Sigortacılık zor zanaat…

BİLDİĞİNİZ gibi zanaat, sermayeden çok nitelikli emeğe dayalı; öğrenimin yanı sıra el becerisi ve ustalık gerektiren meslekler için kullanılır. Sigortacılık, bir finans mesleği  olsa da ülkemizde bu mesleği yapmak için tıpkı zanaatkarlıkta olduğu gibi yoğun emek ve çaba harcanması gerekiyor.
Ben 35 yıl önce sigortacılık mesleğine başladığımda üstatlarımız müdürlerimiz şunu derdi “Bir kağıt veriyorsun ama içinde yazılı şartlar ile şirketin anahtarını da teslim ediyorsun” Bu sözü genelde hasarcılar söylerdi.
Çünkü bir sigorta şirketine para/nakit girişi poliçe satışlarından, para çıkışı ise hasarlardan dolayı olur. Riski iyi analiz edemiyorsanız, müşteri profilini iyi yönetiyorsanız ve sağlam acente ağı kurup sağlam reasürans anlaşmaları yapamıyorsanız gerçekten de bir gün bakarsınız ki şirketin anahtarı birilerinin eline geçmiş ama kapısına da kilit vurulmuş.
Geriye dönüp baktığımda son 30 yılda nerede ise 30 şirket kapılarını kapamış. Ne kadar üzücü bir durum. Bir sigorta şirketinin kapanması demek onlarca gencimizin işsiz kalması ve hayallerinin kararması demek.
Sigortacılığın en zor tarafı ihtiyacı olmalarına rağmen sigorta poliçesi/güvencesi almak istemeyenlere poliçe/güvence satmaktır. Aldığınız satış tekniği eğitimleri ile karşınızdaki özel ya da tüzel kişilere poliçe satmayı ikna edersiniz ama bu kez de riskin detaylarını almak için bin bir kapris çekersiniz. Sonuçta sorduğunuz soruların amacı; hasar olduğunda sigortalının bir sorunla karşılaşmaması için sigorta poliçesini kapsamlı olarak düzenlemektir.
Bu konuda en çok zorluk çekenler sigortalı ile yüz yüze konuşup ikna etmeye çalışan acenteler ile satış personelidir. Sigortanın bir sözleşme olduğunu bir türlü anlamayanlar hasar sürecinde sizi doğduğunuza pişman ederler.
Her halde bu duyguyu hasarcı, eksper, hakem, bilirkişi, öğretim görevlisi ve bu köşenin yazarı olarak benden daha iyi anlayan pek az insan vardır. Geçen gün bir dava dosyasını incelerken kendimi acente ve hasarcıların yerine koydum ve gerçekten soğuk terler döktüm. Bunun nedeni bir kamyon değerli mal teslim alındıktan sonra hile ve kasıt ile çalınmış. Ama olay o kadar karmaşık hale getirilmiş ki zarar var ama kim sorumlu belli değil.
Sigortalı bir taşıma firması. Taşıma sırasında mal sahiplerinin mallarına gelecek zararlar için “Taşıyıcı Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi” yaptırılmış. Teminatın kapsamı ICC All Risk (A) şeraitli. Poliçede sigortaya konu mallar yüklenirken gerek taşımayı yapan araç, gerek ise sürücüye ait birçok özel şart konulmuş.
Bu şartlar taraflar için uygun ise de sigortacı poliçeye özel bir şart daha koymuş ve demiş ki “Taşıma kiralık araç ile yapılıyor ise sürücü ya da araç sahibinin kasıt ve hilesi ile doğacak zararlar teminat altına alınmıştır”  Şimdi olayımıza bakıyoruz: taşımada bir sigortalı üst taşıyıcı, bir alt taşıyıcı ve bir de araç maliki var.
Araç maliki aracını alt taşıyıcıya kiralamış. Alt taşıyıcı ise aracı taşıma işi yapsın diye AB’ye vermiş. AB aldığı arabada sürücülük yapsın diye AC’yi işe almış. Sürücü AC malları taşıması için başka bir sürücü AD’yi görevlendirmiş, AD, malları depodan teslim almış ama kendisi sabıkalı olduğundan aracı başka bir sabıkalı AE’ye teslim etmiş, AE ben aracı hiç teslim almadım gezmek için araca binmiştim diyerek inkar etmiş.  Bu arada belirtmek lazım ki, AD’nin ve AE’nin  otuza yakın bu tip  çalma fiilinden dolayı suçu var.
Sigortalı üst taşıyıcı taşıma belgelerinin yanında ceza davası dosyasını sunmuş  ve poliçe özel ve genel şartlarına göre tazminat talep ediyor. Olayın oluş biçimine göre ödeme işi uzayınca  poliçeyi düzenleyen acente hasarın tazmini için kendini paralıyor. Çünkü sigortalının kendisine büyük baskısı var. Hasarcı meslektaşlar poliçeye koşullarına bakıp olumsuz yorumlar yapınca üst yönetim de bu durum karşısında hasar ödenmesin demiş. Lütfen söyleyin sigortacılık zor zanaat değil mi ? Tüm zanaatkar dostlara kolay gelsin.

Yorum yazın