Son pişmanlık fayda etmiyor

Bodrum’un bağlı olduğu Muğla, ülkemizde zorunlu deprem sigortalılık (DASK) oranı bakımından yüksek şehirlerden biri. %55 oranında zorunlu deprem sigortası yaptırılmış Muğla’da. Ülke ortalaması ise %45. Ege Bölgesinin ortalaması %42. Gelişmiş bir bölge için düşük bir oran. Üstelik son aylarda depremler genelde bu bölge ve civarında oldu.

Ancak sadece Ege’de değil, ülkemizin her bölgesinde deprem oluyor. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra “depremle yaşamaya alışmak” moda bir itade olmuştu. Yanlış değil, depremle yaşamaya alışmalıyız ama nasıl?

Cevap basit aslında: Önlem alarak.

Öncelikle, yapıları sağlam zemin üzerine inşa etmeliyiz. Konut ve işyerlerimizi kurallara uygun, kaliteli malzeme kullanarak yaptırmalıyız. Dolap gibi büyük eşyaları duvara sabitlemeliyiz. Bunlar can güvenliğimiz için alınması gereken önlemler. Ama bunlardan sonra alınması gereken en önemli önlem, sigorta.

Yıldönümü yaklaşmakta olan 17 Ağustos depreminin şiddetini ve sonrasında yaşananları çoğumuz hatırlar. Sakarya’nın en doğusundan İstanbul’un en batıdaki ilçelerinden olan Avcılar’a kadar 200 kilometrelik bir hattı etkileyen 7.4 büyüklüğündeki bir deprem… Bu büyük depremde 200 binden fazla konut ve 30 bin iş yeri hasar gördü. Can kaybı ise

17.500 olarak kayıtlara geçti. 200 bin konutun 66 bini ise ağır hasar görmüştü.

Şuraya gelmek istiyorum: Konutumuz ağır hasar görse bile hayatta kalma ihtimalimiz çok yüksek. Hasar gören 200 bin konutta toplam 800 bin kişinin yaşadığını düşünsek, hasar gören binalarda 780 binden fazla kişinin hayatta kaldığı sonucuna varabiliriz; bunu unutmayalım. Ve depremden sonra hayata bağlanmak için sigortayı ihmal etmeyelim. Peki sigorta yaptırsak ne kazanırız?

Öncelikle DASK yaptırarak, hasar gören evin büyüklüğüne göre 170 bin liraya kadar teminat alınabilir. DASK’ın limiti olan 170 bin lirayı aşacak hasarlara karşı da, içinde deprem teminatı da olan konut sigortası yaptırılmalı. Konut poliçesiyle ayrıca eşyalar da güvence altına alınabilir.

Mal canın yongasıdır, bunu bizzat ben 17 Ağustos depreminde yaşadım. Orta hasarlı evimizin yanındaki bina tamamen çökmüş, babamın arabası enkazla bizim yaşadığımız apartmanın arasında kalmıştı. Araba, afet sonrası bizi hayata bağlayan araçlardan biriydi. Depremde kısmi hasar gören ama çalışır durumda olan arabamızın enkaz kaldırılırken daha fazla hasar görmemesi için başında beklemiştik. Yani, bir nevi sigorta olmaya çalışmıştık arabaya. O zaman kaskosu var mıydı, varsa deprem teminatı bulunuyor muydu, hatırlamıyorum.

Sonradan pişman olmamak için deprem ve sel gibi afetlere karşı, sigortayı ihmal etmeyelim.

Yorum yazın