Taşımasu
HER şeye rağmen yaşam Formula 1 yarışları şeklinde devam ediyor, aynı pistte 50-60 tur atan modernize dolapçı beygirleri kıvamında. Bu yarışlarda hem sürücü, hem de kullandığı makine ve ekipman sekteye uğruyor doğal olarak. Geçtiğimiz günlerde kullandığım şirket aracımı bir haftalık bir “pit stop”a almak durumunda kaldım bu nedenle.
Bundan bir önceki molada geçici bir araç kiralamıştım ama bu kez bunu yapmadım. Çünkü o günlerde ajandamda uzak mesafede bir işim ve ayrıca hava durumu öngörülerinde de herhangi bir yağış durumu da yoktu.
Ve böylece tatil ve iş yolculukları hariç yaşamımın son 35 yılındaki en yaya haftasını yaşadım. 7 gün boyunca her gün 7-8 km’lik hızlı tempo yürüyüşler yaptım, belli etaplar için otobüs, metro, metrobüs kullandım. Toplu taşıma araçlarında bulunduğum anlarda da hep şu taşıma konularını düşündüm.
Öncelikle İstanbul’da eskiye kıyasla iyileşen bir yolcu taşıma ağı var. Saatlere bağlı olarak bu ağ sayesinde öngörülebilir sürelerde yolculuk yapmak da olası. Üstelik toplu taşımada kullanılan araçlar da güvenlik ve konfor açısından dünya standartlarında araçlar.
Ancak kentin ulaşım sorununun bu şekilde çözülmesi olanaksız çünkü kentin nüfusu altyapı kapasitesini birkaç kata katlamış, çünkü yapılan her yol veya eklenen her yeni toplu taşıma çözümü beraberinde bu çözümün faydasının çok üstünde külfet ekliyor kente.
Dolayısı ile daha kökten ve kalıcı bir şeyler yapmak gerek. Hiç niyetim yok ama mesela bu kentin yetkili bir makamında bulunuyor olsam şu aşağıdaki kararların alınması konusunda elimden geleni ardıma koymazdım:
• Teslimat, dağıtım vs işi yapan tüm ticari araçlar bu işlerini günün belirli bir saat aralığında yapıp trafikten çekilecekler, mesela tüm işlerini gece yarısı ile sabah saat 07:00 arasında bitirecekler ve garajlarına girecekler,
• Kurumlar istihdam yaparken ikameti belli yakınlıktaki kişileri işe alırsa vergi teşvikleri / kolaylıkları getirilecek,
• Minibüs, halk otobüsü gibi araçların yolcu alma/indirme yer ve şekillerine mantıklı ve kalıcı kurallar getirilecek, (örneğin en azından çok işlek bir metro, metrobüs ya da otobüs durağının 100 metrelik çapı içinde arkadaş almaya gelen araç, yolcu bekleyen taksi ya da yolcu indirme/bindirme yapan minibüse izin verilmemesi gibi)
• Çalışanlarına taşıma servisi sunan kurumların bu hizmet için kullandıkları araçların bekleme yapmaları için gerekli park alanının o kurum tarafından sağlanması zorunluluğu getirilecek, (Araçları plazanın bahçesindeki ya da garajındaki park alanlarına mı çekersin, yakındaki otoparklar ile mi anlaşırsın, ya da düzgün bir planlama ile park sorununun çok daha az olduğu uzak bir noktada bekletip tam iş çıkışında kapının önünde olmasını mı sağlarsın o senin bileceğin iş. Ama o araçları kentin en işlek yollarında saatlerce bekletme hakkın ve özgürlüğün yok arkadaş)
• İkincil yollardan ana yollara katılım noktalarında en sağ şeridin ilk 25 – 50 metresinin sadece ikincil yoldan gelen araçlarca kullanımı sağlanacak,
• Nasıl ki kredi kartı ödemesini 1 gün geciktirdiğin anda siciline işleniyorsa, nasıl ki elektrik paranı süresinde ödemezsen elektriğin kesiliyorsa muayenesi yapılıp geçer not almamış araçların trafiğe çıkmasının da aynı hız ve etkinlikle önüne geçilmesi gerek. Bu araçlar yüzünden trafik kilitleniyor, bu araçlar yüzünden hem maddi, hem de çok daha önemlisi bedeni kayıplı binlerce kaza yaşanıyor.
Daha yollara, sinyalizasyona, çalışma saatleri ve park alanları planlamasına filan gelemeden yerim doldu bile. Bunları da başka bir yazıda vurgularım ama hepsinden önemlisi taşıma su ile değirmenin bir yere kadar dönebildiği.
20 milyona yakın insanın yaşadığı, ülke ekonomisinin yarısına yakınını barındıran, tarihi ve kültürel zenginliklerin önemli bir merkezi olan bir kentte yerleşim yoğunlukları, çalışma alanları, tedarik zincirlerinin iş akışları, turizm ve eğlence merkezleri, acil ulaşım ve toplanma çözümleri ve güncel kamu ve belediye hizmetleri hep birlikte ve kalıcı olarak ele alınmadan bir adım ileri gidilemez.
Görüşmek üzere.
