“Sigorta itfaiye için bir siperdir”

 “Sigorta itfaiye için bir siperdir”

KASIDER Başkanı köşe yazarımız Sema Tüfekçiler, Sigortacı Gazetesi Instagram canlı yayınında İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç’ı konuk etti. Canlı yayında İngiltere tarihindeki en büyük yangın felaketinin yıl dönümünde Yangın Sigortaları tartışıldı. Kılıç, “Sigorta, itfaiye için bir siperdir. Bu siper olmadığı için daha fazla yangın oluyor” dedi.

2 Eylül 1666 Pazar günü Londra’nın orta kesimlerinde başlayarak 5 Eylül Çarşamba gününe kadar tüm kenti etkisi altına alan, İngiltere tarihindeki en büyük yangın felaketinin yıl dönümünde Sigortacı Gazetesi Instagram Canlı Yayınları’nda yangın sigortalarını masaya yatırıldı. Moderatör Sema Tüfekçiler’in sunduğu yayınımızda 1 Eylül Salı Saat 20.00’de İTÜ Öğretim Üyesi ve Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı’nın kurucusu ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, yangın sigortalarının İngiltere’den başlayan macerasını, Osmanlı’daki serencamını ve günümüzdeki uygulamaları değerlendirdi. Bunun yanında itfaiye görevleri ve mevzuatıyla beraber Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmelik de tartışıldı.

Dünya tarihinde etkisi en büyük yangın olan 1666 Londra Yangını ile ilgili Abdurrahman Kılıç, “Yangın önlemleri ve sigortacılık gibi dünya genelinde birçok alanı değiştiren Londra Yangını, en önemli yangınlardan birisi olarak tarihe geçti. Taş köprülerin bile yandığı, kiliseler ve şehir içinin tamamen yok olduğu yangın 4 gün sürmüştür. 13-14 bin civarında ev yanmış, çok meşhur bir kilise olan St. Paul Kilisesi de yangında tamamen yok olmuştur. Bu kadar büyük bir yangın olmasına rağmen sadece 16 kişi hayatını kaybetmiştir. Erken haber alınması, rüzgarın yangını hangi yöne sürükleyeceğinin belli olması daha fazla can kaybını engellemiştir” dedi.

Kılıç, yangının ardından gelen yenilikleri ise şöyle anlattı: “Yangın sonucunda insanlar önlem almaya başladı. Bu yangın, yangın sigortasının başlangıcı olarak da anılır. 1666 tarihinde bu yangının gerçekleşmesi ile 1667’de ‘Fire Office’ (yangın ofisi) açıldı. Bu yangın ofisi açılarak buradaki önlemlerin artırılması istendi. Yangın aynı zamanda dünya genelinde en iyi itfaiyelerin oluşmasına sebep oldu.”

‘300 BİN ALTIN ÖDENDİ’

Türkiye’de yangın sigortacılığının gelişimini de anlatan Kılıç “Kaderci bir anlayış sebebi ile yangın sigortacılığı Türkiye’de geç başladı. Ülkemizde yangın sigortacılığının başlaması 1870 Beyoğlu Yangını ile oldu. Evlerin ahşap olması ve rüzgarın şiddetli olması bu büyük yangının giderek yayılmasına sebep oldu. İstanbul’da çıkan hemen hemen her yangının büyüme sebebi rüzgar kaynaklı oluyor. Olayın büyük önem kazanmasının bir diğer sebebi de bölgede yaşayanların büyük çoğunluğunun yabancı olması. İtalyan Elçiliği, Alman Elçiliği, İngiliz Elçiliği gibi kurumların binalarının yanması, yabancı gazetelerde yer alarak olayın büyük önem kazanmasına neden oldu. Sigorta şirketlerinin ise yangın sonrası 300 bin altın ödedikleri belirtiliyor” diye konuştu.

Yangının sigortacılığa olan etkisi hakkında ise Kılıç şunları söyledi: “Hem yangının ardından yaşanan korku ile hem de sigorta şirketlerinden para alacaklarını bildikleri için kişiler sigorta yaptırmaya yöneldi ve sigorta şirketlerinin sayısı giderek artmaya başladı. Çoğunluğu İngiliz ve Fransız olmak üzere 50’ye yakın sigorta şirketi ülkeye geldi. İşin ilginç tarafı ise poliçeler İngilizce ve Fransızca olarak düzenleniyor itirazlar da burada değil Londra veya Paris’te yapılıyor, denetimsiz bir şekilde devam ediyordu.”

‘SİGORTALI ORANI %12’

“Dünya geneline bakıldığında günümüzde İsviçre ve Japonya’da binaların %98’i sigortalı. Bizde sigortalılık oranı ise oldukça düşük. Sadece yanan binalara göre oranladığımız takdirde konutlarının yalnızca %12’si sigortalı. Bu oranın düşük olması yangın sayısının daha fazla olmasına sebep oluyor” diyen Kılıç, “Sigorta, itfaiye için bir siperdir. Bu siper olmadığı için daha fazla yangın oluyor. Türkiye’de sigorta şirketleri yeterince bu konuya önem vermiyor. Örneğin; ABD’de yangın önlemesi için 1896’da kurulan derneğe sigortacılar öncülük etti. Yangın önlemlerinin alınması bu gibi dernekler tarafından yapılıyor. Bu önlemler hem kendileri için bir güvence olmuş oluyor hem de yangın için bir güvence oluyor. Bunu sağlamak için yangın yönetmeliği hazırlanırken bir madde ilave ettik. Bu maddede, yangın sigortasını yapan kuruluş yaptığı binanın yangın önlemlerinin yönetmeliğe uygun olup olmadığını denetlemek zorunda. İtfaiye sadece can güvenliğini sağlayacak önlemlere önem verir, mal güvenliğine ise sigortacı bakması lazım. Bizde bu da eksik” diye ifadelerini kullandı.

Kılıç sözlerini şöyle noktaladı: “Zorunlu deprem sigortası ile yangın sigortası da gelsin. O zaman binaların daha fazla korunması, insanların can güvenliğinin sağlanması ve gelirlerin artışına sebep olacak. Ama bunların hiçbirisi yapılmadı. Biz denetimi belediyeden, devletten, hükümetten bekliyoruz. Halbuki bunları aslında yapacak olan sigorta şirketleridir. Sigorta Birliği’nin bu konuda çalışma yapması gerekiyor. Sigorta şirketleri bu konuda bir araya gelmiyor.”

SİGORTA’DA DÖNÜM NOKTASI 1666 LONDRA YANGINI

Büyük oranda ahşap yapılar ve desteklerden oluşan 1666 Londra’sında başlayan Büyük Londra Yangını, şehri neredeyse kasıp kavurarak böyle bir felaketin tekrarlanmaması için bir önlem alınması ihtiyacını ortaya çıkarmıştı. 13 bin evin, St. Paul Katedrali’nin yanında 87 kilisenin küller altında kalmasını neden olan yangının ardından itfaiyecilik ve sigortacılık alanlarında büyük atılımlar yaşandı. Yangından sonra baştan kurulan şehirde sigorta şirketlerinin fonladığı lokal itfaiye ekipleri kuruldu. Bu ekipler daha sonra birleşerek modern itfaiye teşkilatının temellerini oluşturdu. Bunun yanında, yangın sigortası ihtiyacını karşılamak için Sun Fire Office adında birleşen sigortacılar, daha sonrasında Royal Sun Alliance adını alıp, günümüzde faaliyetlerine dünyanın sigorta devleri arasında yer alan RSA Insurance Group olarak devam etmekte.

İlginizi Çekebilir