13. Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı’nda ortak mesaj: İklim krizi en önemli gündem maddesi oldu

 13. Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı’nda ortak mesaj: İklim krizi en önemli gündem maddesi oldu

Bu yıl 13.’sü gerçekleştirilen “Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı”nın konusu “İklim Değişimi, Doğal Afetler – Sigorta ve Reasürans Dünyasında Yeni Risk Yaklaşımı” oldu. Konferansa katılım sağlayan ulusal ve uluslararası alanda tecrübeli birbirinden değerli isimler ortak bir mesajda buluşuyor: İklim krizi zaman dilimi, gelişmemiş ülke, gelişmiş ülke ayırt etmeden dünyanın en önemli gündem maddesi haline geliyor.

Türkiye Sigorta Tatbikatçıları Derneği (STD) tarafından düzenlenen, IUC’nin organizasyon sponsoru ve Sigortacı Gazetesi’nin basın sponsoru olduğu Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı’nın bu yıl 13.’sü düzenleniyor. 5 Ekim 2021 Salı tarihli, iki ayrı oturumdan oluşan ve alanında uzman birbirinden değerli isimlerin yer alacağı konferans koronavirüs tedbirleri sebebiyle bu yıl da webinar olarak gerçekleşiyor.

STD Başkanı Fahri Altıngöz’ün açılış konuşması ile saat 11.00’de başlayan konferans, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği Başkanı Atilla Benli ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı Mete Güler’in konuşmaları ile devam etti.

STD Başkanı Fahri Altıngöz, “İklim değişikliği son dönemin oldukça gündemde olan konusu. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre son son 20 yılda meydana gelen 7 bin doğal afet yaklaşık 1,5 milyon can aldı. Yaşanan bu afetlerin hasarı ise 3 trilyon doları aştı. Önceki 20 yıla kıyasla bu müthiş bir artış, yaşanan fırtınalar ise 2 kattan fazla artmış durumda. Son dönemde yaşanan kuraklık, yangın ve seller küresel ısınmaya dikkat çekiyor. Tüm bunların doğal sonucu olarak sigorta ve reasürans dünyası risk değerlendirmelerini yeniden gözden geçiriyor, yeni yollar aranıyor” açıklamalarında bulundu.

‘DAHA SIK KARŞILAŞACAĞIZ’

TSB Başkanı Atilla Benli, hem küresel ölçekte hem de ülkemiz bazında salgın, hastalık ve doğal afetlerin hayatımızı derinden etkilendiği dönemden geçtiğimize dikkat çekti. Benli, “Sektörümüzde prim üretimi Ağustos itibarıyla %17.1’lik bir artışla 63 milyar lira oldu. Yıl sonunda bu rakamın 100 milyar lira olacağını öngörüyoruz. Hayat- sağlık branşında ise %20’nin üzerinde prim artışı, yangın branşında %25’lerin üzerinde prim artış oranı gerçekleşti. Bunlar bizi mutlu etse de kat edeceğimiz aşamalar için yeterli olmadığını biliyoruz. Halkımızın hayatına değer katmak, devletimizin yükünü paylaşmak gibi çok önemli vizyonlarımız var. Bu bilinçle hep birlikte kol kola giderek var gücümüzle çalışıyoruz. Türkiye ekonomisine katkı değer sağlamak, sektöre değer katmak, ürünlerimizi geliştirmek gibi önemli amaçlarımız var. Sektörümüzün gelişimine katkı sağlayacak her türlü proje değer sağlamaktan mutluluk duyuyoruz” açıklamalarını yaptı.

Doğal felaketlerin en büyük nedeninin iklim değişikliği olduğuna dikkat çeken Atilla Benli, “Afetler artık zaman dilimi, gelişmemiş ülke, gelişmiş ülke ayırt etmiyor. Son dönemde yaşadığımız acı tecrübemiz de iklim değişikliğinin önemli bir göstergesiydi. Üzücü olan ise bundan sonra hava değişimi ve iklim olaylarıyla daha sık karşılaşacağız, bu durum elzem bir sorun olarak karşımızda duruyor” dedi. Konuyla ilgili görüşlerini rakamlar ile destekleyen Benli, şunları kaydetti: “Swiss Re’nin Sigma raporuna göre 2020 yılı sigortacılık sektörü için en maliyetli yıl olarak kayıtlara geçti. Yıl içerisinde küresel olarak 190 milyar dolar ekonomik kayıp yaşanırken sigortacılık sektörü 81 milyar dolarlık kısmını karşıladı. İçerisinde bulunduğumuz 2021’in ilk 6 ayında ekonomik kayıp 93 milyar doları aşarken, 42 milyar dolarlık kısmı ise sigortalı hasarlardan oluştu. 2020 yılında ülkemizde 984 afet meydana gelirken, bu rakam 1940 yılından beri en yüksek düzeyine ulaştı.”

YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARI GÜNDEMDE

İklim değişikliğinin çok önemli bir gerçeklik olarak önümüzde durduğuna dikkat çeken Atilla Benli, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada 2016 yılında 175 ülke ile birlikte imzacısı olduğumuz Paris Antlaşması’nın TBMM’nin onayına sunulacağını açıkladı. Bu antlaşmaya göre düşük emisyonlu ve iklim dirençli kalkınma yolunda finans akışını istikrarlı hale getirilmesi öne çıkıyor. Sigorta kalkınmada en önemli güvence. Paris Antlaşması’nı çok önemsiyor, hem şirketlerimiz hem de TSB olarak çalışmalarımızı hızlandırdığımızı belirtmek istiyorum. Avrupa Yeşil Mutabakatı ile sektör olarak uyum için çalışıyoruz. Yenilenebilir enerji yatırımları büyük önem arz ediyor. Sigorta sektörü olarak bu projelere destek vermeye devam ediyor, sürdürülebilirlik konusunda da çalışmalar hayata geçiriyoruz” şeklinde konuştu.

Dijital ve teknolojik dönüşümlerin şirketlerde verimlilik oranlarını yükselttiğinin altını çizen Benli, “Sürdürülebilir çalışmaları çok önemsiyoruz. İklim değişikliği ile mücadele için kapsamlı önlemler alınmadığı sürece deniz seviyelerini yükselmesi, kuraklık gibi büyük risklerle karşılaşacağımızın uluslararası raporlarda da altı çiziliyor. Küresel iklim değişikliğinin en yıkıcı etkisi doğal afetler. Son dönemde ülke olarak maddi manevi büyük kayıplar verdik. Sigortanın, sigortalı olmanın önemini acı tecrübelerle anladık. Sigortanın avantajlarını, verdiği güven duygusunu riskler gerçekleşmeden alınmasının önemini görüyoruz. İklim değişikliği kısa vadede paradigma değişikliğine neden olacak. Bu hususta aksiyon planlarını devreye alıp, hızlı harekete geçmemiz gerekiyor” diyerek sözlerini noktaladı.

FİNANSAL SİGORTALARDA SEKTÖRÜN ÖNÜ AÇILACAK

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı Mete Güler, “Ağustos sonu prim üretiminde %17.1 artış görüyoruz, 2021 sonunda yaklaşık 100 milyar liralık prim üretimine ulaşmayı bekliyoruz. Motor branşlarının prim üretiminde payının azaldığını sağlık ve yangın branşlarının ise arttığını görüyoruz. Bu artış trendinin, mevcut potansiyeli harekete geçirmesini temenni ediyoruz” dedi.

“En büyük önceliğimizden biri zorunlu trafik sigortalarında primlerin makul seviyede tutulması ve tazminat ödemelerinin öngörülebilir olması için düzenleme gelmesi” diyen Güler, “Genel şartların revizesinde son aşamaya geldik. Bu şartları yakın zamanda yürürlüğe almayı planlıyoruz. Zorunlu trafik sigortasında asgari sigorta teminat limitleri belirlenmişti. Ancak gelişen ekonomik koşullarda yeniden değerlendirme ihtiyacı doğdu. 2022-2023 teminat limitlerini güncellemeyi hedefliyoruz. UFRS 17’ye geçiş çalışmalarımız devam ediyor. Bu kapsamda sektör uygulamalarını göz önünde bulundurarak ihtisas komiteleri oluşturuldu ve çalışmalar devam ediyor. Sektöre yerli ve yabancı yatırımcı ilgisinin artmasını bekliyoruz. İç sistemler yönetmeliği çalışmalarında da son aşamaya gelindi. Sektördeki kurum ve kuruluşların kurumsal yönetim amaçlarının güçlendirilmesini önceliğimiz” ifadelerini kullandı.

SEDDK’nın gündeminde alan diğer branşları hakkında da bilgi veren Mete Güler, şunları kaydetti: “Finansal sigortalarda sektörün önünü açacak çalışmalar yürütüyoruz. Bina tamamlama sigortasında penetrasyonu artırmak istiyoruz, bu konuda da çalışmalar devam ediyor. Dijital poliçeye önem veriyoruz. Bunu hayata geçirmek için çalışmalarımız devam ediyor. Tüm belgeleri güvenli bir şekilde imzalama, saklama imkanı ile sigorta şirketlerinin hızının artması ve operasonel maliyetinin azalmasını amaçlıyoruz.”

‘ELZEM BİR İHTİYAÇ HALİNE GELİYOR’

Son dönemin bir diğer önemli konularından olan siber güvenlik ile ilgili de konuşan Güler, “Siber saldırıların artmasıyla beraber teminat elzem bir ihtiyaç haline geliyor. Bu konuda da genel şart çalışmalarına başladık. Maden çalışanları zorunlu ferdi kaza sigortası kapsamında da risk incelemelerinde adımlar attık bunları artırmayı amaçlıyoruz” dedi.

Güler, sözlerini şöyle noktaladı: “İklim dünyanın en önemli konusu oldu. İklim değişikliğinin sebep olduğu ve olacığı ekonomik kayıplarda sigorta önemli rol oynuyor. DASK depremden doğan zararlarda kritik bir rol üstleniyor. Sel felaketlerinin ek teminat olarak entegre edilmiş bütüncül zorunlu doğal afet sigortası için çalışmalarımız devam ediyor. Tarım üreticilerini fiyat dalgalanmalarından koruyan Gelir Koruma Sigortası yıl sonunda pilot olarak hayata geçecek.”

İKLİM İÇİN SABİT DEĞİL DEĞİŞKEN MODEL

Underwriting, fiyatlama ve modelleme başlıklı ilk panel, IUC Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Menekşe Uçaroğlu’nun giriş konuşmasıyla başladı. Giriş konuşması ardından sunumuyla söz alan Munich Re Baş İklim ve Coğrafya Uzmanı Ernst Rauch, iklim bağlantılı aksiyonların arkasındaki nedenlerden bahsetti. Bu nedenleri iklim riskleri, düzenlemeler, müşteri beklentileri ve COVID-19 direnci olarak 4 kategoride toplayan Rauch, iklim değişikliğinin en önemli etkisinin küresel ısınma olduğunu söyledi. Rauch, küresel ısınmanın getireceği küçük bir değişikliğin bile ekstrem risklerde büyük bir artışa sebep olduğunu kaydetti ve bu değişimin daha önce rastlamadığımız riskleri bile tetikleyebileceğini hatırlattı. “Sektörümüz 2020 yılında doğal afetler için 82 milyar dolar ödedi. Bu hasarın büyük bir kısmı da hava olaylarından kaynaklandı. Toplamda ödenen hasar ise 210 milyar dolara varıyor. Sigortalı hasar oranı da buradan görülebilir” diyen Rauch, 2020 yılındaki en büyük hasarın Çin’deki sellerden geldiğini ancak sigorta penetrasyonunun bu bölgede çok düşük olduğunu söyledi.

Munich Re olarak doğal afet modellerini standart bir seviyede tutmak yerine sürekli güncellediklerini de sözlerine ekleyen Rauch, “Bölgesel ve yıllık dinamik bir modelleme yapıyoruz. Diğer taraftan iklim değişikliğine yardımcı olmak gibi bir amacımız var. Sıfır emisyona ulaşmak istiyoruz. 2050’ye kadar hedefimiz ‘iklim nötr’ hale gelmek. Bundan sonra ise eksi emisyona geçmeyi hedefliyoruz” dedi. Konuşmasının sonunda iklimle beraber yeni ihtiyaçların ortaya çıkacağını da söyleyen Rauch, özellikle ürün ve modelleme tarafında inovatif bir bakış açısının değer kazandıracağını söyledi.

‘SİGORTALI HASAR EKONOMİK HASARI YAKALAYAMIYOR’

Rauch’un ardından sözü Swiss Re Güney Avrupa ve MEA Yangın Tretesi Başkanı Nicolas Gregory, sektörün iklim değişikliği karşısında sorumlulukları ve yapabileceklerini değerlendirdi. Konuşmasına, dünyanın artık eskisi gibi devam etme lüksüne sahip olmadığını belirterek başlayan Gregory, “Dışarıdaki dünya değişiyor. Eski süreçlerle devam edemeyiz. Underwriting tarafından iki soru sormamız gerekiyor. İlki iklim değişikliği nasıl bir etkiye sahip, ikincisi ise bu değişiklik sektörümüz için ne anlama geliyor? Sigorta sektörünün bu değişiklikle nasıl mücadele edeceğini iyi kurgulamamız gerekiyor” dedi. Tarihe bakılması ve buradan ders alınması gerektiğini hatırlatan ancak geleceğe bakmanın her geçen gün önem kazandığını sözlerine ekleyen Gregory, “Büyük değişim olacak sektörleri enerji, ormancılık, nakliye/ulaşım, tarım ve inşaat olarak sıralayabiliriz” dedi.

Sel hasarlarındaki artışa vurgu yapan Gregory, bu konuyla ilgili olarak, “Sadece Avrupa’da değil, Türkiye’de de sel ve taşkınlar büyük hasarlara neden oluyor. Gerçekleşen doğal afet hasarlarının %70’inin hava olaylarıyla bağlantılı olduğunu görüyoruz. Ancak sigortalılık oranlarına baktığımızda tehlikeli bir trendle karşı karşıyayız. Sigortalı hasar artıyor ancak ekonomik hasarın artışına yetişemiyor. Bu da sektörümüzün dünyayı risklere karşı daha dayanıklı kılma noktasında başarılı olamadığını gösteriyor. 2019 yılı rakamlarına baktığımızda ekonomik hasarın sigortasız kısmının %60 gibi yüksek bir seviyede olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı. Artan risklerin aynı zamanda sigorta sektörü için bir fırsat da oluşturduğunu dile getiren Gregory, sigortacıların finansal dayanıklılığı artırıp, sigorta açığını kapatmak gibi önemli bir görevi başarması gerektiğini söyledi.

‘TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK RİSKİ DEPREM’

Panelin 3. konuşmasını yapan Scor Doğu Avrupa ve MEA Doğal Afetler Fiyatlama Başkanı Marie-Laure Fandeur, doğal afetlerin etkileriyle ilgili bir sunum gerçekleştirdi. Dünyada reasürans sermayesinin arttığını ve bunun yanında alternatif sermayelerin de artarak 95 milyar dolara çıktığını ifade eden Fandeur, sigortacılığın dayanıklı bir sektör olduğunu ancak üzerindeki baskının arttığını söyledi. Reasürans tarafında bileşik rasyonun son yıllarda %100’ün üzerinde olduğu bilgisini paylaşan Fandeur, bunun nedenini artan doğal afet yoğunluğuna bağladı. 2017 yılında ABD’deki kasırgaların 40 milyar doların üzerinde hasar olduğunu hatırlatan Fandeur, 2018 yılında gerçekleşen orman yangınları ve Japonya tayfununun, 2020 yılında ise yine orman yangınları ve kasırgaların büyük hasarlara neden olduğunu ifade etti.

2021 yılını değerlendiren Fandeur, “2021 yılı, doğal afetler açısından ortalamanın üzerinde hasarın gerçekleştiği bir yıl oluyor. Teksas’ta 15 milyar dolarlık hasar meydana geldi. Batı Avrupa ve Türkiye’de sel hasarları var. Buradaki toplam hasar 8-10 milyar euroya ulaşabilir. Kaliforniya orman yangınları gerçekleşti ve New York’a ilerleyen kasırgalar devam ediyor. Bu kasırgaların sel hasarlarına neden olması bekleniyor. Diğer taraftan COVID-19 ile mücadele devam ediyor” dedi. Reasürans fiyatlarına da değinen Fandeur, fiyatların sıkılaşmasının 2021’de ve ardından 2022 yılında da devam etmesini beklediklerini söyledi.

Türkiye özelinde de değerlendirmelerde bulunan Fandeur, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’deki en önemli tehlike deprem. Önümüzdeki 40 yıllık dönemde 7 üzeri şiddette bir depremin gerçekleşme ihtimali %40’ın üzerinde. Türkiye’nin ikinci en büyük riski ise sel ve seylap hasarları.” Ülkemizde başlıca iki çözülmesi gereken durum olduğunu belirten Fandeur, ilkinin döviz kurları ve ikincisinin enflasyon olduğunu söyledi. Reasürans anlaşmalarında Türkiye’nin %20’ye yaklaşan enflasyon oranının dikkate alınması gerektiğini dile getiren Fandeur, riski fiyatlarken kurumsal risklere de dikkat edilmesinin önemli olduğunu kaydetti.

MÜKKEMMEL MODEL BİR HAYAL, EL BİRLİĞİYLE GELİŞTİRİLMELİ

Willis Re Genel Müdürü Maurice Williams’ın sunumu ise hasar modelleri ve brokerlerin rolüyle ilgiliydi. Konuşmasında öncelikle brokerler açısından risklerin değişimini değerlendiren Williams; sigortacı, reasürör ve brokerlerin aynı veriye farklı açıdan baktıklarını söyledi. Diğer şirketlerin brokerlere sadece bir dağıtımcı olarak baktığını ve bunun brokerlerin yaptığı teknolojik yatırımları gölgelediğini vurgulayan Williams, “Brokerlik mesleği eskide sadece ilişkiler kurmak üzerine yoğunlaşıyordu ancak günümüzde teknolojik yeterliliklerini artıracak çok önemli yatırımlar yapıyorlar. Önümüzdeki dönemde bu yatırımların da dikkate alınıp sektörün gelişmesi için değerlendirilmesi gerekiyor” dedi. “Deprem modellerine baktığımızda, farklı modellerin farklı periyotlara daha fazla önem verdiğini görebiliriz” diyen Williams, sözlerine şöyle devam etti: “Sektör olarak riskleri anlayacak bir resim oluşturmamız gerekiyor. Bu noktada da brokerlerin bakışını dikkate almakta fayda var.”

Afetleri başlıca sel, orman yangınları, dolu ve diğerleri olarak sınıflandırdıkları bilgisini veren Williams, bu risklerin sadece birinin iklim değişikliği dışında yer aldığını vurguladı. Williams, bu yaz meydana gelen sellerden sonra mutlaka yeni modellemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Mükemmel bir hasar modelinin ortaya çıkarılmasının imkansız olduğunu, sadece faydalı bir model oluşturulabileceğini söyleyen Williams, modellerin işbirliğiyle beraber sürekli geliştirilmeye ihtiyacı olduğunu ve bu tarz bir yaklaşımın en sağlıklı model olacağını belirtti. Williams, bunun yanında beklenen ilgiyi oluşturamasa da Oasis gibi açık kodlu platformların modellere girişi kolaylaştıracağını, aynı zamanda fazla model olmasının inovasyonu da kaçınılmaz olarak artıracağını kaydetti.

Williams konuşmasının sonunda iklim değişimiyle ilgili bilinenleri toparlayarak genel bir bilgilendirme yaptı: “Yakın zamanda iklim değişikliği konusuna atılan adımların hızlanacağını düşünüyorum. İklim değişikliğine uygun adımların atılması için gelişmekte olan ülkelere yapılacak yardımların gecikmesi ya da yapılamaması mücadelede ivmenin azalmasına neden oldu. İçinde bulunduğumuz yılda gerçekleşen Glasgow görüşmesinden sonra iklim değişikliğiyle mücadelenin bir kez daha hız kazanacağını düşünüyorum.”

YENİLENEBİLİR ENERJİ ALTERNATİF OLABİLİR Mİ?

Panelin sondan bir önceki konuşması için Verisk PCS Başkanı Tom Johansmeyer, söz aldı. Yenilenebilir enerjinin sigortalanması konusunda karşılaşılabilecek sorunlar ve yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlara karşı farklarıyla ilgili konuşan Johansmeyer, “Sigortacılara olarak iklim değişimiyle yakında ilgiliyiz. Değişime açık olup olmadığımız ise başka bir konu. Önümüzde çok fazla fikir var. Yine de bu fikirlere ne kadar güvenebileceğimizi bilmiyoruz. Acaba fosil yakıt bağımlılığımızdan kurtulmayı gerçekten istiyor muyuz?” dedi.

Sigortacılığın özünde kârlı büyüme olduğunu ve yenilenebilir ile fosil yakıtlar arasında prim farklarının masaya yatırılması gerektiğini söyleyen Johansmeyer, sözlerine şöyle devam etti: “Yenilenebilir enerji kapasitesi dünya üzerinde hızla artıyor. Reasürans sermayesi ise bu hıza ayak uyduramıyor. Sermaye sıkıntısı nedeniyle bu alanda yükselişin de sınırlandığını görüyoruz.” Yenilenebilir enerjinin de kendine özgü riskleri bulunduğunu hatırlatan Johansmeyer, “Özellikle ABD örneğine bakınca, güneş panellerinin yer aldığı bölgelerin yüksek risk altında olduğunu görüyoruz. Başlıca etkileyen riskler ise orman yangınları, tropik fırtınalar ve özellikle dolu. Peki bu neden önemli? Çünkü bu 3 riske uygun çözümler üretilememesi yenilenebilir enerjinin geleceğini de sıkıntıya sokabilir” dedi.

Hareket eden ve katlanan güneş panellerinin ilk bakışta işe yaradıklarını ancak sigortacıların kara vermeden önce buradan gelen verilerin belli bir yoğunluğa ulaşmasını beklediğini belirten Johansmeyer, yenilenebilir enerji tarafında meydana gelen hasarlarla ilgili şu bilgileri paylaştı: “2020 yılında ABD’de rüzgar türbini hasarı 250 milyon doları aştı. Yine aynı yılda orman yangınlarının verdiği hasar 25 milyon doların üzerinde. 2019 yılında da benzer hasarları gördük. Bunun yanında 2019 yılında meydana gelen dolu olayları güneş panellerinde 75 milyon doların üzerine hasarlara neden oldu.” Johansmeyer, Türkiye’deki verileri de paylaştı: “Türkiye’de şu ana kadar toplam yenilenebilir enerji tarafından gelen hasar 113 milyon dolar civarında. Ancak bu hasarın çok büyük bir kısmı 2012 yılında gerçekleşen münferit bir hasardan kaynaklanıyor. Ortalama hasara baktığımızda her ne kadar 14 milyon gibi bir rakamla karşılaşsak da, 2012 yılında olay dikkate alınmadığında bu rakam 2 milyon dolara kadar düşüyor. Gerçekleşen toplam 8 hasarın 6’sının onshore, 2020 yılındaki 2 hasarın ise offshore olduğunu belirtmekte fayda var. Benzer bir şekilde 8 hasarın sadece 6’sı son 5 yılda meydana geldi.”

KÜÇÜK FARKLAR BÜYÜK SONUÇLARA YOL AÇIYOR

Panelin son konuşmasını Türk Reasürans Afet Modelleme Başkanı Prof. Dr. Sinan Akkar gerçekleştirdi. Hasar modellerinde karşılaşılan sorunlar ve Türk Reasürans’ın sektörde aldığı aksiyonlar hakkında konuşan Akkar, deprem risk modellerinin sismik tehlikeler, kırılganlık fonksiyonları ve sonuç fonksiyonlarından oluştuğunu söyledi. Kırılganlık ve sonuç fonksiyonlarının birleşiminin hasar modelini oluşturduğunu ifade eden Akkar, bu alandaki ufak bir bilgi eksikliğinin bile nihai modellerde büyük bir farklılık yaratacağını, bu sebeple sonuçların tutarlılığının değişebileceğini belirtti. Akkar, sunumunu Türk Reasürans’ın kullandığı farklı modelleme süreçlerinden bahsederek tamamladı.

‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RİSKLERİN YÖNETİMİ ZORLAŞTIRACAK’

İlk panelin ardından anahtar konuşmacı olarak söz alan AIDA Mali İşler Sorumlusu ve İklim ve Afetler Çalışma Grubu Başkanı Tim Hardy, ikinci panelin açılış konuşmasını yaptı. İklim değişikliğinde sigortanın yeri hakkında açıklamalarda bulunan Hardy, iklim değişikliğinin etkisinin hem sigortacılar hem de diğer yöneticiler için doğal afet risklerinin yönetimini zorlaştıracağına dikkat çekti. Mevcut ve gelecekte karşılaşılabilecek zorluklar hakkında yorumlarda bulunan Hardy, afet yönetimi ve iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele sürecinde zorluklar yaşanabileceğine dikkat çekerken, farklı ulusal/kültürel koşulların sürece hızlı yanıt vermede etkili olabileceğini söyledi. Bu süreçte uluslararası düzeyde düzenlemelerde işbirliği çağrısı yapılması gerektiğinin de altını çizdi.

AFET HASARLARININ BÜYÜK KISMI İKLİM BAĞLANTILI

Hasar ve Risk Yönetimi başlıklı ikinci panel XPRIMM Editoryal Direktörü Daniel Ghita’nın giriş konuşmasıyla başladı. Panelin ilk sunumunu ise Marsh Ülke Başkanı Cem Öztürk gerçekleştirdi. Doğal afetler ve iklim değişikliğinde risk yönetimiyle ilgili konuşan Öztürk, küresel riskleri yorumladı. İklim değişikliği bağlantılı afetlerin 1950’lerdeki yılda ortalama 1,5’luk frekanstan günümüzde 3,7 frekansa ulaştığını dile getiren Öztürk, 1970’ten bu yana gerçekleşen afetlerin yarısının doğal afetlerle bağlantılı olduğunu vurguladı. Öztürk, “Finansal taraftan bakıldığında ise hasarların 3.64 trilyon dolara ulaşan %74’lük kısmı iklim bağlantılı olaylardan meydana geldi” dedi. Öztürk, bölgelere göre yapılan iklim bağlantılı risk analizlerini de değerlendirdi. 10 yıllık risk değerlendirmelerini paylaşan Öztürk, iklim risklerinin ilk sırada yer aldığını söyledi. Birleşmiş Milletler’in devreye aldığı “Code Red for Humanity” inisiyatifinden bahseden Öztürk, pek çok değişimin geri dönülemez olduğunu ancak önümüzdeki 20 ile 30 yıl arasında küresel ısınmayı dengeye oturtacak atılımlar yapılabileceğini söyledi. Paris Anlaşması’nın iklim değişikliğiyle mücadeledeki önemine değinen Öztürk, Paris anlaşması’nın maddelerinin de üzerinden geçti.

TEKNOLOJİ İLE YENİLENİYOR

Panelde ikinci konuşmayı TARSİM Genel Müdürü Serpil Günal gerçekleştirdi. TARSİM’in misyonu ve vizyonunda bahsederek konuşmasına başlayan Günal, TARSİM’in kendine özgü yapısıyla yurtdışındaki modellere örnek temsil ettiğini söyledi. 2017 yılında Azerbaycan’la beraber benzer bir modelin geliştirilmesi için çalışmalara başladıklarını hatırlatan Günal, “Kuzey Makedonya da sistem hakkında bilgi almak bizimle irtibata geçti. Bu yöndeki görüşmelerimiz de tüm hızıyla devam ediyor” dedi. Günal, sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl yeni teknolojileri kullanarak mobil uygulamalarımızı  güncelledik. Bu sayede uygulamalarımız daha hızlı, güvenilir ve modern bir kullanıma kavuştu. Bu sayede çiftçiler çok kolay ve hızlı bir şekilde sigortayla ilgili bilgileri alabiliyorlar.” Günal, hasarların aktarıldığı eksper havuz sisteminden de bahsetti. “Eksper atamalarında GSP teknolojileri kullanılıyor. Eksperlerimiz ise mobil olarak bizim geliştirdiğimiz bir hasar uygulamasını kullanıyor” diyen Günal, Sentinel-2 Landsat-8 ve Sentinel-1 uyduları ile sel, yangın ve toprak kayması gibi olaylarda oluşan hasarları kolayca tespit edebildiklerini belirtti.

DASK’A BENZİYOR ANCAK SEL HASARLARI DA İÇERİYOR

Romanya’nın DASK benzeri bir doğal afet havuzu olan PAID’in Genel Müdür Vekili Natalia Man, Romanya’daki sistem hakkında bilgiler paylaştı. Doğal afetlerden sıkça etkilenen bir noktada yer aldıklarını ve ülkemize benzer olarak Romanya’daki en büyük riskin de deprem olduğunu söyleyen Man, oluşturulan PAID sisteminin de DASK gibi zorunlu olduğu ancak sel gibi riskleri de kapsadığını belirtti. PAID sisteminde DASK’ın aksine 2 çeşit poliçe seçeneği olduğunu dile getiren Man, şehir için %75 şehir dışında ise %25 penetrasyona ulaştıklarını sözlerine ekledi. Man, sistemde şu ana kadar yapılan en yüksek ödemenin sel kaynaklı olduğunu, sistemin kurulmasından bu yana en yüksek hasarın 2020 yılındaki 745 bin euroluk sel hasarı olduğunu ifade etti.

ERKEN RİSK UYARI SİSTEMLERİ İLE HASAR SÜREÇLERİ KOLAYLAŞIYOR

Bir sonraki konuşmacı Doktar Kurucu Ortağı Selim Uçer oldu. Erken risk uyarı sistemleri ve Doktar girişiminden bahseden Uçer, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Uygulama önceden uyarı sistemi görevi görüyor. Uygulama ile birlikte yıldırım, kuvvetli bir yağış veya fırtına tarım alanına yaklaşmadan önce bildirim olarak üreticilerin telefonuna düşüyor. Bölgenin ne kadarının zarar gördüğü veya göreceği saptanabiliyor.”

‘DİJİTAL HASAR TAKİBİ KARBON AYAKİZİNİ AZALTABİLİR’

Günün son konuşması ise Verisk PCS Operasyon Direktörü Ted Gregory tarafından yapıldı. ESG olarak bilinen çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim süreçlerinden bahseden Gregory, “Sigortacıların ekonomilerin ve ülkelerin dayanıklılığını artırması, toplumdan aldıklarını toplumla paylaşması ve tüm bu hasarlardan elde ettiği içgörüleri kamuyla paylaşması gerekiyor” dedi. Bazı şirketlerin artık fosil yakıtlara yatırım yapmadığını, bunun da underwriting tarafında kâr olarak dönebildiğini söyleyen Gregory, şirketlerin sürdürülebilir bir amaç uğrunda çalışmasının kurum için motivasyonu da artırdığını vurguladı. Drone ve robot kullanımı içeren hızlı hasar takibi sistemlerinin karbon izini ve iş yükünü azaltarak iklim değişimine yardımcı olduğunu sözlerine ekleyen Gregory, “Günümüzde bazı programlar sayesinde eksper evinden bile çıkmadan bölgedeki hasarı tespit edebiliyor. Bu sayede pek karbon ayak izi en aza inmiş oluyor” dedi.

İlginizi Çekebilir