Türk Sigorta Hukuku doğru yolda mı?

 Türk Sigorta Hukuku doğru yolda mı?

Hukukun diğer alanlarında olduğu gibi sigorta hukukunda da hızlı değişimler söz konusu. Dünyada birçok ülke 19’uncu yüzyılın başında sigortanın yaygınlaşmaya ve hızla gelişmeye başlaması üzerine yapılmış olan ve uzun süre yürürlükte kalan düzenlemeleri yeniledi. Günümüzde artık yüz sene öncesinin kuralları geçerli değil.
Yeni kural gereksinimi özellikle tüketici haklarındaki gelişmelerden ve ticaret hayatının güncel gereklerinden kaynaklanıyor. Hukuk da buna paralel olarak sürekli değişim ve gelişime konu oluyor.
Ülkemizde sigorta hukukunda yeni yüzyılla birlikte oldukça önemli reformlar yapıldı:
– Sigorta sözleşmesine ilişkin düzenleme 2011 yılında çıkartılan yeni Türk Ticaret Kanunu ile tamamen yenilendi. Bu sayede çok değişik kaynaklardan alınmış olan ve ancak geçen yüzyılın ilk yarısı için yeterli sayılabilecek hükümler terk edildi; yerlerine güncel ihtiyaçları karşılaması umulan kurallar getirildi.
– Denetim hukuku da 2007 senesinde kabul edilen yeni yasayla (Sigortacılık Kanunu) yeniden düzenlendi. Denetim hukukuna ilişkin ikincil mevzuat (yönetmelikler) ve tebliğler, genelgeler ve sektör duyuruları da birbirini izledi.  Böylece ilgililerin mevzuata yetişmekte zorlandıkları bir dönem başladı (Doğrusu, günümüzde de bu yarış -mevzuatın peşinden onu yakalamak üzere başlatılan koşu- sürüyor).
– Yeni sözleşme hukuku kuralları ile uyumlu ve ortaya çıkan son gereksinimlere cevap verecek yeni “sigorta genel şartları” da mevzuattaki değişiklikler karşısında zorunlu hale geldi.
– Yukarıda sayılanlara ek olarak “tüketicilerin korunması” günümüzün en önemli kaygılarından biri olma özelliğini kazandı. Başka ülkelerde yaşanan gelişmeler sonunda Türkiye’de de yaşandı ve tüketicileri en üst düzeyde korumak üzere birçok özel kural benimsendi. Tüketici mevzuatı sigortayı bir “hizmet sağlama çeşidi” olarak tanımlıyor. Bu düzenlemenin kapsamına sigorta da dahil olunuyor. Bu sebeple sigorta hizmetini satın alan tüketiciler (“sigorta tüketicileri”) de gerek Tüketicilerin Korunması Hakkında Kanun, gerekse bu kanuna dayanılarak çıkartılmış olan yönetmelikler çerçevesinde koruma altına alındı.
Sigortacılık alanında mevcut olan hukuk kurallarının (ana mevzuat, ikincil veya üçüncül mevzuat, genel şartlar) ne kadar hacimli olduğunu saptamak üzere Türkiye Sigorta Birliği’nin web sayfasında “mevzuat” bölümünü ziyaret etmek yeterli (Kaldı ki, tüketici mevzuatı henüz her nedense TSB’nin internet sayfasında yer almamaktadır). Sigorta ilişkisini ve sigortacılıkla ilgili faaliyetleri düzenleyen kuralların insan boyutunu çoktan aşmış olduğu bu ziyaretin daha ilk anlarında hemen anlaşılacaktır.
Acaba 21’inci yüzyılda öngörülen yeni kurallar “en iyileri” midir? Yoksa “hiç yoktan iyi” kategorisinde mi (veya diğer bir kategoride mi) yer almaktadırlar? Yukarıdaki gruplandırma çerçevesinde kısaca ele almaya çalışalım:
1) Sigorta sözleşmesini düzenleyen TTK’daki hükümler –en azından birçoğu itibarıyla- en iyileri olmadığı gibi, diğer bazıları da hiç yoktan iyi diyebileceğimiz nitelikte dahi değil. TTK kanımızca hatalı hüküm ve tercihler içeriyor. Bazı örnekler vermemiz lazım gelirse:
a. 2011 yılında çıkarılan TTK’ya kaynak teşkil eden bazı hükümler 2008 senesinde yürürlüğe giren yeni Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanunu’ndaki hükümler değil, bir önceki Alman mevzuatındaki hükümlerdir. TTK, çıktığı gün eskimiş (yalnızca tarihi değer taşıyan) bazı hükümleri (kaynak ülke bunları terk ettiği halde) benimsemiş bulunuyor.
b. Reasüransın TTK’daki hükümlere tabi olmayacağının yasada belirtilmemesi sonucu,Türk hukukunun uygulanacağı bütün reasürans sözleşmeleri hakkında TTK’nın emredici düzenlemesi geçerli olacaktır; bu ise dünya uygulamasına tamamen aykırıdır.
c. Deniz sigortalarının özel olarak düzenlenmemesi Türkiye için bir eksikliktir ve bu sigortaların emredici hükümlerin uygulama alanı dışında bırakılmaması da yine dünya uygulamasına ters düşen bir tercih.
2) Denetleme hukukuna ilişkin hükümler “aşırı düzenleme” (overregulation) yüzünden “boğucu” rol oynuyor.
3) Sigorta genel şartları hakkında şunları belirtmemiz gerekir:
a. Genel şart metinlerinin bazıları çok eskimiş durumda. Hazine Müsteşarlığı olanakları ölçüsünde bunları yenilemeye gayret gösteriyor. Ancak bu yazının kaleme alındığı sırada 50 yaşını çoktan doldurmuş bazı genel şart metinleri hâlâ yürürlükte (Mesela 1956 tarihli Üçüncü Şahıslara Karşı Mali Mesuliyet Sigortası GŞ, çok güzel bir Osmanlıca ile kaleme alınmış, bugünkü nesillerin yarısından fazlasının anlamayacağı  Kıymet Nakliyat Sigortası GŞ, 1953 tarihli Emtia Nakliyat Sigortası GŞ).
b. Yeni genel şartların da en azından bazı çevreleri memnun etmediği görülmektedir. Mesela -ilginçtir- Ankara Barosu son yayınlanan Zorunlu Trafik (Sorumluluğu) Sigortası genel şartlarının birçok hükmünün iptali için dava açtı. Avukatlarla ilgili bir hükmün bir meslek kuruluşu olarak Baronun ilgi alanına girdiği düşünülebilirse de, tamamen sigorta ve sorumluluk hukukuna dahil hususların Baro tarafından dava konusu haline getirilmesi alışık olmadığımız bir husus.
c. Genel Şartların “iptali” ile amaçlanan sonuç bu genel şart düzenlemesinin geçersiz olduğunun yargı kararı ile hüküm altına alınmasıdır. Ancak somut bir durumda, geçersizliğin doğrudan ilgili (bundan mağdur olan kişi) tarafından ileri sürülmesi ve hakim tarafından dikkate alınması asıldır. Çünkü sigorta genel şartları hukuken “sözleşme hükmü” niteliğindedir.Bunlar yasa değildir, emredici kural hiç değildir. Yalnızca sigortacı ile sigorta ettiren/sigortalı arasında bağlayıcı olabilecek genel şart hükümlerinin iptalinin “üçüncü kişi” niteliğindeki (sözleşmeye taraf olmayan) bir kuruluş (Baro) tarafından talep edilmesi esasen söz konusu olamaz. Baro’nun girişimi –eğer bir anlam taşımakta ise- özel hukuk yönünden değil, idare hukuku bakımından sonuç hasıl etmeye dönüktür (Hazine Müsteşarlığı’nın o şekliyle genel şartların uygulanmasını istemeye ve bu hususta denetim yapmasına engel olmak amaçlanmıştır).
d. Zarar gören (sigortalı işletenin kendisine karşı sorumlu olduğu kişi) ise Karayolları Trafik Kanunu m.95 fk.1 uyarınca sigorta sözleşmesinde yer alan ve sigortacının sorumluluğunu kaldırmaya veya azaltmaya yönelik bulunan hükümler ona karşı zaten ileri sürülemediği için genel şartlarla (yasaya göre haklarını daralttığı/ortadan kaldırdığı ölçüde) bağlı değil.
4) Tüketici mevzuatı (2013 tarihli Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve buna dayanılarak çıkarılmış olan Yönetmelikler) bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de son zamanların önde gelen konuları olan “internet üzerinden yapılan satışlar”, “çağrı merkezi üzerinden yapılan satışlar”, “taksitle satışlar”, haksız ticari uygulamalar ve aldatıcı reklamlar” “sigorta tüketicileriyle yapılan sigorta sözleşmelerinde bilgilendirme ve sözleşmenin bir  örneğini verme” başta olmak üzere tüketicilerin özel olarak korunması gerektiği kabul edilen birçok bağlamda düzenleme getiriyor. Tüketicilerle ilgili düzenleme hakkında şu gözlemleri yapabiliriz:
a. Sigortacının, bir hizmet sağlayıcı olarak yerine getirmekle yükümlü tutulduğu bilgilendirme borcu özel biçim ve esas koşullarına bağlanmıştır. Bilgilendirme özellikle finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmelerde ayrıntılı olarak düzenlenmiş ve elektronik ortamda ve çağrı merkezi üzerinden yapılan satışlarda bilgilendirmeye yönelik çok sayıda özel kurala yer verilmiştir.
b. Bazı tüketici sözleşmelerinde (taksitle satış, mesafeli satış) sigorta tüketicisinin cayma hakkı vardır. Oysa cayma hakkı Türk Ticaret Kanunu’nda yalnızca hayat sigortaları hakkında (ve hayat sigortasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı can sigortalarında) söz konusudur.
c. Şu aşamada işyeri dışındaki satışlara ilişkin özel kuralların finansal hizmetlere (sigorta da bu kavrama dahildir) uygulanmayacağı öngörülmüştür. Sigorta sözleşmelerinin önemli bir bölümü işyeri dışında kurulan sözleşme niteliğindedir. Sigortanın neden hariç bırakıldığı anlaşılamamaktadır.
d. Sigorta sözleşmesi çoğu halde taksitle satış niteliğini taşır. Bu sebeple sigorta tüketicileriyle yapılan sigorta sözleşmeleri büyük çoğunlukla tüketici mevzuatının taksitle satış hakkında öngördüğü özel düzenlemeye tabi olacaktır.
e. Sigorta şirketleri reklamlarda belirtilen özellikleri taşıyan ürünler sunmak zorundadırlar. Aksi halde sorumlu tutulurlar. Buna ek olarak haksız ticari uygulamalardan kaçınmakla da yükümlüdürler.
Sonuç olarak, durum Uluslararası Sigorta Hukuku Derneği (AIDA)’nın Avrupa kolunun (AIDA Europe) Haziran 2015 başında Kopenhag’da gerçekleştirdiği beşinci konferansın (altıncısı 2016 Ekim ayı içinde Istanbul’da yapılacaktır) başlığındaki gibi: “In the beginning it is the market, in the end it is the law” (başlangıçta piyasa belirleyici görünür ama son söz hukuka aittir).

İlginizi Çekebilir

Leave a Reply