Ayıp oldu!
ADIM Zati, soyadım Ayıp. Büyükdedem nufus kaydı yaparken aklına bir şey gelmemiş ve “Kayıp olsun” demiş ama yazarken –k’yi yutmuş memur =)
O sabah çok erken uyandım,Komidinin üzerinde ki su dan birkaç yudum içtim. içim içime sığmıyordu çünkü önemli bir görüşmeye gidecektim;Büyük guruplardan birisi genç ve başarılı bir parakende yöneticisi arıyordu. Pörtfeyim de ki iş ilanı küpürüne bir daha baktım ve sonra banyomu yaptım, gardolaptan en yeni elbisemi seçtim, direk mutfağa geçip kahvaltımı yaptım. Ne olur ne olmaz diye akşamdan şarz ettiğim telefonumu çantama koydum, yollar da rezil olmayayım diye pardesü ve şemşiyemide alıp evden çıktım.
Saat 7:30 gibi taksiye bindim ve “Metro’ya” dedim. Metro abönmanımın kontürü kalmadığı için otomattan yükleme yaptıktan sonra perona indim. Banyo yapıp çıktığım için içerideki ceryan (korander) biraz ısırdı ama çok beklemedim ve birkaç dakika sonra gelen trenin önümde duran vagonuna attım kendimi.
İçersi o saat için baya kalabalıktı; atmış, yetmiş kişi vardı vagonda. Herkez uykulu idi ama yinede kıravatlı iş adamlarını, ofise yetişmeye çalışan bayanları, ellerin de ki ders notları ve dökümanları okuyan bilimum öğrencileri görmek mümkündü.
İçimden “Aferim bu millete” dedim, herkezin bir hedefi var diye düşündüm. Son işyerimde dinazor abilerden biri ile tartışmıştım bu konu da; “Adeleler çalışmıyo, üretim yok” dediği zaman “Peki bu canhraş kalabalıklar nereye gidiyor Abi?” diye sormuştum. Yanlız buda değil, yabancılar geliyor, holdinkler kuruluyor filan. (Antiparantez: Yalnış yada doğru, iyiye gidiyoruz diye düşünüyorum ben).
Yanımda oturan orta yaşlı bayan telefonda konuştuğu kişiye yaptığı recimi anlatıyordu, ayrıca birde akapunkturda yaptırıyormuş. Öbür tarafımda ki genç arkadaş ise önceki akşam gittiği eylenceden bahsetti diğer yanın da ki arkadaşına. “Çok güzel kareografi, muhteşem müzikler!” diye ekledi.
Yaşam ne tuhaf değilmi; şu kentin heryerinde heran başka şeyler oluyor!
5.istasyonda indim metrodan, caddeye çıktım. Yaya geçidinden geçerken bana klaksiyon çalan şöföre bile kızamadım nedense. Görüşme saatine daha yarım saat olduğu için vakit geçirmek için köşedeki bayiden gazte aldım ve az sonra gireceğim binanın hemen yanındaki parkta bulunan banklardan birine oturdum.
Haberleri okumaya çalışıyordum ama aklım görüşmede idi, ya beni tercübesiz bulurlarsa, ya çiy olduğumu ima ederlerse! Bu şekilde kaç dakka geçti bilmiyorum ama telefonumun sesi ile son verdim o düşüncelere. Arayan benim biladerdi. Küçük bir oto servisi var kendine ait, şanzman, defransiyel tamiri filan yapıyor. Bana başarı diledi ve kapattı telefonu. Artık gitme vakti gelmişti. Ağır ama kararlı bir şekilde kalktım banktan. Birkaç adım attıktan sonra binaya girdim ve o andan miğdem de inanılmaz bir ağrı başladı. “Keşke o ağır kahvaltı yerine hafif bir sandöviç yeseydim” diye düşündüm.
Nefesimi tuttum ve resepsiyondaki bayana doğru yürüdüm. Önceden puruvasını yaptığım gibi ne için geldiğimi, kiminle görüşeceğimi ve adımı söyledim kendisine. Biraz beklemem söylendi, “Tabi” diyerek oradaki koltuğa oturdum ama malesef 15-20 dakika sürdü o bekleme.
Sonunda bana seslendi bayan ve elime bir kart vererek 3.kata çıkmamı istedi. 3.kat ta başka bir bayan karşıladı beni ve büyük bir toplantı odasına aldı. Oda da kocaman bir masa, en az 10-12 tane sandalye, duvarda bilimum tablolar filan. Bir kaç dakika sonra benimle görüşecek İK yetkilisi ve yardımcısı girdiler odaya. İçecek sundular, hal & hatır sordular ve görüşme başladı. Kısa zaman önce hazırladığım özgeçmişimi okudular önce. “Heralde şimdi para konuşmaya başlarız” diye düşünürkene…
Sonra mı? Sonra bana sadece teşekkür ettiler ve bundan sonrası için başarı dilediler. Bağzen farklı kompılo teorileri kursam da açıkçası ne olup bittiği ni annamadım, ben ce madurum; soyadım gibi ayıp oldu sanki… Sahi siz ne olup bittiğini annadınız mı?
Görüşmek üzere.
(Not: Dilimizin bozuk kullanılmasına tepki vermek için yazdığım tamamen hayal ürünü bir hikayecik bu, tümünün aynı anda yaşanması olası olmasa da…)
