Dolu hasarına “dengeleme” çözümü

İnsanlık, doğal afetlerden hep zarar görmüş ve bunlara karşı sürekli savunma geliştirmeye çalışmıştır. Bunda da bazı başarılar kazanmıştır: Paratoner bulununca, yıldırımın vereceği zararlar engellenebilmiş, yapay kanallar inşa edilince Viyana, Tuna Nehri’nin taşıp şehre zarar vermesinin önüne geçmiştir. Deprem Yönetmeliği çıkınca, İstanbul’un yeni yapılarının artık sallanıp yıkılmayacağı inancı güçlenmiş; şemsiyeler daha sağlam üretilince, ceviz büyüklüğündeki dolu tanelerinin insanların kafasına uyarı atışı (düşüşü) veya öldürücü darbe vuruşu yapması önlenmiştir. Örnekler çoğaltılabilir.

Ancak paranın yazısı olduğu gibi bir de turası vardır (bazı çevreler bu gerçeği “madalyonun öbür yüzü” deyimiyle vurgulamaktadır): Kürre-i arz gittikçe ısınmakta, kasırgalar artmakta, göl ve akarsular kurumakta, bir yılda düşmesi beklenen yağmur, yangın hortumundan fışkırırcasına bir günde yağmakta; Muson yağmurları her geçen yıl bir öncekine oranla daha sulu bir ortam oluşturmakta, ormanlar üzerinde uçan yangınla savaş uçak ve helikopterlerinin sayısında patlama yaşanmaktadır. Hava kirliliği büyük kentlerde öyle çabuk tehlikeli sınırlara ulaşmaktadır ki, akaryakıt (petrol) ile çalışan araçların trafiğe çıkışı bir gün tek, ertesi gün çift sayıyla biten plâka sınırlamasına tabi kılınmaktadır.

AFETLERİN HAZIRLAYICISI İNSANLAR OLDU

Bunlar, insan etkinliklerinden kaynaklandığı artık duraksama söz konusu olmaksızın kabul edilen sonuçlardır. Kuşkusuz dünya üzerinde çevre bilinci yaygınlaşmaktadır. Fakat, bu bilincin artış hızı, çevre bozulmasının ulaştığı hızdan geride kalmaktadır.

Kısaca, yeryüzünde “çok” çoğalmış olan insanlar, doğal afetlerin (en azından bazılarının) hazırlayıcısı olmuşlardır. Sayıları ve zararları sonuçları sürekli yükselen bu doğal afetler yanında, şu an için insan davranışlarından ne kadar etkilendiği bilinmeyen ve düzenli aralıklarla meydana gelmeyi sürdüren afetler de vardır: Depremler, bunlara bağlı tsunamiler; yanardağ patlamaları bu niteliktedir.

SİGORTA “ÖNLEYİCİ” DEĞİLDİR

Yukarıdaki hatırlatmalardan sonra, doğal (ve bazılarına hâlâ “doğal” dememizin ne kadar doğru olduğu çok şüpheli bulunan “insan katkılı”) afetlerin sigorta ile olan bağlantısına gelelim: Sigorta zararı önleyici işleve sahip değildir. Veya bu yönü çok arka planda kalır (Günümüzde, sigortacılar, bazı zararlar için sigorta güvencesi sağlarken, sigorta ettirenlerin bu zararlara uğramamak veya uğrayacakları zararları en aşağı düzeyde tutabilmek üzere önceden “önlem” almalarını şart koşarlar. Mesela sigorta konusu binada paratoner olması, su tahliye veya etkili bir yangın söndürme sistemi bulunması gibi). Doğal afetler alanında, sigorta ettirenlerin bunları önleyici (meydana gelmelerinin önüne geçici) önlem almaları esasen pek düşünülebilecek bir husus değildir. Buna karşılık, belirli bir ölçüde bunlardan kaynaklanacak zararları önleyici önlemlere başvurmaları onlardan beklenebilir veya sözleşmeyle buna zorlanabilirler (depremin olmasını engellemek olanağı yoktur; ama bina deprem yönetmeliğine uygun biçimde inşa edilmişse, belirli bir kuvvete kadarki depremler o binaya zarar vermez).

DOĞAL AFETİN ZARARINI HESAPLAMAK İMKÂNSIZ

Sigorta, doğal afetlerin meydana getirdiği zararlı sonuçları “giderici” işleve sahiptir. Sigorta yaptırılmasındaki temel amaç budur. Hukuksal açıdan mal varlığında para ile ölçülebilen bir eksilme veya kötüleşmeye uğrayan kişinin zarar görmüş olduğu kabul edilir. Sigortacı, tarafı olduğu sözleşme uyarınca bu zararı karşılayacak; daha yerinde bir anlatışla “giderecektir” (tazmin edecektir). Belirtmek gerekir ki, doğal afetler ve bunlardan ileri gelen zararlar söz konusu olduğunda, sigorta sektörü (özellikle reasürörler) teminat sağlamada oldukça çekingen davranırlar. Bunun sebebi, bu afetlerin yol açacakları zararların miktarını önceden sağlıklı bir biçimde saptamanın zor bazen de imkânsız oluşudur. Bu yüzden, eski zamanlardan beri birçok sigorta sözleşmesi “Act of God” (Tanrının işi) için sigortacının koruma sağlamayacağını öngörür. “Act of God” çok anlamlı bir deyimdir ve gerçekleşen zarar verici sebebin insanın dışında, onu aşan, “ilâhi” kuvvet ve kudretin tezahürü olarak nitelenebilecek özelliğe sahip bulunduğu anlamına gelir. Gerçekten kasırga insan eliyle oluşturulabilecek bir zarar verici durum değildir. Ancak, geçmişte, kasırga yüzünden sigorta şirketlerinin batmasına sebep olacak boyutta (toplu) zararların meydana geldiği görülmüştür. (Bu noktada, kıyaslama açısından şu farklı örneği de hatırlatalım: Eğer bir hayat sigortası şirketi, ortalama insan ömrünün uzamakta olduğu gerçeğini gözden kaçırır ve bunun sonucunda sigorta ettirenlere verdiği hayat boyu sürecek edim (ödeme) teminatlarının altından kalkamayacak bir duruma düşer (ve batar) ise, insan (hesap) hatasına bağlanması lazım gelen bir halden söz etmek doğru olur).

İnsanın meydana gelmesini ve çoğu halde toplu olarak büyük zararlara yol açmasını önleyemeyeceği doğal afetler ile sonuçlarından kaçınılması mümkün bulunan doğa olayları arasında sınır çizmek her zaman kolay değildir. Bu sebeple sigorta sözleşmelerinde özel klozlara yer verilir (mesela, “fırtınadan kaynaklanacak zararlar için sigorta teminatının ancak saniyede 17 metreden daha hızlı bir rüzgârın söz konusu olması halinde işletileceği” klozu).

KARŞILIK HASARDAN FAZLA

Türkiye’de her yıl 5.5 ve üzeri büyüklükte ortalama 5 deprem yaşandığı fakat dengeleme karşılığı olarak ayrılan tutarların her sene yaşanan deprem hasarlarının çok üzerinde olduğu belirtilmektedir. Bu saptama, sigorta sektöründe, deprem (dengeleme) karşılığı olarak ayrılmış tutarların diğer doğal afetler için de kullanılmasına izin verilmesi gerektiği yolunda istemlerin dile getirilmesine yol açmıştır.

Özellikle sel-seylâp (su baskını) hasarları ile dolu hasarlarının günümüzde sık görülmeye başlanan doğal afet niteliğini kazandığı ve deprem hasarlarının üzerinde zararlar meydana getirdiği belirtilerek, mevcut dengeleme karşılıklarının sel ve dolu hasarlarının ödenmesine özgülenmesinin uygun ve makul bir adım olacağı vurgulanmaktadır.

Dengeleme karşılığı ayrılmamış alanlarda deprem için ayrılmış dengeleme karşılığını kullanmanın duraksama yaratan bir çözüm olduğu görülmektedir.

Kuşkusuz, Hazine Müsteşarlığı, lehe ve aleyhe argümanları dikkate alarak bu konuda kararını oluşturacaktır. Şu an mevcut olan toplam dengeleme karşılığının yalnızca depremle sınırlı tutulmasının zorunlu olmadığı ve fırtına, sel, dolu gibi afetleri de kapsayabileceği kabul edilerek alınacak bir karar ile mevcut karşılıkların son gerçekleşmiş olan doğal afetlerden başlayarak kullanılmasına izin verilmesi Hazine Müsteşarlığı’nın takdirindedir.  Ancak, bu yönde bir  karar alınması sektöre önemli bir rahatlama sağlayacak ve şirketlerin mali durumlarının, hesaplarının olumsuz etkilenmesini ve bundan kaynaklanabilecek sorunları önleyecektir.

DEPREM YÜKÜ REASÜRANSTA

Yazımıza son vermeden önce ansızın hafızamızda canlanan şu anımızı da paylaşalım: Bu satırlar kaleme alınırken 17 Ağustos 1999 depreminin 20’nci yıldönümü yaklaşmakta idi. 17 Ağustos felâketinden sonra Türkiye, deprem zararlarını karşılayabilmek için özel bir düzenleme yapma ihtiyacını duymuş ve DASK bunun ürünü olarak ortaya çıkmıştır. DASK’ın ilk şekillendiği sırada üzerinde durulan model bir “havuz” oluşturulması; bu havuzun getirilecek zorunlu sigortadan akacak primlerle dolması (yaklaşık 10 senede iyice dolacağı tahmin ediliyordu) ve ondan sonra artık deprem zararlarının ödenmesi sorununun yaşanmayacağı (dolan havuzun olası büyük bir depremde tam veya önemli ölçüde kısmen boşalması söz konusu olsa dahi, yeniden dolacağı ve ebediyete kadar bu boşalt –doldur sistemiyle yolumuza devam edebileceğimiz) düşünülmekteydi. Bu düşünce gittikçe ağırlık kazanırken ansızın “orada dolu havuz varken bu siyasiler bunu başka alanları sulamada kullanmazlar mı?” kuşkusu kemirici etkiler yapmaya başladı.  Sonunda “reasüransın” faziletleri dile getirildi ve “risk kabul eden piyasalara devir” gibi kulağı da pek tırmalamayan cümleler duyuldu. Bugün olası bir depremin zararları için reasürans desteği ve diğer çözümler sayesinde bu (olası) yükün altından kalkılacağı fikri hakimdir.  O zaman dengeleme karşılığına deprem bakımından gereksinim hâlâ var mı? Buna uzmanlar cevap üretecekler.

DENGELEME KARŞILIĞI NEDİR?

Sigortacılık Kanunu’nun “Teknik karşılıklar” başlıklı 16’ncı maddesinin ilk fıkrası uyarınca “Sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerinden doğan yükümlülükleri için, yeteri kadar karşılık ayırmak zorundadır.”

Bu karşılıklardan biri de aynı maddenin 4’üncü fıkrasında düzenlenmiş olan dengeleme karşılığıdır. Yasal tanıma göre dengeleme karşılığı”, takip eden hesap dönemlerinde meydana gelebilecek tazminat oranlarındaki dalgalanmaları dengelemek ve Hazine Müsteşarlığınca belirlenen özel rizikoları karşılamak üzere ayrılan karşılıktır.

Hazine Müsteşarlığı “deprem” rizikosu için dengeleme karşılığı ayrılmasını öngörmüştür.

Sigorta ve Reasürans ile Emeklilik Şirketlerinin Teknik Karşılıklarına ve Bu Karşılıkların Yatırılacağı Varlıklara İlişkin Yönetmelik’in, “Dengeleme Karşılığı” başlıklı 9. Maddesinin 1’inci fıkrasında dengeleme karşılığının “tüm branşlarda verilen kredi ve deprem teminatları için” ayrılacağını belirtmiştir.

Dengeleme karşılığı deprem ve kredi riski içeren poliçelerden konservasyon kapsamında kalanlar için %12 oranında bir karşılık olarak ayrılmakta ve kümülatif olarak bilançoda yer almaktadır. Bu karşılıklar 2017 hayat dışı sigorta sektöründe

  • Kısa Vadeli Yükümlülüklerde net 12.980.825 lira.
  • Uzun Vadeli Yükümlülüklerde net 734.428.345 lira.
  • Bilançoda ise toplam dengeleme karşılığı 747.319.170 liradır.

TEMMUZ AYINDAKİ HASAR 1 MİLYAR LİRAYI BULABİLİR

Yakın zaman önce, İstanbul’da yaşanan dolu olayında, 27 Temmuz 2017 Perşembe akşamı saat 18.00 sularında çoğunun içinde her zaman olduğu gibi yalnızca sürücü bulunan araçlar iş çıkışı konutlara doğru yol alırken, birden ağaç dallarını kıran bir rüzgâr çıkmış ve gökten iri buz parçaları araçların üzerine düşmeye başlamıştır. Sonuç, bu semavi yaylım ateşine maruz kalan araçların tümünün kaportalarında ezik ve göçüklerin meydana gelmesi; bazı araçlarda ise ön, arka ve yan camlarla ayna camlarının kırılması olmuştur. Bu arada konutlar da benzer şekilde panjur ve cam zararlarına maruz kalmıştır. Bundan kısa zaman evvel ise, İstanbul şiddetli yağmura bağlı bir sel olayı yaşamış ve birçok araçta su etkisi yüzünden zarar ortaya çıkmıştı. Temmuz ayının toplam zarar bilançosu henüz bilinmemekle birlikte, tahminler 500 milyon ilâ 1 milyar lira arasında bir toplam zararın meydana gelmiş olabileceği yönündedir.

Yorum yazın