Hürmüz Boğazı’ndaki kriz denizcilik ve enerji sigortalarını derinden etkiledi

Hürmüz Boğazı’ndaki kriz denizcilik ve enerji sigortalarını derinden etkiledi

Orta Doğu’da, ABD ile İran arasında başlayan ve kısa sürede komşu ülkelere sıçrayan çatışmalar enerji arzını ve uluslararası ticareti etkiledi. Dünya petrol ticaretinin atardamarı konumunda olan Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapan gemi ve tankerlerin güvenliği ise sigorta ve reasürans sektörü açısından yeni bir risk ortamı yarattı.

ABD-İran-İsrail hattında 2025 yılından bu yana süregelen gerilimin Şubat 2026’da askeri bir çatışmaya dönüşmesiyle birlikte bölge bir jeopolitik riskin daha gerçekleşmesine tanıklık etti. Karşılıklı çatışmalar başlar başlamaz yaşanan krizin insani boyutunun yanında ekonomik boyuta da konuşulmaya başlandı. Dünya petrol ticareti için hayati bir öneme sahip olan Basra Körfezi ve bu Körfez üzerinde bulunan Hürmüz Boğazı’nın güvenliği sigorta sektörü de dâhil olmak üzere birçok sektörün yakından izlediği bir gündem haline geldi. İran Devleti her ne kadar Hürmüz Boğazı’nın kendisine saldırıda bulunmayan gemi ve tankerlere açık olduğunu açıklasa da, olası bir saldırı endişesi uluslararası ticaret ve denizyolu lojistiği temsilcilerini yeni tedbir ve güvenlik arayışlarına itti. Nitekim savaşın başladığı günden bu yana enerji arzı güvenliğine yönelik tehditlerin artmasıyla birlikte petrol fiyatlarının %50 oranında artış göstermesi yaşanan krizin en somut göstergelerinden birisi oldu. Duruma sigorta ve reasürans sektörleri açısından bakıldığında bölgedeki çatışmalardan en çok etkilenen branşların denizcilik sigortaları, enerji sigortaları ve küresel ticaret sigortaları olduğunu söyleyebiliriz. Dünya deniz ticaretinin neredeyse % 90’ını sigortalayan 7 büyük uluslararası sigorta şirketi, saldırıların başlamasından kısa bir süre sonra, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı için ‘savaş riski’ teminatlarını, 72 saatlik ihbar süresini çalıştırarak askıya almaya başladı. Bu durum üzerine ABD Başkanı Donald Trump, hükümet ajansı olan Kalkınma Finans Kuruluşu (DFC) üzerinden makul fiyatlarla reasürans sağlanacağını açıkladı ve Körfez’de ticaret yapan gemiler için 20 milyar dolarlık bir reasürans desteği paketi açıkladı. ABD hükümetinden gelen bu destek mesajı da uluslararası ticaretteki yangını söndürmeye yetmedi. Araştırmacı Shanaka Anslem Perera, bu konu ile alakalı kaleme aldığı bir blog yazısında masa başındaki askeri planların küresel sigorta şirketleri tarafından bozulduğunu belirterek durumu şu şekilde özetledi: “O anda, 7 mektup tüm İran donanmasının başaramadığını başardı. Günde 20 milyon varil petrolün ve küresel sıvılaştırılmış doğal gazın % 20’sinin geçtiği 21 millik bir koridor olan Hürmüz Boğazı’ndaki günlük ortalama gemi geçişi 138’den 8’in altına düştü.” Sonuç olarak Hürmüz’ü geçilmez yapan finans kuralları olmuştu. İran dışında 7 ülkenin daha ekonomisinin can damarı olan Hürmüz, 7 sigorta şirketinin kararıyla fiilen kapanmış oldu. Riski karşılayamayan sigorta sermayesi, teminatları çekip boğazı kapamıştı.

CHUBB AMERİKAN HÜKÜMETİYLE ORTAK OLDU

Zürih merkezli, dünyanın en büyük sigorta ve reasürans şirketlerinden birisi olan Chubb, Amerikan hükümetinin DFC aracılığı ile sağladığı 20 milyar dolarlık reasürans desteğine bu süreçte ortak oldu. Chubb konuyla ilgili resmi web sitesi üzerinden bir de açıklama yayınlayarak verilecek olan reasürans desteğinin kapsamını da açıkladı. Ticari deniz taşımacılığı küresel ekonomide hayati bir rol oynadığını vurgulayan Chubb, piyasa güvenini yeniden tesis etmek ve dünya için kritik öneme sahip enerji ile ticari akışın sürdürülmesini kolaylaştırmak amacıyla ABD Hükümeti ve DFC ile iş birliği yaptıklarını açıkladı. Chubb açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi.

Chubb, lider sigortacı olarak, tesisi yönetecek; fiyatlama ve şartları belirleyecek; riski üstlenecek ve uygunluk kriterlerini karşılayan gemiler ve yükler için poliçeler düzenleyecektir. Chubb ayrıca tüm hasar süreçlerini de yönetecektir.

DFC, Amerikalı reasürörlerden oluşan konsorsiyumun koordinasyonuna yardımcı olacak ve programa dâhil olacak gemiler için belirli kriterleri belirleyecektir.

Bu girişim; DFC, Chubb ve reasürör olarak görev alacak diğer tanınmış Amerikan sigorta şirketleri arasında bir kamu-özel sektör ortaklığıdır. Katılımcı sigortacılar, deniz ve deniz savaş riskleri sigortacılığında derin teknik (underwriting) deneyime sahiptir.

Tesis, gövde ve sorumluluk (hull & liability) ile birlikte yük (cargo) için deniz savaş riski sigortası sağlayacaktır. Teminatlar; savaş kaynaklı gövde riski sigortası (war hull), savaş P&I sigortası ve savaş yük sigortasını kapsayacaktır. • Bu teklif, ABD Hükümeti tarafından belirlenen uygunluk kriterlerini karşılayan gemiler için geçerli olacaktır.

Bu sigorta, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapan gemiler için ve yalnızca belirli koşullar altında sunulacaktır.

Öte yandan tüm dünyada denizcilik sigortalarında savaş riski primlerinde %400’e varan artışlar ton başına ek sigorta maliyetlerinin oluşmasına ve taşıma maliyetlerinin artmasına neden oldu. Aon’un Asya Denizcilik Bölümü Başkanı Stephen Rudman, çatışma ve karşılıklı saldırıların devam etmesi halinde fiyatların yükselmeye devam edeceğini belirtti. Küresel ticaret açısından bakıldığında ise bazı lojistik firmalarının sevkiyatlarını durdurması ve ticari alacak sigortası primlerinin yükselmesi tedarik zincirini etki alanına dâhil ederek krizin daha da derinleşmesine sebep oldu. Savaş riskinin standart poliçelerde genelde teminat dışı bırakılması da sigorta ettirenler ile sigorta şirketlerini yeni çözüm arayışlarına iten bir diğer husus oldu. Bunun yanında savaşın reasürans kapasitesini sarsabilecek boyutta maddi zararlar meydana getirebilen bir risk faktörü olması anlaşma ve poliçe yapılarının revize edilmesini zorunlu kılıyor.

ENFLASYON ŞOKU YENİDEN YAŞANABİLİR

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının enerji piyasaları, nakliye maliyetleri, enflasyon riskleri ve finansal koşullar üzerindeki olası etkilerini araştıran Allianz, bu noktada çatışmanın ne kadar süreceğinin temel unsur olduğunu belirtiyor. Çatışmaların uzaması halinde pandemi döneminde yaşanan enflasyon şokuna benzer bir finansal tablonun ortaya çıkabileceğini öngören Allianz, buna rağmen krizin görece kısa süreli olacağı tahmininde bulundu. Bu senaryoda petrol fiyatının varil başına yaklaşık 70 dolar olması ve küresel büyüme ile enflasyon üzerindeki etkilerin sınırlı kalması bekleniyor. Allianz’a göre bu durum Avrupa Merkez Bankası ve Amerika Merkez Bankası’nın para politikasını değiştirmeyecek. Ancak çatışmanın 6 haftayı aşması halinde makroekonomi ve piyasalar üzerinde daha belirgin ve büyük etkiler oluşabileceğine dikkat çekildi.

“Reasürans kapasitesinin ortadan kalkması ya da genel olarak azalması söz konusu değil”

Millî Reasürans Genel Müdürü Fikret Utku Özdemir, bölgedeki savaş riskinin reasürörleri daha temkinli davranmaya ittiğini ancak nakliyat sigortalarında reasürans kapasitesinin ortadan kalkması ya da genel olarak azalmasının söz konusu olmadığını vurguladı.

Hürmüz Boğazı çevresinde son dönemde artan jeopolitik gerilimlerin deniz sigortalarında, özellikle savaş riskleri tarafında daha dikkatli bir yaklaşımı beraberinde getirdiğini söyleyen Milli Reasürans Genel Müdürü Fikret Utku Özdemir, bu gelişmeler sonrasında savaş risklerine ilişkin bazı teminatların iptaline veya revizyonuna yönelik bildirimler gönderildiğini, mevcut teminatların ise çoğu durumda ek prim veya sefer bazlı değerlendir melerle devam ettiğini belirtti. “Bu durum savaş riskleri tarafında fiyatların belirgin şekilde yükselmes ine ve teminat koşullarının daha sıkı uygulanmasına yol açabiliyor” diyen Fikret Utku Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mevcut tabloya bakıldığın da nakliyat sigortalarında reasürans kapasitesinin ortadan kalkması ya da genel olarak azalması söz konusu değil. Özellikle tanker taşımacılığı ve enerji lojistiği gibi sigorta bedelinin yüksek olduğu risklerde reasürörler in toplam hasar potansiyelini dikkate alarak daha temkinli davrandıklarını söylemek mümkün. Bu da bazı port föylerde verilen limitlerin azaltılması, teminat koşullarının sıkılaştırılması ya da fiyatlamanın sıkılaşması şeklinde kendini gösterebiliyor. Aynı şekilde savaş riskleri tarafın da teminatların verilmesinde daha seçici davranılması, bazı durumlarda teminatların iptal edilmesi veya ek primlerle yeniden düzenlenmesi de bu temkinli yaklaşımın bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla bugün piyasada gördüğümüz tabloyu kapasitenin tamamen daralması olarak değil, özellikle savaş riskleri tarafında teminat sağlanmaması veya sağlanan teminatın koşul larının sıkılaşması ve buna bağlı olarak fiyatlamanın belirgin şekilde artmasıyla birlikte reasürans kapas itesinin riskli bölgelerde daha seçici kullanılmaya başlanması olarak değerlendirmek daha doğru olacak tır.” Hürmüz Boğazı ve çevresinde faaliyet gösteren petrol tankerleri açısından oluşabilecek risklere de değinen Fikret Utku Özdemir, bu risklerin sigorta piyasasında farklı teminat başlıkları altında ele alındığını ifade etti. “Bir geminin fiziki olarak hasar görmesi durumunda öncelikle tekne ve makine poliçeleri devreye giriyor. Eğer zarar savaş, terör, sabotaj ya da askeri nitelikli bir saldırıdan kaynaklanıyorsa bu tür riskler genellikle ayrı düzenlenen savaş riskleri teminatları kapsamında değerlendiriliyor. Taşınan petrol ve diğer emtia yükler açısından kargo sigortaları devreye girebiliyor. Bunun yanında üçüncü şahıslara verilebilecek zararlar ya da olası çevresel sorumluluklar da çoğunlukla P&I sigortaları kapsamında ele alınıyor” diyen Özdemir, ayrıca her geminin sahip olduğu poliçenin kapsamı ve şartlarının farklı olmasından dolayı bu konuda tek bir standart uygulamadan söz etmenin mümkün olmadığının da altını çizdi. Buna bağlı olarak bazı poliçelerde bölgedeki savaş risklerinin teminat kapsamına alındığını, bazılarının ise tamamen teminat dışında bırakıldığını söyleyen Fikret Utku Özdemir, sonuç itibarıyla bir geminin bölgede saldırı sonucu hasar alması ya da uzun süre mahsur kalması gibi durumlarda tazminat kapsamının doğrudan ilgili poliçenin şartlarına bağlı olarak değerlendirildiğini kaydetti.

‘SAVAŞ RİSKİ AYRICA DEĞERLENDİRİLMELİ’

Bölgeye yeni gidecek olan gemilere sunulan teminatlardan da bahseden Fikret Utku Özdemir sözlerini şu şekilde tamamladı. “Mevcut durumda Hürmüz Boğazı ve çevresine yapılacak seferlerde, savaş risklerinin teminat kapsamına alınması çoğu zaman ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu haline geldi. Bununla birlikte uluslararası sigorta piyasasında bu bölge için savaş teminatı sağlanması hâlâ mümkün. Ancak bu tür teminatlar çoğu zaman ek primlerle, sefer bazında değerlendirmelerle ya da özel şartlarla sunulabiliyor. Dolayısıyla bölgeye gidecek gemiler için teminat yapısı oluşturulurken hem poliçe şartlarını hem de ilgili bölgedeki risk seviyesini birlikte değerlendiren bir yapı kurgulanıyor.

Yorum yazın