaynaklı faaliyetlerin yol açtığı iklim değişikliğinin afetin birinci nedeni olduğunun altını çiziyor.

Ülke genel alan toplamının %30’u kadar orman alanına sahip olan ve orman varlığını her geçen yıl büyük bir hızla artıran Türkiye, bu yaz da birden fazla bölgede meydana gelen orman yangınlarıyla mücadele etti. Antalya-Alanya, Kocaeli-Dilovası, Balıkesir-Marmara Adası, İzmir-Buca, Aydın-Çine ve Balıkesir-Susurluk’ta yaşanan yangınlar binlerce hektarlık yeşil alanı küle çevirirken aynı zamanda bölgede ciddi hasarlara da neden oldu. Öte yandan her yıl olduğu gibi bu yıl da meydana gelen yangınlarda insan unsuru ön plana çıktı. Yapılan soruşturmalarda bazı yangınların kasten çıkarıldığı, bazılarının ise ihmal ve tedbirsizlik nedeniyle başladığı tespit edildi. 

Alevler bu yaz sadece Türkiye’de değil Avrupa’da ağır bir bilanço doğurdu. Orman yangınları Avrupa Birliği’nde son yılların en yıkıcı seviyesine ulaştı. Çeşitli kaynakların paylaştığı istatistiklere göre ağustos başı itibarıyla kıtada 500 ila 600 bin hektarlık alan küle döndü. Afetten en çok etkilenen ülkeler ise yüksek hava sıcaklıklarının da etkisiyle İspanya ve Fransa oldu. Felakette yaşanan ekonomik kayıp hakkında henüz resmi bir açıklama yapılmasa da maliyetin 15 ila 19 milyar avro arasında olabileceği öngörülüyor.

YANGINLAR ABD VE AVRUPA’DA AĞIR BİR BİLANÇOYA NEDEN OLDU

AON’un son bir ayda yayımladığı doğal afet raporları dünyada yaşanan orman yangınlarının bilançosunu gözler önüne seriyor. AON’nun paylaştığı bilgilere göre 1 Ağustos’tan bu yana Washington eyaletinin Spokane bölgesinde çıkan Old Trails, Autumn Lane ve Fairview yangınları büyük hasara yol açtı. Yangınların, sıcak hava, kuraklık, düşük nem ve kuvvetli rüzgârların oluşturduğu elverişli koşullar nedeniyle hızla yayıldığı belirtiliyor. Hatta Ulusal Hava Servisi’nin bölge tarihinde ilk kez “Particularly Dangerous Situation (Özellikle Tehlikeli Durum)” uyarısı yayımladığı ifade ediliyor. Önümüzdeki günlerde kuvvetli rüzgârlarla birlikte riskin yeniden artabileceği vurgulanıyor. Yangınların yerleşim alanlarına ulaşması nedeniyle Washington genelinde olağanüstü hâl ilan edildi. 19 Ağustos tarihinde kontrol altına alınan yangında 4.194 hektarlık bir alan zarar gördü; 846 yapı yok oldu ve 65.000 kişi tahliye edildi. Aon, toplam ekonomik ve sigortalı kayıpların yüz milyonlarca dolar seviyesine ulaşacağını, yangınların Washington eyaleti tarihindeki en maliyetli olaylardan biri olabileceğini öngörüyor.

Raporda ayrıca Avrupa’daki sıcak hava dalgasının yangın riskini artırdığı belirtiliyor. Günlük sıcaklıkların 40°C’nin üzerine çıkması, birçok ülkede orman yangınları için elverişli koşullar oluşturdu. Yunanistan’da, Atina’nın yaklaşık 60 kilometre kuzeybatısındaki büyük yangın 15 bin hektardan fazla alanı etkiledi; iki itfaiyeci yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi tahliye edildi ve çok sayıda ev zarar gördü. Türkiye’de ise onlarca orman yangınının etkili olduğu, bakanlık verilerine göre çoğunluğu Antalya ve Muğla’da olmak üzere en az 65 evin hasar gördüğü veya yıkıldığı ifade ediliyor. AON 21 Ağustos tarihinde yayımladığı raporunda Hırvatistan ve Belçika’da meydana gelen yangınlara da yer verdi.  Verilere göre 13 Ağustos’ta Split-Dalmaçya bölgesinde başlayan yangın yaklaşık 1.000 hektara yayılarak yerleşim alanlarına ulaştı; bazı ev, araç ve tekneler zarar gördü. Afet neticesinde yaklaşık 2.500 kişi tahliye edildi, 1 kişi hayatını kaybetti. Ekonomik kaybın ise milyonlarca ABD doları olarak veriliyor. Bir diğer yangın felaketi ise

14-16 Ağustos arasında doğu Belçika’daki Hautes Fagnes doğa rezervinde meydana geldi. Yangın sonucunda yaklaşık 3.000 hektarlık alan zarar gördü. Yangın ülke tarihindeki en büyük yangınlardan biri olarak belirtiliyor.

ORMAN YANGINLARINDA ‘KIRBAÇ’ ETKİSİ

Dünyada her yıl yaşanan orman yangınları ekosistemi ve biyolojik çeşitliliği büyük bir zarara uğratmanın yanı sıra can ve mal kayıplarına da neden olarak afet bölgesinde yaşayan nüfusun yaşamını derinden sarsıyor. Plansız kentleşme, hava kirliliği, karbon emisyonu ve küresel sıcaklıkların artmasına bağlı olarak gelişen iklim değişikliği orman yangınlarını tetikleyen en temel unsur olarak öne çıkıyor. İklim değişikliğinin dünya üzerindeki etkilerini araştıran World Weather Attribution’ın yayımladığı analize göre Ocak 2026, İspanya’da son 25 yılın en yağışlı ayı oldu. Özellikle Ávila–Madrid–Toledo yangınından etkilenen bölgede yağış miktarı normalin %175 üzerinde gerçekleşti. Bu durum, bölgede büyük miktarda bitki örtüsü ve biyokütlenin birikmesine neden oldu. Ardından gelen 2026 yazı rekor sıcaklıklar ve şiddetli bir kuraklıkla başladı; bitki örtüsü kuruyarak son derece kolay tutuşabilir hale geldi ve yangınların şiddetini artırdı. WWA bu ekolojik döngüyü havanın yarattığı ‘kırbaç’ etkisi olarak nitelendiriyor. Araştırma her iki durumun da insan faaliyetlerinden kaynaklı iklim değişikliğinin etkisiyle yaşandığını vurgularken, yangınların bir kısmının ihmal kaynaklı olduğunu da belirtiyor. WWA, kentsel bölgelerin kırsal alanlara doğru genişlemesinin de orman yangınlarına sebebiyet verdiğini ve risk maruziyetini de kaçınılmaz olarak artırdığının altını çiziyor. WWA benzer bir döngünün Türkiye için de geçerli olduğunu söyledi. 2025 yılında İspanya, Portekiz, Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan’daki yangınlar üzerine yaptığı bir analize dikkat çeken kuruluş yapılan çalışmalarda insan kaynaklı iklim değişikliğinin olağanüstü kuraklık koşullarını şiddetlendirerek yangına neden olan hava koşullarının temel itici gücü olduğunu tespit etti.

KÜRESEL SİGORTA SEKTÖRÜ NASIL ETKİLENDİ

Kredi derecelendirme kuruluşu Morningstar DBRS, Avrupa sigorta şirketlerinin 2026 orman yangını sezonuna güçlü sermaye pozisyonları ve likidite ile girdiğini, bundan dolayı mevcut orman yangınlarının büyük Avrupa sigorta şirketleri için olumsuz ancak yönetilebilir etkiler yaratacağını öngörüyor. Kuruluş ayrıca sigortalı kayıpların, yanan toplam alandan ziyade, yangınların yoğun nüfuslu bölgelere ve yüksek değerli ticari varlıkların bulunduğu yerlere ulaşıp ulaşmamasına bağlı olacağının altını çiziyor. Morningstar DBRS, küresel reasürans sermayesinin 2026 yılının ilk çeyreğinin sonunda rekor seviye olan 790 milyar dolara ulaşmasıyla, reasüransın Avrupa sigortacıları için önemli bir tampon görevi göreceğine de dikkat çekiyor. Bir diğer kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s ise durumu farklı bir perspektiften ele alıyor. Sigorta sektörünün geçmişte orman yangınlarını küresel etkileri sınırlı olan bölgesel bir felaket olarak görme eğiliminde olduğunu belirten kuruluş, son 10 yıl içerisinde bu durumun tersine döndüğünü ifade ediyor. Yapılan analiz, bu yaz Avrupa genelinde yaşanan orman yangınları ile birlikte afetin daha bütüncül bir bakış açısını zorunlu kıldığını söylüyor. Bunun yanı sıra yaşanan felaketin yalnızca bir ülke ile sınırlı kalmayarak kıta genelinde eş zamanlı bir şekilde meydana gelmesi, birçok turistik işletmenin ve yerleşim yerinin tahliye edilmesi ve kritik altyapı tesislerinin zarar görmesi gibi etkenler zararın tek boyutlu olmadığını gözler önüne seriyor. Moody’s mevcut tabloyu sigorta pazarı açısından da değerlendirerek Fransa’nın Nouvelle-Aquitaine bölgesinde konut sigorta oranlarının bu yıl yaklaşık %20 arttığı aktardı. Analize göre Kaliforniya gibi diğer pazarlardaki deneyimler, sigorta fiyatlarının artmasının ve şirketlerin yüksek riskli bölgelerden çekilmesinin zaman içinde sigorta arzında sıkıntıya yol açabileceğini gösteriyor.

NASA’nın derin uzay ağı (Deep Space Network) İspanya’nın başkenti Madrid yakınlarında meydana gelen orman yangını nedeniyle tahliye edildi.

Türkiye’de ise orman yangınları neticesinde konut ve araçlarda meydana gelen hasarlar, konut paket poliçeleri ile koruma altına alınıyor. Yaşanan son yangınların ardından hasar tespit çalışmaları devam ederken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, afetzede vatandaşların acil ihtiyaçları için Aydın, Balıkesir, Antalya ve Muğla illerine 25 milyon liralık kaynak aktarıldığını söyledi. Öte yandan son dönemde toplumda DASK olarak bilinen Zorunlu Deprem Sigortası’nın, Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) adını alarak tüm doğal afetleri kapsayacak bir yapıya bürünmesi için yasal düzenleme çalışmaları yapılıyor. Çalışmalar tamamlandığında başta orman yangınları olmak üzere tüm doğal afetler DASK kapsamına alınacak; bunun yanında kırsal alanda bulunan konutlar da ZAS güvencesi kapsamına girecek.

ORMAN YANGINI DUMANI SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR

World Weather Attribution analizinde orman yangınlarının meydana getirdiği hava kirliliğinin Fransa’da ulaştığı boyutu anlattı. Afetin yangından etkilenebilecek yapı ve varlıkların yoğun olduğu bölgelerde meydana gelmesinin büyük hasarlara yol açtığını kaydeden kuruluş Fransa’daki durumu şöyle özetliyor: “Fransa’da yangınlar, yoğun nüfuslu bölgelere ve önemli turistik yerlere hızla yaklaştı; bu da geniş çaplı tahliyeleri zorunlu kılarak giderek kentleşen bir bölgeyi hem yangınlara hem de yangın dumanına maruz bıraktı. Yangınlar sonucunda çok büyük miktarda zararlı madde açığa çıktı. Bordeaux şehrinde partikül madde seviyesi, “iyi” hava kalitesi olarak kabul edilen seviyenin 20 katını aştı; kötü hava koşulları 400 kilometreye kadar hissedildi. Bu durum, koruyucu maske rezervinin yerel eczanelere dağıtılmasına yol açtı. Bu tür tehlikeli bir hava kirliliği oranı mayıs ayından bu yana tekrarlanan sıcak hava dalgalarından zaten ağır şekilde etkilenen bir nüfus için zararlı koşulların daha da ağırlaşmasını sağladı.”

Dünya Sağlık Örgütü de yayımladığı bildiride orman yangınlarından yayılan dumanın hem fizyolojik hem de psikolojik sağlık risklerine yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. Orman yangınlarının ülkeler ve hatta kıtalar boyunca yayılarak, rüzgar yönündeki yerleşim yerlerinin hava kalitesini bozabileceğini ve yangından uzakta yaşayan insanlar da dahil olmak üzere, hem fiziksel hem de psikolojik etkilere yol açabileceğini belirten Dünya Sağlık Örgütü, değişen iklimsel koşullarla birlikte orman yangını riskinin giderek arttığını hatırlattı. Orman yangınlarının doğurduğu tehlikenin alevlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda dumandan da kaynaklandığını ifade eden bildiri, orman yangını dumanından korunmanın önemini vurguladı. Orman yangını dumanının yangınla birlikte açığa çıkan bir gaz ve parçacık karışımından meydana geldiğini söyleyen DSÖ, orman yangınlarının kentsel veya endüstriyel alanları etkisi altına aldığında, zararlı madde riskini artırdığını ve rüzgarla yayılan ince partiküllerin akciğerlere ulaşarak kan dolaşımına karışabildiğini belirtti. DSÖ, olası sağlık riskleri konusunda ayrıca birtakım uyarılarda bulundu. Bebekler ve küçük çocukların henüz gelişmemiş akciğerleri, yaşlıların ise kirli havaya karşı daha savunmasız bir bünyeye sahip olması nedeniyle yüksek risk grubunda olduğuna dikkat çeken DSÖ; hamilelerin, engelli bireylerin, evlerini korumakta zorlanan kişiler ile evsizlerin daha savunmasız gruplar arasında yer aldığını ifade etti.

Uzmanlar ayrıca orman yangınlarının yoğunlaştığı bölgelerde yaşayan kişilere yönelik resmi bildirileri takip etme, evlerdeki kapı ve pencereleri kapalı tutma, zorunlu olmadıkça seyahatleri azaltma, araç ve ev içi filtreleme ve havalandırma sistemlerini optimize etme tavsiyelerinde bulundu.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan:

Doğal afetlerde ciddi bir artış söz konusu

Son yıllarda iklim değişikliği faktörüne bağlı olarak doğal afet risklerinden kaynaklı zararların frekans ve şiddetinin arttığını belirten SEDDK Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, “Ülkemizin bu afetlere karşı korunması adına Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) projesi Kurumumuz ve DASK iş birliği ile yürütülen çok kıymetli bir çalışmadır” dedi.

SEDDK Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, son yıllarda iklim değişikliği risklerine ilişkin olarak sel, su, fırtına hortum, kuraklık risklerinin zararlarının frekans ve şiddetinin arttığını, bu risklerin tarımsal varlıklara doğrudan veya yangın olayları gibi dolaylı etkisinin de sıklıkla görülmeye başlandığını belirtti. Devlet Destekli Tarım sigortaları kapsamında yangın ve diğer doğal afetlere karşı teminatlar verildiğine dikkat çeken Kurtulan, özellikle meteorolojik kökenli risklerin tarım ürünlerine verdiği zararların yıllar itibariyle frekans ve şiddetindeki değişimin de takip edildiğini ifade etti. Ali Burak Kurtulan buna ek olarak alınan sonuçlara göre yeni teminatların geliştirilmekte, mevcut teminat içeriklerinin revize edilmekte, ürünlerin teminat başlama evreleri genişletilmekte ve teminat dışı durumların azaltılmakta olduğunu kaydetti. Ali Burak Kurtulan sözlerini şöyle sürdürdü: Yangın sigortası sözleşmeleri; ilgili mevzuata uygun olmak kaydıyla sigorta ettiren ile sigortacı arasında serbestçe düzenlenebilmektedir. Bu çerçevede, hem sivil konutlar, hem de otel, alışveriş merkezi, özel hastaneler gibi toplu yaşam alanlarının ve sınai tesislerin poliçelerinde yangın teminatına ek olarak doğal afetlere ilişkin teminatlar da sunulmaktadır. Bununla birlikte, söz konusu ürünlerin geliştirilmesinde risklerin sigortalanabilirliği, aktüeryal esaslar, primlerin erişilebilirliği, reasürans kapasitesi ve ilgili mevzuata uyum gibi hususların birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Kurumumuz, sektörün artan iklim ve afet riskleri doğrultusunda mevcut ürünlerin kapsayıcılığını artırması ve yeni ürün modelleri geliştirmesine ilişkin süreçleri anılan hususlar çerçevesinde yakından takip etmekte ve desteklemektedir.

KÖY ALANLARININ ZAS’A TABİ OLMASI PLANLANIYOR

Tüm dünyada başta seller ve orman yangınları olmak üzere doğal afetlerde ciddi bir artış söz konusu olduğunu vurgulayan Kurtulan “Ülkemizin de bu afetlere karşı korunması adına Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) projesi Kurumumuz ve DASK işbirliği ile yürütülen ülkemiz adına çok kıymetli bir çalışmadır. Bu itibarla, ZAS ile sivil konutlarda deprem teminatına ek olarak, sel, heyelan, fırtına, dolu, çığ ve orman yangını da teminat kapsamına alınacaktır. Ayrıca, deprem dışındaki afetler nedeniyle konut sakinlerinin acil ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ek teminat sağlanması ve özellikle bu afetler özelinde daha riskli olabilecek köy alanlarının da ZAS’a tabi olması planlanmaktadır” dedi.

 
AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken: Sektör olarak riskleri doğru analiz etme sorumluluğumuz bulunuyor

AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, orman yangınlarıyla ilgili değerlendirmesinde “Sektör olarak riskleri doğru analiz etme ve gerçekleşmeden önce azaltmaya katkı sağlama sorumluluğumuz bulunuyor. Bu doğrultuda geçmiş hasar verilerinin; uydu görüntüleri, meteorolojik veriler, bitki örtüsü, kuraklık düzeyi ve yerleşim bilgileriyle birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşıyor” dedi. 

İklim değişikliğinin artık ekonomik ve toplumsal sonuçlarını bugün yaşadığımız bir gerçeklik olarak karşımızda durduğunu vurgulayan AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken “Orman yangınlarının sıklığı, yayılma hızı ve etkilediği alan artarken sigorta sektörünün rolünü yalnızca yangın sonrasında oluşan zararı karşılamakla sınırlandırmamız mümkün değil. Risk, sigortacılığın ham maddesini oluşturuyor. Dolayısıyla sektör olarak riskleri doğru analiz etme ve gerçekleşmeden önce azaltmaya katkı sağlama sorumluluğumuz bulunuyor. Bu doğrultuda geçmiş hasar verilerinin; uydu görüntüleri, meteorolojik veriler, bitki örtüsü, kuraklık düzeyi ve yerleşim bilgileriyle birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.  

Yapay zeka ve coğrafi bilgi sistemleriyle desteklenen risk haritaları sayesinde yüksek risk taşıyan bölgeler ve dönemlerin daha doğru belirlenebileceğini; kamu kurumları, yerel yönetimler, akademi ve sivil toplum kuruluşları arasındaki veri paylaşımıyla erken uyarı ve önleme mekanizmalarının da güçlendirilebileceğini ifade eden Yavuz Ölken, özellikle ormanlık alanlarla yerleşim ve sanayi bölgelerinin kesiştiği noktalarda yapı malzemelerinden çevre düzenlemesine, tahliye planlarından yangına müdahale altyapısına kadar uzanan bütüncül risk mühendisliği çalışmalarının de yürütülebileceğini söyledi.

2030 ADAPTİF SİGORTACILIK VİZYONUMUZLA HAREKET EDİYORUZ”

Sigortanın afet konusundaki önleyici rolüne dikkat çeken Yavuz Ölken, “Yenilikçi sigorta çözümleriyle sigorta şirketleri, risk azaltıcı yatırımları teşvik eden fiyatlama ve teminat modelleri de geliştirebilir. Yangına dayanıklı malzeme kullanımı, düzenli bakım, çevresel risk analizi ve acil durum planlaması gibi önlemleri hayata geçiren sigortalıların desteklenmesi, sigortayı önleyiciliği teşvik eden güçlü bir mekanizmaya dönüştürebilir. Bununla birlikte sektörün yalnızca zarar gören ekonomik varlıkları değil, doğal varlıkların ve ekosistemlerin taşıdığı değeri de daha fazla gözetmesi gerekiyor. Ormanların yeniden kazanılmasına, biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve yangın sonrası ekolojik iyileşmeye katkı sağlayacak modeller geliştirilmesi bu yaklaşımın önemli bir parçası olmalı. AXA Türkiye olarak 2030 Adaptif Sigortacılık vizyonumuzla; değişen riskleri öngören, bu risklere uyum sağlayan ve sürekli gelişen bir sigortacılık anlayışıyla hareket ediyoruz. Empati Güvencesi yaklaşımımız da bu vizyonun en güçlü yansımalarından birini oluşturuyor. İnsanların risklere karşı hazır olmalarını destekleyen, dayanıklılıklarını güçlendiren ve daha güvenli bir gelecek kurmalarına katkı sunan çözümler geliştirmeyi önceliklendiriyoruz” dedi.

Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer

İklim değişikliği yangın riskini artırıyor

Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, sigorta şirketlerinin yalnızca binaları ve ekonomik varlıkları değil, orman ekosistemlerinin kendisini de risk yönetiminin bir parçası olarak algılamalı gerektiğini belirtti.

Türkiye’de ve dünyada her yıl yaşanan orman yangınlarının yalnızca ormanları ve biyolojik çeşitliliği yok etmekle kalmayarak can ve mal kayıplarına da yol açtığını belirterek sözlerine başlayan Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, iklim değişikliği, artan sıcaklıklar, kuraklık, karbon emisyonları ve plansız kentleşme gibi faktörlerin yangın riskini giderek artırırken, sigorta sektöründe zararın karşılanması, azaltılması ve önlenmesi yönünde çalışmalar yapılmasının büyük fayda sağlayacağını söyledi. Tümer konuyla ilgili değerlendirmesinde “Sigorta şirketleri yalnızca binaları ve ekonomik varlıkları değil, orman ekosistemlerinin kendisini de risk yönetiminin bir parçası olarak algılamalıdır. Yangına dirençli orman yapısının oluşturulması, su havzalarının korunması ve doğal yaşam alanlarının iyileştirilmesi gibi projelerde aktif rol almalıdır. Döngüsel Onarım Modeli ile, hasar anında nakit tazminat veya sıfır parça değişimi yerine, yenilenmiş/geri dönüştürülmüş parça kullanımını ve çevreci onarım merkezlerini teşvik eden ürünlerin oranı artırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

“Sigorta şirketlerinin uydu görüntüleri, meteorolojik veriler, yangın geçmişi, bitki örtüsü ve yapılaşma yoğunluğu gibi verilerle desteklediği risk kabul kriterlerinin, orman yangınlarıyla mücadelede kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıyla bir araya getirilmesi; erken uyarı, risk haritalama ve afetlere hazırlık konusunda önemli katkılar sağlayabilecektir. Böylece oluşturulacak yangın risk haritaları ile riskin nerede ve hangi koşullarda yoğunlaştığı daha erken görülebilecektir” diyen Mehmet Tümer, riski gerçekleşmeden önce öngören ve azaltan proaktif bir sigortacılık yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini ise şu sözlerle vurguladı: Yangına dayanıklı uygun çatı ve cephe malzemelerinin kullanılması, yangın tampon bölgeleri oluşturulması, arazi temizliği yapılması, erken uyarı, algılama, önleme ve söndürme sistemlerinin aktif olarak kurulumunun yönlendirilmesi hem sigortalı bilincinin artırılmasını sağlayacak hem de prim mekanizması, yatırım gücü ve sahip olduğu risk verisini doğru kullanan bir sigorta sektörünün gelişimini sağlayacaktır.Parametrik Doğal Afet Sigortaları ile; biyoçeşitlilik kaybı, kuraklık veya orman yangınları sonrasında ekosistemin hızla iyileştirilmesini finanse eden, doğrudan uydu verilerine bağlı hızlı ödeme mekanizmalarını destekleyen ürünler teşvik edilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.”

‘İKLİM RİSKİNİ ELE ALAN ÜRÜNLER GELİŞTİRİLEMLİ’

Günümüz dünyasında değişen iklim ve afet risklerine göre özellikle orman yangınlarının yoğunlaştığı kırsal bölgelerde sigorta sektörünün mevcut ürünlerin kapsamının genişletmesi ve iklim risklerini doğrudan ele alan yenilikçi ürünler geliştirmesi önemli bir ihtiyaç olarak değerlendiren Tümer, sözlerini şöyle sürdürdü: Tarım, hayvancılık, ormancılık ve küçük ölçekli kırsal işletmeler açısından bir yangının etkisi, yalnızca fiziksel varlıkların kaybıyla sınırlı olmayıp üretimin durması, gelir kaybı, yeniden üretime başlanamaması gibi sorunlar yaratmaktadır. Bu nedenle teminat kapsamı genişletildikçe sigortalı ihtiyaçları daha kolay sağlanabilecektir. Öte yandan sıcaklık, kuraklık, aşırı yağış veya yangın riski gibi belirli göstergelere bağlı çalışan parametrik sigorta modelleriyle, hasarın uzun ekspertiz süreçleri beklenmeden belirli koşullar gerçekleştiğinde hızlı ödeme yapılmasını sağlayacak ve böylece çok daha kısa sürede toparlanma gerçekleşebilecektir. Riskin yüksek olduğu bölgelerde risk azaltıcı yangın önleme altyapısına yatırım yapan veya risk azaltma standartlarını karşılayan üreticilere prim avantajı sağlanması sigortalılık bilincini artıracak müşteri memnuniyeti sağlayacaktır.

İklim krizinin etkisiyle artan orman yangınları ve ekolojik afetlerin kırsal alandaki ekonomik ekosistemi doğrudan tehdit ettiğine de dikkat çeken Tümer, “Sigorta sektörünün bu bölgelerdeki ürün kapsayıcılığını artırması sadece bir tercih değil, üretim sürekliliği ve finansal dayanıklılık açısından stratejik bir zorunluluktur. Orman yangınları yalnızca ağaç kütlesini yakmakla kalmıyor; arıcılık, zeytincilik, hayvancılık, odun dışı orman ürünleri üretimi ve ekoturizm gibi kırsal geçim kaynaklarını bir anda yok ediyor. Kırsaldaki lokal üreticinin teminatsız kalarak üretimden çekilmesi, ulusal gıda ve ham madde tedarik zincirinde kalıcı hasarlara yol açıyor. Parametrik Sigortalar; hasar ekspertizi beklenmeksizin sıcaklık, rüzgâr hızı ve nem oranı gibi belirlenen eşik değerler (örneğin yangın risk endeksi) aşıldığında otomatik ödeme yapar. Kırsaldaki üreticiye acil likidite sağlar. Kamu-Özel Sektör İş Birliği ile TARSİM ve DASK benzeri yapıların kapsama alanları genişletilerek iklim kaynaklı yangın ve orman köylüsü riskleri devlet destekli reasürans havuzlarıyla desteklenmelidir” dedi.

Yorum yazın