2025 doğal afet bilançosu sigortanın stratejik gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu
2025 küresel afet raporları, artan sigortalı kayıplar ve süregelen koruma açığının, sigortayı yalnızca hasar sonrası devreye giren bir mekanizma olmaktan çıkararak riskin fiyatlanması, paylaşılması ve uzun vadeli dayanıklılık açısından stratejik bir zorunluluk hâline getirdiğini gösteriyor
Doğal afetler, küresel ölçekte sigorta sektörünün karşı karşıya olduğu risk tablosunu yalnızca büyütmekle kalmıyor; bu risklerin yapısını da köklü biçimde dönüştürüyor. 2025 yılına ilişkin yayımlanan küresel afet raporları, sigortalı kayıpların yüksek seyrini koruduğunu, ekonomik kayıplarla sigorta kapsamı arasındaki farkın ise yapısal bir sorun olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Uluslararası reasürans ve risk araştırma kuruluşlarının raporları, afet risklerinin sigortacılık açısından sürekli ve öngörülmesi gereken temel bir risk alanı olarak ele alındığını gösteriyor. Bu durum, sigorta sektörünü teknik fiyatlamanın ötesinde, daha bütüncül ve uzun vadeli bir risk yönetimi yaklaşımına yönlendiriyor.
SİGORTALI KAYIPLAR 100 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE
Swiss Re Enstitüsü tarafından yayımlanan 2025 ön değerlendirme raporuna göre, küresel ölçekte sigortalı doğal afet kayıpları 107 milyar dolara ulaştı. Böylece sigortalı kayıplar, üst üste 6’ncı kez 100 milyar dolar eşiğinin üzerinde gerçekleşti. Raporda, 2024 yılında kaydedilen 141 milyar dolarlık sigortalı kayıpla karşılaştırıldığında 2025 yılında görece bir düşüş yaşandığına dikkat çekilirken; bu gerilemenin yapısal bir iyileşme olarak okunmaması gerektiği özellikle vurgulanıyor. Swiss Re Enstitüsü, yıllar arasındaki dalgalanmalara rağmen uzun vadeli eğilimin yüksek risk seviyesinin kalıcı hale geldiğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Rapora göre sigortalı kayıplardaki bu yüksek seyrin temel nedenleri arasında iklim kaynaklı aşırı hava olaylarının artan etkisi, kentleşme ve varlık yoğunluğunun riskli alanlara doğru kayması ile inşaat ve onarım maliyetlerindeki küresel yükseliş öne çıkıyor.
ABD KÜRESEL SİGORTALI KAYIPLARIN MERKEZİNDE
Swiss Re Enstitüsü verileri, 2025 yılında küresel sigortalı doğal afet kayıplarının yaklaşık %83’ünün ABD kaynaklı olduğunu ortaya koyuyor. Bu oran, ABD’nin sigorta sektörü açısından küresel hasar tablosundaki belirleyici rolünü sürdürdüğünü gösteriyor. Rapora göre ABD’de sigortalı kayıpların ana belirleyicileri arasında; yılın ilk çeyreğinde Los Angeles’ta meydana gelen büyük ölçekli orman yangınları, yıl boyunca etkisini sürdüren şiddetli konvektif fırtınalar ve yüksek değerli konut stokunun afet riski yüksek alanlara doğru genişlemesi yer alıyor. Los Angeles bölgesinde yaşanan orman yangınları, yaklaşık 40 milyar dolar tutarındaki sigortalı zarar ile küresel ölçekte bugüne kadar kaydedilen en maliyetli orman yangını olayı olarak rapora yansıdı. Swiss Re Enstitüsü, bu ölçekteki kayıpların yalnızca iklimsel koşullarla değil; maruziyet artışı ve varlık yoğunluğu ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
ŞİDDETLİ KONVEKTİF FIRTINALAR KALICI BİR RİSK
Swiss Re Enstitüsü, 2025 yılında şiddetli konvektif fırtınalardan (SCS) kaynaklanan küresel sigortalı kayıpların 50 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Bu seviye, 2023 ve 2024’ün ardından 2025’i SCS açısından kayıtlardaki en maliyetli 3’üncü yıl konumuna taşıdı. Raporda, bu tür olayların tekil felaketler olarak algılanmasa da, yüksek sıklıkları ve kümülatif etkileri nedeniyle sigorta portföyleri üzerinde giderek daha büyük bir baskı yarattığı ifade ediliyor. Kentsel alanların riskli bölgelere doğru genişlemesi, yapı stokunun yaşlanması ve artan onarım maliyetleri, SCS kaynaklı hasarların temel belirleyicileri arasında yer alıyor. Swiss Re Enstitüsü, bu risk grubunun sigortacılık açısından en zorlu başlıklardan biri haline geldiğini; çünkü hasarların öngörülebilirliğini zorlaştırdığını ve fiyatlama modelleri üzerinde sürekli güncelleme ihtiyacı yarattığını vurguluyor.
SİGORTALI KAYIPLAR ARTIYOR
Münih Re’nin 2025 doğal afet değerlendirmeleri, küresel ekonomik kayıpların 100 milyarlarca dolar seviyesinde seyrettiğini; bu kayıpların önemli bir bölümünün hâlâ sigorta kapsamı dışında kaldığını ortaya koyuyor. Rapora göre sigortalı kayıplar artış eğilimini sürdürse de, ekonomik kayıplarla sigorta kapsamı arasındaki fark özellikle gelişmekte olan ülkelerde belirginliğini koruyor. Münih Re, bu durumun afet sonrası toparlanma süreçlerinde kamu bütçeleri ve bireyler üzerinde ciddi bir finansal baskı yarattığını vurguluyor. Raporda ayrıca, koruma açığındaki görece daralmanın sigorta sektörü açısından olumlu bir gelişme olmakla birlikte, sektörün üstlendiği finansal yükü de artırdığına dikkat çekiliyor.
AFET RİSKLERİ COĞRAFİ OLARAK YAYILIYOR
Münih Re raporu, doğal afet risklerinin yalnızca belirli yüksek risk bölgeleriyle sınırlı kalmadığını; coğrafi olarak daha geniş alanlara yayıldığını ortaya koyuyor. Geçmişte görece düşük riskli olarak sınıflandırılan birçok bölge, iklim değişikliğinin etkisiyle yeni risk alanları haline geliyor. Bu durum, sigorta sektörü açısından risk haritalarının ve bölgesel sınıflandırmaların yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Raporda özellikle sel, dolu ve fırtına gibi ikincil afet risklerinin, toplam hasar yükü içindeki payının giderek arttığı belirtiliyor.
RİSK PROFİLİ YAPISAL OLARAK DEĞİŞİYOR
Aon’un 2025 yılına ilişkin iklim ve afet risk raporları, sigorta sektörü açısından risk profilinin köklü biçimde değiştiğini ortaya koyuyor. Aon’a göre geçmişte sigorta hasarlarının büyük bölümü seyrek ama yıkıcı olaylardan kaynaklanırken; günümüzde tabloyu yüksek frekanslı, orta ölçekli hava olayları belirliyor. Raporda, bu dönüşümün sigorta sektörünü fiyatlama, reasürans ve sermaye yönetimi açısından daha karmaşık bir yapı ile karşı karşıya bıraktığı ifade ediliyor. Riskin süreklilik kazanması, sigortacılığı olağanüstü durum mantığından çıkararak kalıcı risk yönetimi eksenine taşıyor.
ERİŞİLEBİLİRLİK DENGESİ BASKI ALTINDA
Aon raporu, artan afet maliyetlerinin sigorta ürünlerinin erişilebilirliği üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekiyor. Rapora göre sigorta sektörü, bir yandan artan hasar maliyetlerini fiyatlara yansıtmak zorunda kalırken; diğer yandan sigortalılık oranlarının düşmemesi için erişilebilirliği korumak durumunda. Bu denge, özellikle konut ve ticari mülk sigortalarında daha belirgin hale geliyor. Aon, yüksek riskli bölgelerde prim artışlarının hızlanmasının, sigortasızlık riskini artırabileceğini vurguluyor.
KORUMA AÇIĞININ ARKASINDAKİ RİSKLER
Swiss Re, Münih Re ve Aon raporlarının ortaya koyduğu tabloyu tamamlayan bir diğer çalışma ise WWF tarafından, Allianz Grubu’nun ekonomik araştırma birimlerinin katkısıyla 2026 yılı başında yayımlanan “Sigorta Koruma Açığıyla Mücadele” raporu. Raporda, sigorta koruma açığının yalnızca sigortacılık sistemine özgü bir sorun olmadığı; iklim değişikliği ile doğa kaybının birlikte yarattığı yapısal bir risk alanı olduğu vurgulanıyor. Artan sıcaklıklar ve bozulan ekosistemler, aşırı hava olaylarının ekonomik etkisini büyütürken; doğal tamponların zayıflaması sigortalanabilirlik üzerinde ilave baskı yaratıyor WWF raporuna göre, ABD’de 2021–2024 döneminde yıllık ortalama sigorta koruma açığı yaklaşık 64 milyar dolar seviyesinde ölçülürken; Avrupa Birliği’nde bu rakam yıllık ortalama 59 milyar avro düzeyinde seyrediyor. Raporda ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde koruma açığının %90’ın üzerinde olduğu belirtiliyor.
RİSK AZALTIMINDA YENİ BİR EKSEN
WWF raporunun dikkat çektiği başlıklardan biri de doğa temelli çözümlerin sigortacılık açısından taşıdığı potansiyel. Ormanlar, sulak alanlar ve kıyı ekosistemleri gibi doğal savunma hatlarının korunması ve güçlendirilmesi, afet risklerinin şiddetini azaltarak hem ekonomik kayıpları hem de sigorta hasarlarını sınırlayabiliyor. Raporda, İsviçre’de koruyucu ormanların yıllık ekonomik değerinin yaklaşık 4 milyar İsviçre frangı olarak hesaplandığı; bu tür çözümlerin, benzer teknik altyapı yatırımlarına kıyasla çok daha düşük maliyetle benzer koruma sağlayabildiği vurgulanıyor. Bu yaklaşım, sigortanın risk transferinin ötesinde, risk azaltımını teşvik eden bir araç olarak konumlanmasına işaret ediyor.
MODELLEME YAKLAŞIMLARI DEĞİŞİYOR
Raporlar, iklim kaynaklı belirsizliklerin sigorta matematiği üzerindeki etkisine özel bir başlık ayırıyor. Geçmiş hasar verilerine dayalı modelleme yaklaşımları, artan belirsizlik ortamında tek başına yeterli olmaktan çıkıyor. Bu durum, ileriye dönük senaryo analizlerinin, stres testlerinin ve iklim projeksiyonlarının sigorta karar alma süreçlerinde daha merkezi bir rol üstlenmesini beraberinde getiriyor.
KÜRESEL TABLO NE SÖYLÜYOR?
Küresel raporların ortaya koyduğu bu tablo, Türkiye gibi çoklu afet riskine sahip ülkeler açısından önemli çıkarımlar içeriyor. Deprem, sel, yangın ve fırtına risklerinin bir arada bulunduğu coğrafyalarda, sigorta sistemlerinin yalnızca hasar sonrası değil; afet öncesi risk azaltımıyla entegre biçimde konumlanması gerekliliği öne çıkıyor. Uluslararası raporlar, sigortanın risk transferinin ötesinde, risk azaltımını teşvik eden bir araç olarak konumlanmasının önemine işaret ediyor.
SONUÇ: KÜRESEL RAPORLAR AYNI NOKTADA BULUŞUYOR
Swiss Re Enstitüsü, Münih Re, Aon ve WWF tarafından yayımlanan raporlar; ortak bir noktada buluşuyor. Sigortalı kayıplar yüksek seyrini korurken, afet riskleri hem coğrafi hem de yapısal olarak genişliyor. Koruma açığı ise giderek daha belirgin bir politika ve finansman başlığı haline geliyor. Raporların ortak mesajı net: Sigortacılığın geleceği, yalnızca hasar ödemeleriyle değil; risklerin nasıl yönetileceği, azaltılacağı ve paylaşılacağı sorusuna verilen yanıtlarla şekillenecek.



