Hey gidi babalar- 2
BU, benim babalarla ilgili yazdığım ikinci yazım. Arşivi karıştırdım; birincisini tam 10 yıl önce yazmışım.
Ne yapacaksınız işte, konu darlığı nedeniyle dar bir sahada top çevirdiğimizden, daha önce ele aldığımız konuları ısıtıp ısıtıp tekrar sunmak kaçınılmaz oluyor. Neyse ki aradan 10 sene geçmiş. Bu nedenle, birçoğunuzun ilk yazıyı daha önce okumamış olması kuvvetle muhtemel, okuyanlar varsa onlar da zaten unutmuşlardır. Ayrıca konu zamana ve zemine bağlı değil, evrensel. Tekrar yazıya konu edilebilir.
Efendim, konumuz ‘Babalar’.
Çocuklarımızın ‘Çocuk Bayramı’ var, analarımızın ‘Anneler Günü’ var. Biz babalar kel miyiz? Canım lafın gelişi, muhakkak aramızda kel olan babaların sayısı az değildir. Neyse, kel olmadığımız varsayımı göz önünde tutulup, biraz da Anneler Günü’nden esinlenerek, “bari bu güngörmez babaların da şu fani dünyada bir günleri olsun” görüşüyle bir ‘Babalar Günü’ ihdas edilmiş. Bu günün haziran ayında kutlanması kararlaştırılmış.
Amaç, ‘evimizin direğisin, gözümüzün bebeğisin’ kavramı ile ‘bizim evde var bir keriz, biz ona baba deriz’ kavramı arasında nereye oturtulacağı bilinemeyen babaların da hiç olmazsa senede bir gün hatırlanarak gönüllerinin alınmasıymış.
Böyle bir günün oluşturulmasında gerçek neden; sahiden babaların gönüllerinin alınması mı, yoksa yapılacak alışverişlerle ticarete bir gaz verilmesi mi, orası bize karanlık ama bilinen şey paralarının babaların cebinden çıktığı hediyelerle yine gariban babaların memnun edilmeye çalışılması. Sebebi ne olura olsun, amaç güzel.
İçinde bulunduğumuz haziran ayı içinde de çocuklar babalarına hediyeler alarak, hiç olmazsa bir gün, onlara evlerinin direği olduğu hissini vermeye çalışacaklar. Olsun bir gün, bir gündür. Babaları rahmeti rahmana ulaşan benim gibiler ise, parasal bir külfete katlanmadan, onu çok özleyerek, ruhuna bir Fatiha hediye etmekle manevi huzura ermiş olacaklar.
Peki, baba dediğimiz figür kim? Sosyoloji, biyoloji, hukuk gibi bilim dalları kendi açılarından babanın tanımını yapmışlar. Baba kelimesi birçok dilde ‘ba’ çocuk sesinden türetilmiş. Aslında kızan, karışan, zaman zaman sinirlendiren ve sinirlerimize hakim olamamamıza sebep olan, buna karşın koruyan, seven, özlenen ve yokluğunda manası daha iyi anlaşılan kişidir baba. Baba kavramıyla ilgili çeşitli yorumlar yapılmış. ‘Baba Çınar gibidir, meyvesi olmasa da gölgesi yeter’ diyen mi ararsın; ‘Baba evde yokken varlığı aranan, varken de varlığı ağır gelen adamdır’ diyen mi? Hatta Sigmund Freud, ‘Tanrı, abartılmış bir baba figüründen başka bir şey değildir’ diyerek, işe bir başka boyut kazandırmış.
Tabii, burada baba kavramını, iskele babası, tırabzan babası, mafya babası, şam baba gibi diğer mecazi baba kavramlarından ayırmak lazım.
Hey gidi babalar, hey!..
Kimisi babası hayattayken kıymetini bilir, kimi öldükten sonra değerini anlar. Hayattayken özellikle babasından mali destek alanlar arasında, otomobillerinin arkasına ‘Babam Sağ Olsun’ çıkarması yapıştırıp onu yüceltmeye çalışanlar var. Bir de babalarını şiirleriyle anan üstatlar var ki. İşte onlardan biri…
Nazım Hikmet şiirinde babasına şöyle seslenmiş:
“Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.”
Tüm babaların önünde saygıyla eğiliyorum. Ölen babalarımıza rahmet, sağ olanlara sağlıklı ve mutlu uzun ömürler diliyorum.
Siz çocuklar; sizler de babalarınızın kıymetini bilin.
Sevgili babalar, Babalar Gününüz kutlu olsun.
