“Kadınların iş hayatında olmaları şirket başarısını pozitif yönde etkiler”

KASIDER Başkanı Sema Tüfekçiler, röportaj serisine Rosenberg & Parker Türkiye CEO’su Meltem Bebekoğlu ile devam ediyor. Bebekoğlu, kadınların iş hayatı içerisinde daha fazla olmalarının kurumların ve şirketlerin başarılarını pozitif yönde etkileyeceğine dikkat çekti.

KASIDER Başkanı Sema Tüfekçiler, tecrübeli isimler ile yaptığı röportaj serisine Rosenberg & Parker Türkiye CEO’su Meltem Bebekoğlu ile devam ediyor. Bebekoğlu, “Bir kadın girişimci olarak kadının çalışma hayatı içerisinde daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum. Kadınların iş hayatında olmaları kurumların ve şirketlerin başarılarını pozitif yönde etkileyeceği gibi aile içerisine baktığımızda da çalışan annenin çocuk üstünde olumlu etkisi olduğu aşikardır” dedi.

Meltem Hanım öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1972 Ankara doğumluyum. 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı yıl ABD’ye giderek finans sektöründe çalışmaya başladım. ABD’nin en büyük insan kaynakları şirketi olan Ceridian Corporations’da Emeklilik Fonları Yönetimi Departmanı’nda işe başladım ve kariyerimde yükselerek 1998 yılında şirketin 75 kişilik operasyonunu Florida Eyaleti’ne taşıdım. Akabinde de iş hayatıma Seattle Eyaleti’nde devam ettim.

2002 yılında İsviçre’nin Zürih şehrine yerleşip, finans kariyerime varlık yönetimi alanında devam ettim. ABD’ye nazaran Türkiye’ye daha yakın olmanın getirdiği heyecanla ülkemizin özel varlık yapılanmaları konusunda da uzmanlaşarak, UBS AG Bankası’nda görev yaptım. 2011 yılında uluslararası tecrübelerimi yansıtabileceğim yine Türkiye’ye yönelik yatırımlar yapan bir şirket kurarak, özel varlıkların yönetiminin yanı sıra şirket alım satım alanında da faaliyet göstermeye başladım. İstanbul’da bir otel satışı, Balıkesir’de bir salça fabrikası fonlaması gibi projelerde yer alarak, yabancı sermayenin ülkemize girişini sağlamaya yönelik çalışmalarımın ilk adımlarını attım.

Bugün yönetici ortağı olduğum ve sadece kefalet sigortası üzerine yoğunlaşan Rosenberg & Parker Türkiye’de faaliyetlerime devam ediyorum. Kariyerime devam ederken The Cambridge University, London School of Economics, New York Institute of Finance, The CFA Institute, NASBP ve ICISA Surety School gibi konusunda yetkinliğini kanıtlamış eğitim kurumlarından kendimi geliştirmek istediğim alanlarda eğitim aldım ve gerek gördüğüm zamanlarda da eğitim almayı sürdürüyorum.

Bunların yanı sıra İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği (SAAM), CFA Enstitüsü Yatırım Uzmanları Birliği, ABD Kefalet Sigortaları Derneği (SFAA), ABD Ulusal Kefalet Sigortası Brokerleri Derneği (NASBP), Uluslararası Türk Kadınları Derneği (TURKISHWIN), Uluslararası Alacak ve Kefalet Sigortaları Derneği (ICISA), Kadın Girişimcileri Derneği (KADİGER) ve sizin derneğinizin aktif üyesiyim.

Şirketiniz hakkında kısa bir bilgi alabilir miyiz?

Kefalet sigortası konusunda yurtdışında proje gerçekleştiren müteahhitlerimize destek vermek amacıyla ülkemizde 2011 yılından bu yana çalışmalara başlayan Rosenberg & Parker Türkiye, 2014 yılında faaliyete geçti ve 76 senelik uluslararası tecrübesiyle birçok ilgili kamu kurumuna danışmanlık hizmeti sunarak, Türkiye’de kefalet sigortasının yasal bir zemine oturtulmasına destek sağladı.

Ürünün her alanında ve her aşamasında yer alarak sigorta sektörüne öncülük eden, gerektiğinde uluslararası piyasalarda karşılaşılan başlıca türlerinin yanı sıra Türkiye’ye özel yerel ihtiyaçlardan doğmuş bina tamamlama sigortası, lisanslı depoculuk gibi yeni mevzuatların da ülkemize entegrasyonunda çalışan Rosenberg & Parker Türkiye, yetkili kamu kuruluşlarına danışmanlık hizmeti sunmanın yanı sıra Türkiye Müteahhitler Birliği gibi sektörel birlik ve derneklerin çözüm ortağı ve tedarikçi şirketlerin eğitim platformu olmaya devam ediyor.

Kefalet sigortasına ilişkin ülkemize ilk ve tek reasürans temini sağlamış firma olarak sektörüne ve dolayısıyla ülke ekonomisine katkı sağlamış olmaktan büyük onur duyan Rosenberg & Parker Türkiye, ülkemizin en değerli şirketlerinin yerel ve uluslararası kefalet sigortası ihtiyaçlarını karşılamayı sürdürüyor.

Kefalet sigortasının bir türü olan bina tamamlama sigortasına ilişkin ilk poliçenin üretilmesinde görev alarak sigorta tarihine adını yazdıran Rosenberg & Parker Türkiye, yerleşik yüklenici firmalara verdiği sigorta ve reasürans brokerliği ile Türkiye’deki sigorta şirketlerine ve potansiyel sigortalılara sunduğu danışmanlığın yanı sıra operasyonel tarafta da sigorta şirketlerinin kendi birimi gibi hizmet sunarak kefalet sigortasının her alanında rehber olmaya devam ediyor.

Şirketinizde sigorta ile ilgili hangi konular ele alınmaktadır?

Portföyünde Türkiye’nin önde gelen müteahhitlerinin ve geliştiricilerinin bulunduğu Rosenberg & Parker Türkiye sadece kefalet sigortası üzerine hizmet veriyor. Danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra uluslararası arenada broker olarak faaliyet gösteren sadece kefalet sigortası konusunda uzmanlaşmış nitelikli bir ekibin parçası olarak bir yandan da brokerlik faaliyetlerini sürdürüyor. Son olarak hizmetlerine bir yenisini daha ekleyerek risk analizi hizmeti de sunmaya başlayan Rosenberg & Parker Türkiye’nin; Danışmanlık, Brokerlik ve Risk Analizi (MGU) olmak üzere 3 ana faaliyet konusu bulunuyor.

MGU hizmeti Türk sigorta sektöründe henüz çok kullanılmayan bir kavram bunu biraz açıklayabilir misiniz lütfen?

Son olarak faaliyet alanımıza eklediğimiz Management General Underwriter (MGU) olarak adlandırdığımız Risk Analizi hizmetimiz yurtdışında örneklerini gördüğümüz, ülkemizde ise bizimle başlayan bir model. Kefalet sigortası ülkemizde yeni gelişen bir sigorta türü olduğundan risk analizini yapmak için kendini yeteri kadar hazır hissetmeyen sigorta şirketlerimize bu hizmeti kendi içlerindeki birimi gibi çalışarak sunuyor ve kefalet sigortası alanında faal olmalarını sağlıyoruz.

Kefalet sigortasını şu anda en fazla talep eden tüketici kesimi kimlerdir?

Biz 2011 yılından beri Türkiye’de kefalet sigortası üzerine çalışıyoruz, son birkaç yıldır nihayet ivme kazandı ve çok hızla yayıldı. En fazla talep bina tamamlama sigortası (BTS) ve kamu ihalelerine girecek yüklenicilerden geliyor. Kefalet sigortası banka limitlerini etkilemediğinden, daha doğrusu bu kıymetli limitleri nakit kredi ihtiyaçlarına ayırma fırsatı verdiğinden çoğunlukla tercih ediliyor diyebilirim. Hatta idareye verilmiş banka teminat mektuplarını alıp yerine kefalet sigortası kapsamında hazırlanan kefalet senetlerini sunmak gibi geriye dönük işlem talepleri bile olmaya başladı.

Bina tamamlama sigortalarında son üç yıl değerlendirildiğinde nasıl bir talep trendi  görmektesiniz?

Talep de çok bir değişiklik olmadı diyebilirim. Ama artık nihayet arz kısmında önemli yol katettik. Kefalet sigortası ve bir türü olan BTS tanzim etmesi çok zor poliçeler. Risk analizi meşakkatli, montanlar büyük, reasürans için riskin bir kısmını en azından muhakkak üstlenmek gerekiyor. Zaten bu sebeplerle sigorta şirketleri uzun zamandır konunun üzerinde çalışıyor ve maalesef çok fazla talep karşılayamıyorlardı. Son üç yılda değişen, gelişen kesim burası oldu ve artık 3 farklı şirketimiz BTS poliçesi tanzim edebiliyor.

Bina tamamlama sigortalarında hasar trendine baktığınızda göze çarpan ortak noktalar neler olmaktadır?

Ürün diğer sigorta ürünlerine göre çok yeni olduğu için bu zamana kadar bina tamamlama sigortasına sahip projelerin hiç birinde henüz hasar oluşmadığını söyleyebilirim. Halen devam eden projeler için de bu konuda şimdiden bir şey söylemek mümkün olmayacaktır ama eğer bina tamamlama sigortasında tazminatın ifası söz konusu olur ise bu iki şekilde gerçekleşiyor. Ya söz konusu konut tamamlanıp anahtarın tüketiciye teslimi gerçekleştiriliyor ya da tüketicinin ödediği miktarın yasal faiz ile birlikte geri ödenmesi sağlanıyor.

Kariyerinizin bir bölümünü yurt dışında geçirmiş başarılı bir kadın yönetici olarak kadının iş hayatındaki önemini, kendi tecrübeleriniz dahilinde, Türkiye ve Avrupa ve Amerika olarak nasıl değerlendirirsiniz?

Bir kadın girişimci olarak kadının çalışma hayatı içerisinde daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum. Kadınların iş hayatında olmaları kurumların ve şirketlerin başarılarını pozitif yönde etkileyeceği gibi aile içerisine baktığımızda da çalışan annenin çocuk üstünde olumlu etkisi olduğu aşikardır.

Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadının çalışma hayatı içinde daha fazla yer almasının sağlanması için politikalar geliştiriliyor. Bunların ülkemizde kısa vadede etki edebilmesi için geleneksel ekonomik ve sosyo-kültürel yapımızdan kaynaklı aşılması gerekenler olduğunu düşünüyorum. Diğer ülkelere baktığımızda da aslında durumun bizden çok da farklı olmadığını da belirtmek isterim. Örneğin; Amerika’da kadın iş hayatında kendine daha fazla yer edinmiş olabilir ama hem maaş eşitliği hem de güç eşitliği için davaları devam ediyor. Avrupa’da ise neredeyse durum daha vahim, yapmak zorunda oldukları fedakarlıklar yüzünden aile kuramıyorlar ve toplam popülasyonu negatif oranında büyüyor.

Ülkemizde kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkını veren yasal düzenleme 1934 yılında yürürlüğe girmişken, İsviçre’de kadınlar oy kullanma hakkını 1972 yılında edinebilmiş. Çok yol katettik ama bu yasal çerçeveyi uzun yıllar önce oturtmuş bir ülke olmamıza rağmen daha da almamız gereken yol olduğunu düşünüyorum.

Kadınımızın toplumun her alanında daha fazla yer bulmasını sağlamak, kadının gerek ekonomik gerek sosyal anlamda güçlenmesi adına yapılması gerekenlere katkı sunmak kamunun olduğu kadar özellikle kariyer sahibi hemcinslerinin sorumluluğu da olmalı. Kadınlarımızı güçlendirerek, ülkemizi daha ileriye taşımak adına kariyer edinmiş kadınların sizin gibi STK’lar ile güç birliği yapmalarının süreci hızlandıracağı görüşündeyim.