Bağlantılı riskler çağında stratejik kriz yönetimi büyük önem taşıyor

Bağlantılı riskler çağında stratejik kriz yönetimi büyük önem taşıyor

Krizlerin olağan hâle geldiği günümüz dünyasında Willis Towers Watson, şirketlerin yalnızca sigorta ve finansal koruma araçlarına dayanmasının yeterli olmadığını vurguluyor. Rapora göre, riskleri tekil başlıklar yerine birbirleriyle olan bağlantıları üzerinden ele alan ve kurumsal dayanıklılığı stratejik bir öncelik hâline getiren yaklaşımlar, ayakta kalmanın temel koşulu hâline geliyor.

Willis Towers Watson (WTW) “Bağlantılı riskler çağında stratejik kriz yönetimi” başlıklı raporu büyük çaplı risklerin ve küresel felaketlerin birbirlerinden bağımsız olarak değerlendirilmemesi gerektiğine vurgu yaparak günümüz dünyasında ekstrem durumların artık sürpriz olmaktan çıktığının altını çiziyor. Bu tablo karşısında şirketlerin mevcut risk yönetimi anlayışının son derece yetersiz kaldığı belirten WTW daha güçlü bir strateji için kapsamlı önerilerde bulunuyor. Büyük çaplı krizlerin yarattığı risklerin istisna olmaktan çıktığı günümüz dünyasında ortaya çıkan felaketlerin ön görülmesine rağmen şirketler tarafından bir öncelik haline getirilmediğini anlatan araştırma mevut koşullarda sigorta ve finans şirketlerinin ayakta kalabilmek adına risk yönetimini çeşitli araçlarla bir strateji haline getirmesinin önemine değiniliyor. Tüm sektörlerde liderlerin, her zamankinden daha dinamik ve birbirini tetikleyen risklerle karşı karşıya olduğu bir ortamda; dijital ve fiziksel sistemlerin iç içe geçmesinden iklim kaynaklı problemlere, jeopolitik parçalanmadan teknolojik tehditlere kadar uzanan risk tablosunda, krizlerin artık dönemsel olarak yaşanan istisnalar değil, olağan bir durum haline geldiği belirtiliyor.

Böyle bir ortamda bile gerçekleşen felaketler ve krizler karşısında sigorta ve finans sektöründe beklenmedik ekstrem olayları tanımlamak için kullanılan “Kara Kuğu” kavramının hâlâ yaygın biçimde kullanılması eleştirilirken; liderlerin yeni riskler ve değişen küresel eğilimler karşısında bocaladığı, bir yandan da duruma adapte olarak bir sonraki şoku öngörmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bunlara ek olarak günümüz küresel dünyasında ortaya çıkan pek çok riskin artık sürpriz olmadığı; bunların modellenmiş, analiz edilmiş ve gerekli uyarılar yapılmış olmasına rağmen çoğu zaman ihmal edildiği söyleniyor.  

 “Yeni ortaya çıkan riskler, birçok risk envanterinde hâlâ yeterince önceliklendirilmiş değil. Peki neden? Çünkü bu riskler, şirketlerin öncelikli hedefleriyle örtüşmüyormuş gibi algılanıyor; tek bir ekibin sorumluluğuna verilmesi zor, dağınık ve muğlak görünüyor ya da henüz gerçekleşmemiş olmaları nedeniyle geri planda kalıyor. Ayrıntılı modelleme ve senaryo araçlarına rağmen, pek çok kurum bu risklere karşı hazırlıksız durumda.”

Bu noktada, kurumların yalnızca risk listeleri oluşturmak ya da olasılık ve etkiyi tek tek modellemekle yetinmek yerine; risk envanterindeki münferit riskleri anlamanın ötesine geçerek aralarındaki etkileşimi haritalandırmaya, bu etkileşimlerin kurumsal kapasite üzerindeki sonuçlarını değerlendirmeye ve etkili müdahale ile toparlanmayı mümkün kılan çerçevelere odaklanması gerektiğini belirten rapor, WTW’nin “Yeni Riskler ve Etkileri” araştırmasının bulgularının da ortaya koyarak gerçek riskin, riskleri birbirinden kopuk biçimde ele alan geleneksel yaklaşımlar olduğunu söylüyor. Riskleri efsaneleştirmeyi bırakıp onları yönetmeyi öneren çalışma konuyu şu başlıklar altında ele alıyor:

Geleneksel yaklaşım neden yetersiz?

Büyük resmi görememek

Yeni risklerin dinamik yapısı

Riskler arasındaki bağlantıları görerek yeni risklere hazırlanmanın yolları

GELENEKSEL YAKLAŞIMLAR NEDEN YETERSİZ?

Son dönemde gündemi belirleyen birçok krizi — pandemiler, jeopolitik krizler, rekor kıran orman yangınları- öngörülemez uç olaylar olarak tanımlamanın gerçeklikle örtüşmediğini belirten rapor 2008 küresel finansal krizi ve Covid 19 gibi tüm dünyayı etkileyen olayların gerçekleşmeden çok önce tahmin edildiğini vurguluyor. 

Henüz gerçekleşmemiş olması nedeniyle öngörülemez olarak nitelendirilen yapısal siber saldırılara da değinen rapor Cambridge Risk Araştırmaları Merkezi’nin çalışmalarına dayanarak küresel ödeme sistemlerine yönelik uzun süreli ve yaygın bir saldırının beş yıl içinde 3,5 trilyon dolarlık ekonomik kayba yol açabileceğini; en kötü senaryoda ise bu tutarın 16 trilyon dolara kadar çıkabileceğini belirtiyor.  

Pek çok kişi bunu öngörülemez, uç bir senaryo olarak görüp risk altındaki değeri akıl almaz bulsa da, bu senaryonun öngörülen gerçekleşme olasılığı bin yılda 1.

Risklere düzenli olarak hazırlanmanın onları daha öngörülebilir bir hale getirdiğini ifade eden rapor pek çok olayın aslında öngörülemez olmadığını, bu tür olayların yarattığı sarsıcı etkilerin kurumsal hazırlık düzeyi ve yönetişim eksikliğini gösterdiğini altını çiziyor.

Bir denizanası sürüsünün Fransa’nın en büyük nükleer santrallerinden birinde ciddi aksamalara yol açtığı bir olayı örnek olarak alan çalışma, bu olayın uzun süre ‘Siyah Denizanası’ riskine dair klasik bir vaka çalışması olarak görüldüğünü ancak 1990’lardan bu yana dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan çok sayıda benzer olaydan sonra bu durumun artık apaçık bir risk haline geldiğini de söylüyor.

Willis Research Network Yeni Riskler Direktörü Lucy Stanbrough,

“Felaketleri öngörülemez olarak etiketlemek zamanla bir mazerete dönüşebilir. Bu yaklaşım, karar alma süreçlerini felce uğratır ve sorumluluk bilinci yerine kaderci bir anlayış getirir. Öngörülemez riskler miti­ne sığınan kurumlar, risk yönetimini bir strateji haline getirme fırsatını kaçırır; riskleri, birbirinden kopuk şekilde yalnızca kayda geçirilip izlenmesi gereken kalemler olarak ele alır.”

BÜYÜK RESMİ GÖREMEMEK

Geleneksel risk yönetiminin çağımızın gerçekliğini artık yansıtmayan yaklaşımlara dayandığını belirten rapor risk envanterlerinin, tehditleri çoğu zaman birbirinden kopuk ve durağan listeler hâlinde ele aldığını, söz konusu risklerin şirketlerin hedeflerini ve geleceğini nasıl etkilediğinin ise yeterince dikkate alınmadığını söylüyor ve bu durumu şu şekilde analiz ediyor: Olasılık ve etki tahminleri hâlâ karar alma süreçlerine hâkim durumda; bu yaklaşım, en sık gerçekleşen ya da tek başına en yüksek etkiye sahip olayları önceliklendirirken, orta düzey risklerin bir araya geldiğinde birbirini tetikleyerek yaratabileceği tehditleri göz ardı ediyor. Gerekli önlemler alınmış olsa bile, bunlar felaketler karşısında ayakta kalmak ve sonrasında toparlanmak için gereken uyum sağlama kapasitesini geliştirmekte yetersiz kalıyor.

WTW’nin bağlantılı riskler raporu ayrıca geleneksel yaklaşımlara dayalı tutumun, kurumları aşağıdaki dört tehlikeyle baş başa bıraktığını vurguluyor;

Stratejik körlük: Riskler kayıt altına alınmış olabilir; ancak sermaye tahsisi, operasyonel planlama ve uzun vadeli iş stratejisi açısından yetersiz kalır. Bu riskler gerçekleştiğinde, kayıplar beklentilerin çok ötesine geçer ve standart sigorta ya da finansal koruma düzenlemeleri yetersiz kalır.

Teminat açığı: Geleneksel sigorta çözümleri, birden fazla alanı etkileyen ve coğrafyalar arasında yayılan, zincirleme ve çok alanlı riskleri kapsayacak şekilde nadiren tasarlanır. Jeopolitik risklere ilişkin toplam primlere dair kamuya açık veriler, jeopolitik risklerin yaklaşık %94,5’inin sigortasız olduğunu göstermektedir.

Operasyonel kırılganlık: Maliyetleri en aza düşürmek üzere optimize edilmiş yapılar, büyük felaketler altında stres testine tabi tutulduğunda arıza noktaları ortaya çıkar. Siemens’in araştırmasına göre, dünyanın en büyük 500 şirketi plansızlık ve benzeri operasyonel aksaklıklar nedeniyle yılda yaklaşık 1,4 trilyon dolar (gelirlerinin %11’i) kayıp yaşamaktadır.

Fırsat kaybı: Risk yönetimi çoğu zaman stratejik bir anlayış olarak değil, minimize edilmesi gereken bir maliyet olarak ele alınır; bu da büyüme, inovasyon ve rekabet avantajı yaratma potansiyelinin gözden kaçmasına neden olur.

YENİ RİSKLERİN DİNAMİK YAPISI

Yeni ortaya çıkan riskler artık birbirinden ayrı ve bağımsız olaylar olmadığının altına çizen araştırma bu konuda yapılan başka bir araştırmanın verilerini paylaşıyor.

WTW yaptığı bağlantılı risk araştırmasında, 333 yöneticinin toplamda 752 yeni risk belirlediğini ve anket kapsamındaki 48 risk arasında bin 606’dan fazla bağlantı tespit edildiğini aktarıyor. WTW’ye göre öne çıkan başlıklar, risklerin hem kapsamını hem de birbirleriyle olan bağlantılarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor ve bu durum karar vermeyi zorlaştırıyor. Rapora göre duruma iş gücü açısından bakmak da şirketlerin hangi risklere öncelik verdiğini anlamak açısından önemli bir rol oynuyor. Yapılan anket ve araştırmalara katılan çalışanlar yapay zekâyı bir risk olarak işaretlerken genAI bilgisinin iş gücü kaybına sebep olabileceğini de belirtti. WTW’nin bu konuda yaptığı çıkarım ise şöyle: Şirketler riskleri sadece ayrı ayrı değerlendirdiklerinde, riskler arasındaki bağlantıları görmek ve sistemi güçlendirmek için fırsatları kaçırıyor.

Araştırmanın devamında ise şu tespitlere yer veriliyor: Liderlerin sadece %50’si, iş modellerinin bugünün ortaya çıkan risklerine uygun olduğunu düşünüyor. Bu oran, önümüzdeki 10 yıl için bakıldığında %20’ye düşüyor, yani neredeyse her 8 yöneticiden 8’i ortaya çıkan riskler karşısında şu anki yaklaşımlarının köklü şekilde değişmesi gerektiğinden endişeli. Ankete katılan yöneticilerin %84’ü, “ortaya çıkan risk” kavramının tutarlı bir tanımına sahip değil, bu da birimler arasında uyumsuzluğa yol açıyor. Diğer taraftan baktığımızda %70’i, karar almak için yeterli iç görüye sahip değil, %90’ı riskten doğan zararları ölçmek için yeterli veri veya modele sahip olmadıklarını bildiriyor,%70’i, ortaya çıkan riskler için uygun sigorta çözümleri geliştiremiyor.

Kurumsal yapıya yerleşen teknoloji

Teknolojinin, risk ve strateji bağlamında değerlendirildiğinde kurum genelinde bir eşgüdümü gerekli kıldığını belirten çalışma yapay zekâdaki gelişmelerin, büyük ve karmaşık organizasyonlar için risk ve fırsat dengesini yeniden şekillendirirken siber risklerin evrilmeye devam ettiğini ifade ediyor. WTW’ye göre sektör her açından giderek daha fazla dijitalleşiyor. Bu açından bakıldığında bu eğilim, siber güvenlik, yetenek stratejileri ve yatırım fırsatlarında değişimleri tetikliyor. Bilgi birikimi, güçlü bir siber güvenlik altyapısı, risklerin anlık olarak izlenebilmesi, hassas bilgilerin korunması ve farklı zaman dilimlerinde paydaş güveninin sürdürülebilmesi açısından kritik öneme sahip. Araştırmadaki diğer verilere göre küresel katılımcıların %42’si, yapay zekâyı en önemli ilk 5 yükselen riskten biri olarak görüyor; %74’ü ise teknolojinin önümüzdeki 10 yıl boyunca yükselen risklerin başlıca kaynaklarından biri olmaya devam edeceğine inanıyor.

Jeopolitiğin her şeye nüfuz ettiği bir dünya

Çalışmada dünyada değişen jeopolitik dengelerin, siyasi istikrarsızlıkların ve ülkeden ülkeye değişen hukuk kurallarının uluslararası ölçekteki iş süreçlerini doğrudan etkilediğine dikkat çekilirken meydana gelebilecek risklerin yasalarda, gümrük tarifelerinde ani değişiklikleri tetikleyebileceği hatta bu durumun varlıkların kamulaştırılmasına kadar gidebileceği belirtiliyor ve bu durumun operasyonları, kârlılığı ve stratejik planlamayı doğrudan etkileyebileceği vurgulanıyor.

Buna göre jeopolitik ve siyasi risklerin net biçimde anlaşılması, daha bilinçli kararlar alınmasını sağlar; kriz yönetimi başarısını artırır ve dinamik küresel pazarlarda rekabet avantajının korunmasına yardımcı olur.

Yukarıda bahsi geçen araştırmada katılımcılar, ankette yer alan 48 riskin 36’sını kapsayan toplam 259 jeopolitik bağlantı tespit etti.

Doğal afetler şiddetlenerek etkisini artırıyor

Verilere göre son altı yıldır doğal afetlerden kaynaklanan sigortalı kayıplar her yıl 100 milyar doların üzerine çıktı; çevresel koşullara bağlı belirsizlikler artıyor ve yasalarla ilgili beklentiler değişmeye devam ediyor. WTW’nin Bağlantılı Riskler raporuna göre bu riskler her zaman vardı; ancak toplumsal istikrar, işyeri refahı, tedarik zincirleri ve ekonomik güvenlik üzerindeki etkilerinin kapsamı artık çok daha görünür hâle geldi. Dünyanın farklı bölgelerine yayılmış varlıklara sahip büyük ve karmaşık organizasyonlar için bu riskler; insanları ve sermayeyi korurken birbiriyle rekabet eden stratejik öncelikler arasında denge kurmayı gerektiren, koordineli bir eylem ihtiyacını doğuruyor. Bazıları için bu durum, daha gerçekçi bir bakış açısını zorunlu kılacak. Küresel çapta her 5 katılımcıdan1’i (%18), önümüzdeki iki yıl içinde doğal afet olaylarını yükselen risklerin en önemli ilk 5 tetikleyicisinden biri olarak görüyor.

Belirsiz finansal görünüm

Sadece son beş yıl içinde, büyük ve karmaşık organizasyonların yapay zekâ, iklim değişikliği siber riskler, jeopolitik gelişmeler ve iş gücündeki toplumsal dönüşümler gibi geniş bir risk yelpazesini hem değerlendirmek hem de finanse etmeye çalışmak zorunda kaldığını ortaya koyan rapor bu tablodan yola çıkarak mevcut durumun tedarik zincirlerini sekteye uğrattığını, sermaye akışlarını değiştirdiğini ve stratejik planlamayı zorlayarak; operasyonel süreklilikten hissedarların güvenine kadar her alanı etkileyen, birbiriyle bağlantılı karmaşık bir finansal risk ağı yarattığını aktarıyor. WTW bu konuda ise şu uyarıda bulunuyor. Teminat açıkları ve yasal mevzuatlardan kaynaklanan problemler dâhil olmak üzere risk tablosunun bütünsel biçimde anlaşılması, belirsiz piyasalarda daha bilinçli kararlar alınmasını ve sürdürülebilir büyümenin desteklenmesini sağlar.

İnsan faktörünün önemi

Rapor ayrıca çalışma modelleri ve ödüllendirme sistemlerinden nüfus dinamiklerine ve bunun yetenek stratejileri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesine kadar, insan kaynağına bağlı risklerin büyük ve karmaşık organizasyonlar için önemli bir faktör olduğunun da hatırlatıyor. Araştırmadaki bir diğer tespite göre doğru yetkinlikleri güvence altına almak, çalışanların refahını sürdürmek ve toplumsal değişimlere uyum sağlamak diğer risklerle mücadele edebilme kapasitesini artırıyor. Bunun yanında stratejik iş gücü planlaması, kapsayıcı bir kültür ile yetkinliklere ve çalışan refahına yapılan yatırımlar; dayanıklı ve geleceğe hazır bir organizasyon inşa etmek için vazgeçilmez bir unsur. 

RİSKLERE HAZIRLANMANIN ETKİLİ YOLLARI

WTW, buna ek olarak beklenmedik ani değişimlerin artık bir gerçeklik hâline geldiği mevcut görünümde liderler için asıl sorunun kaçınılmaz olana hazırlanmak ve olayların birbirini domino taşı gibi etkilediği durumlarda adaptasyon sağlamak olduğunu söylüyor ve bu konuda şirketler için kapsamlı bir yol haritası sunuyor.  

Stratejik bir risk yönetimi çerçevesi oluşturmak ve bunu kurumsal bir anlayış haline getirmek

Bu alt başlık altında yeni riskleri iş stratejisine entegre edecek bir risk yönetimi süreci oluşturmanın önemi vurgulanıyor. Risklerin belirlenmesi ve yönetimi sürecine, hem iç hem dış paydaşları dâhil ederek özellikle sektörler arası iletişime, operasyonel ve stratejik düzeyde iyileştirmelerin belirlenmesine odaklanmanın öneminin altı çiziliyor. Bu paydaşların risk yönetimi sürecine erken ve düzenli olarak katılmaları da tavsiye ediliyor.

“Sürecinize, kuruluşunuzun risk profili, risk kapasitesi ve toleransını anlayarak başlayın.” – Willis Large Accounts Yönetici Direktörü Jennifer Caldarella

Kuruluşların siber tehditleri, bunların tedarik zinciri ve işin sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirdiği ve bu risklerin insanlar ve performans üzerindeki etkilerin de önemine dikkat çeken rapor, risk kapasitesini tanımlamanın, sağlam bir strateji oluşturmanın temeli olduğunu vurguluyor. Ortaya çıkan riskleri gözden geçirmenin aynı zamanda fırsatları ve rekabet avantajlarını değerlendirmekle ilgili olduğu da belirtilirken değişen pazarların, yeni ürün tasarımlarının ve stratejik büyümeye öncelik vermenin, ortaya çıkan riskleri fırsata çevirebileceğini söylüyor. WTW bu başlık altındaki önerilerini şu şekilde tamamlıyor. Riskleri ayrı ayrı değerlendirmek yerine bir bütün olarak görün ve buna göre senaryolar geliştirin. Hiçbir risk tek başına gerçekleşmez; liderlerin artık kendi birimlerinin ötesindeki etkileri de anlaması gerekiyor. Bu ise, ortak bir anlayış ve risk yönetimi kararları ile finansal önceliklerin birlikte ele alındığı bir yaklaşım gerektirir. Güncel risk verileriyle desteklenen risk raporlama panoları, riskleri kategori, etki ve diğer kıstaslara göre filtrelemeyi kolaylaştırır ve riskler arasındaki bağlantıları tespit etmeye yardımcı olur.”

Daha yaratıcı yaklaşımlar geliştirmek

İlgili paydaşlara anket yaparak, yeterince fark edilmeyen veya öngörülmemiş risk bağlantılarını ortaya çıkarmanın da faydalı olabileceğini aktaran çalışma bir veya birden fazla riski simüle eden senaryo egzersizleri ile olası domino etkilerini incelemenin de değerlendirilebileceğini söylüyor.

WTW bunlara ek olarak şu yöntemleri de sıralıyor;

Kademeli modeller kullanarak domino taşı etkisi yaratabilecek etkileri analiz etmek.

Geçmiş hatalardan ders çıkarmak için backcasting yöntemi uygulamak.

İkinci ve üçüncü dereceden etkileri analiz etmek.

Olağan dışı durumları simüle etmek için üretici yapay zekâ (generative AI) kullanmak.

Öğrenme süreçlerini güçlendirme: Uyum ve gelişim.  

Yeni riskler ve riskler arasındaki bağlantıların ortaya çıkmasıyla birlikte tekrarlanabilir ve sürekli gözden geçirilen bir çerçeve tasarlamanın bu noktada önem taşıdığını ifade eden rapor, sürecin riskleri sistematik olarak takip etmek ve etkili bir risk yönetimi stratejisi geliştirmek için görevli bir yönlendirme grubu tarafından yönetilebileceğini de ekliyor. Çalışmada işletmenin olumlu veya olumsuz etkileyen olaylardan nasıl etkilendiğini anlamak adına ‘olay sonrası değerlendirme’ formlarının da bu konuda işlevsel olabileceğinden de bahsediliyor. Bu noktada somut aksiyonlar almak, risk yönetimi sırasında mevcut önlemlerin yeterli olup olmadığını sürekli gözden geçmek ve güncellemek, elde edilen çıkarımları tek bir havuzda toplamak gibi yöntemlerin sermayeyi korumak ve yenilik yaratmak açısından yararlı olabileceği de belirtiliyor.

Sonuç: Aksaklık yaşamak artık olağan bir durum, asıl farkı yaratan ise kriz dönemlerinde risk yönetimini bir strateji, sistem ve kurum kültürü haline getirebiliyor olmak. Yöneticiler için artık asıl soru Hangi riskleri sigortalayabiliriz? değil, “Nasıl bir risk yönetimi ve stratejisi inşa etmeliyiz ve değişikliklere ne kadar hızlı uyum sağlayabiliriz?” şeklinde olmalı. Bu bakış açısını benimseyen kuruluşlar, sadece şoklarda hayatta kalmakla kalmaz, aynı zamanda geleceği de kendi lehine şekillendirir.

Yorum yazın