99 depreminden beri geçen 22 sene sonunda sigortalılık oranı yüzde 58

99 depreminden beri geçen 22 sene sonunda sigortalılık oranı yüzde 58

1999 yılının Ağustos ve Kasım aylarında gerçekleşen depremlerde maddi ve manevi büyük kayıplar verdik. Depremin ardından sadece afet bölgesinde değil ülke genelinde sigortalılık bilinci artsa da aradan geçen 22 sene sonunda sigortalılık oranı %58 seviyesinde.

Türkiye, tarihi boyunca bulunduğu coğrafya sebebiyle büyük depremlere şahit olmuş ve topraklarının yüzde 98’i aktif ve farklı deprem kuşakları üzerinde yer alan bir ülke olarak deprem gerçeği ile yaşamayı kabul etmiş bir ülke konumunda. 1999 yılında 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım Düzce’de gerçekleşen sadece fiziksel olarak meydana geldiği bölgeyi değil, tüm ülkeyi manevi olarak etkileyen depremlerin ardından geçen 22 senede deprem afeti ülke gündeminden hiçbir zaman kaybolmadı. Türkiye’de deprem bilincinin artmasında önemli bir yeri olan bu büyük depremler; Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun kurulması ve zorunlu deprem sigortası sisteminin getirilmesi, sadece Marmara bölgesinde değil Türkiye genelinde İl Risk Azaltma Planlarının (IRAP) yapılması, okul binalarının çok büyük bölümünün deprem etkilerine karşı güçlendirilmesi veya yenilenmesi, bölgesel ve bina bazlı deprem risk çalışmaları, tarihi eserlerin deprem güvenliklerinin sağlanması ve okul binalarının, köprü ve viyadüklerin deprem etkilerine karşı güçlendirilmesi gibi çalışmalara neden oldu.

Deprem tehdidini unutmamak, önceden alınabilecek önlemler ve çalışmalar ile olası depremlerin yaratacağı risk ve kayıpların büyük oranda önüne geçilebilir. Bina ve yapı güçlendirmesi, afet hazırlık planları, eğitimler vb. gibi önlemlerin yanı sıra sigorta koruması da afet öncesinde yapılması gerekenlerin başında geliyor. 587 sayılı Zorunlu Deprem Sigortası Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 27 Eylül 2000 tarihinden itibaren zorunlu olarak her konut için yaptırılması şartı koşulmasına rağmen zorunlu deprem sigortasında hala %100’lük orana ulaşılmış değil. DASK’ın yayınladığı 2021 Temmuz ayı rakamlarına göre yürürlükte olan poliçe adedi 10.2 milyon olurken ülke genelinde DASK için toplam sigortalılık oranı %57,90 olarak kaydedildi.

GÜNDE ORTALAMA 87 DEPREM OLDU

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün her yıl özel olarak yayınladığı yıllık deprem grafik ve tabloları ile Türkiye ve yakın çevresindeki deprem etkinliği inceleniyor. 1 Ocak 2020-31 Aralık 2020 tarih aralığındaki incelemelere bakıldığında farklı büyüklüklerde olmak üzere toplam 31 bin 970 deprem meydana geldi, bu rakam günde ortalama 87 depreme denk geliyor.

MARMARA’DA TSUNAMİ TEHLİKESİ

TBMM Deprem Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı rapor olası bir deprem anında Marmara Denizi kıyılarında yaşanabilecek tsunami tehlikesine dikkat çekiyor. Çeşitli modelleme çalışmaları, ilk tsunami dalgasının deprem oluş zamanından sonra 10 dakika içerisinde, en yüksek tsunami dalgasının da yaklaşık 60-90 dakika arasında kıyılara varacağını ve Adalar başta olmak üzere Doğu Marmara’nın daha yüksek tsunamiye maruz kalacağını gösteriyor. Marmara Denizi’nin kuzeyinde deniz içi heyelanlarının tetikleyeceği olası tsunami tehlikesinin araştırılması ve kıyılar maruz kalabileceği tsunami tehlike haritalarının hazırlanması; Marmara, Ege ve Akdeniz’de Tsunami Erken Uyarı Sistemi’nin kurulması ve bölgede yaşayan halkın tsunamiye karşı erkenden uyarılmasını sağlayacak duyuru ve bilgilendirme sistemlerinin oluşturulmasına dikkat çekiliyor.

PANDEMİDE DEPREM TECRÜBESİ

Pandemi ve deprem hem maruz kalan insanların hem de devletler için ani ve beklenmedik riskler olması nedeniyle tecrübe edebilecek zorlukların başında geliyor. Pandemi döneminde yaşanan depremler ise bu zorlukları ikiye katlıyor. 2020 Ekim ayında gerçekleşen ve İzmir’de 117 vatandaşın hayatını kaybettiği 1.000’den fazla kişinin ise yaralandığı Ege Denizi’nde meydana gelen 6.9 şiddetindeki deprem, pandemi döneminin de getirdiği yasak ve kısıtlamalar ile hasara müdahale edilmesi noktasında birtakım zorluklara sahne oldu. Yaşanan bu felaket pandeminin sağlık sistemi üzerinde oluşturduğu mevcut yüke ek olarak ani ve beklenmedik bir şok yaratmış oldu. Panik ve stres ortamında ihlal edilen temizlik, maske, sosyal mesafe kuralları ve yeni vaka kümelerinin oluşmasına zemin hazırlanan afet bölgesinde COVID-19 bulaşma riskini artırması, çöken binalardan çıkan tozun solunması ile virüsün deprem bölgesinde taşınmasına neden olabiliyor. Türkiye’nin deprem bölgesi olduğu göz önüne alındığında bu gibi durumlar için müdahale planlarının oluşturulması büyük önem taşıyor.