Takım tutmanın hazzı
İNSANOĞLUNUN farklı iki grubu veya kişiyi gerek bir oyun gerekse bir müsabaka anlamında karşı karşıya getirip izleme ve izlerken keyif ve heyecan duyma geleneği milattan öncesine kadar gitmektedir.
Oyun olarak başlayan ve Roma halkının eğlence anlayışına damgasını vuran gladyatör dövüşleri kitleler tarafından çok büyük bir heyecan ve taleple karşılanmıştır. Bunun sonucunda oyunların kurumsallaştırılması kararı alınmıştır. Oysa ki gladyatör dövüşleri Brutus Pera adında birinin ölen iki oğlunun cenaze törenleri için üç çift gladyatör dövüştürmek istemesi ile, orijinal olarak cenaze törenleri esnasında organize edilen bir müsabaka olarak başlamıştır. Bu, bana, insanoğlunun ölüme meydan okumak ve ölümü unutmak için yaptığı bir sürü eğlence çeşidinden birisi olduğunu çağrıştırdı bu dövüşlerin.
Tarih boyunca insanlık ve medeniyetler geliştikçe bu oyun ve eğlence anlayışı evrilerek ama özündeki yarıştırma ve yarıştırırken izleme keyfini hep barındırarak milyarlarca insanın ilgisini çekmeyi sürdürmüştür.
Günümüze doğru gelindiğinde spor müsabakaları ve bunların içinde de futbol sivrilerek, kitleleri heyecanlandıran, hem sosyal anlamda hem ticari anlamda rantı yüksek bir alan olarak bu oyun ve eğlence anlayışının merkezine oturdu. Bu durum, tüm dünyada bir “taraftar” olma olgusu geliştirdi, bu kimi zaman aşırı bir tutku ve bağlanma halini alıp fanatizm boyutuna da yükseldi. Aileler, çocuklarını küçük yaşlardan itibaren takıma bağlılıkla yetiştirmeye, takım formaları ile çocuklarını giydirmeye, yeni doğan bebeklere isimli formalar giydirmeye başlayınca küçük yaştan itibaren takımlarına bağlı olan bireyler yetişmeye başladı. Çocuk büyüyüp genç yaşlara geldiğinde duygusal olarak bu bağlılık da büyümeye başladı ve “taraftar” denilen kavram daha bir sağlam zemine oturdu.
Futbol özelinden gidersek, tabii bu alan artık bir endüstri halini almış olduğundan tüm dünyada eğitimli olsun eğitimsiz olsun birçok insanı etkilemeyi sürdürmektedir. Bir gruba ait olma dürtüsünün tatmini, bir yere kendini ait hissedememiş bireylerin “taraftar” olma sıfatı altında kişiliklerini ve ruhlarını bulabilmesi ve psikolojik anlamda kendini yalnız hissetmekten kurtulması, bazı “fanatik“ diyebileceğimiz kişilerin futbola olan bu ilgisini açıklamak için oldukça yeterli. Ben burada sadece zararlı fanatiklerden bahsediyorum. Tabii, salt bir mutluluk ve keyif aracı olması, yaşanan bu heyecanın ve tutkunun kişiye güzel bir duygu durumu yaşatması da futbola olan ilgiyi açıklayabiliyor. Nitekim doğru fanatizm bana göre bu şekilde izah olunmalı. Zararlı fanatizm boyutuna varmadığı sürece takım tutmak sosyal hayatta da insana bir tatmin duygusu yaşatabiliyor. Tuttuğu takımın kazanması halinde birey kendini daha üstün hissedebiliyor, ertesi gün iş yerinde yapılan muhabbetlerde sevinç ve üstünlük duygusu ile aslında bu durum mantıksal anlamda kendisine hiçbir fayda sağlamadığı halde çok da mutlu olabiliyor. Hatta ileri gidip, birbirini inciten, kıran, küfürler savuran, şiddete başvuran örnekler görmek de mümkün maalesef, işte zararlı fanatizm dediğim bu cinsten. Kişisel olarak takımla özdeşleşen, kendi kompleksleri üzerinden takımının kaybetmesini hazmedemeyen bu bireyler maalesef bu eğlence anlayışını fazlasıyla ciddiye alan insanlar. Kendilerine sorsak, belki sadece stres atıyorlar ve bunu da hakları olarak görüyorlar. Oysa dışardan görülen tablo vahim ve terapi ihtiyacı içinde olan koca koca insanların varlığı. Esasına bakarsanız denge unsuru hayatın her yerinde olması gereken bir kriter ve fakat aşırı uçlar, hangi uç olursa olsun mutlaka bir şekilde zarar verici boyuta ulaşabilmesi çok mümkün olan ekstremler. Futbolda elbette bir yenen ve bir yenilen var, ancak her zaman yenmek mümkün olmadığına göre yenilgiyi de futbolun bir parçası kabul etmek, fanatizmi dengeye getirebilecek bir olgunluk durumudur. Ve böyle olduğu durumda da tadından vazgeçilmez taraftarlığın.
Takım tutma ve taraftar olma kavramları aslında insanları ayrıştırıcı değil birleştirici olabilir. Bu şekilde keyifli, heyecanlı, coşkulu bir eğlence aracı olmaya ve insanları bir süreliğine de olsa sıkıntılarını unutturmaya hizmet ettiği sürece milyarları hep peşinden koşturmaya devam edecektir.
