Patlayacağız…

ŞU yazıyı okuduğunuz sırada sigorta sektöründeki 30. yılımı devirmiş olacağım. Sektördeki ilk günüm 2 Eylül 1985. O günden bugüne neredeyse her tarafında bulundum işin. Türkiye’nin yarısını gezdim iş amaçlı. Binlerce kişi ile aynı çatı altında; binlerce iş ortağı ve tedarikçi ile farklı süreçlerde çalıştım. On binlerce müşteri tanıdım. Yüzlerce projede bulundum; içeride, dışarıda her yerde çalıştığım kurumu, sektörümü temsil ettim. Daha iyiyi nasıl yaparız diye kafa patlattım. İdeallerim oldu, bunları yaşatmaya, paylaşmaya ve yaymaya çalıştım. İşin memurluğunu, yöneticiliğini, vizyonerliğini, sivil toplumculuğunu, danışmanlığını, ticaretini yaptım.
Dönüyorum geri. Pişman mıyım? Kesinlikle hayır. Bazı şeyler çok yavaş gelişse de, bazı sorunlar hâlâ çözülememiş olsa da yine de kesinlikle 30 yılı geçirmeye değer bir iş bu.
Çünkü yapılacak çok şey var, çünkü yönünü Batı’ya çevirmiş bir ülkenin çok daha iyi şeyler yapması gerek, ülke yapmasa bile benim çabalamam gerek.
Öte yandan “Hizmetler” konulu her çalışmada girişimcinin iştahını kabartan nüfus bu işin bir sorunu da aslında. Çünkü o nüfusun iyi eğitilmesi, yaşama iyi hazırlanması, her durumda kendi değer yargıları ve beyni ile karar alıp eyleme geçebilecek yetkinlikte olması gerek. Bu 30 yıl boyunca bu konuda da olumlu ve olumsuz gelişmeler oldu.
Yazılım, donanım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler nesnel olarak hoş şeyler olsa da pratikte işin içindeki insan unsurunu daha az önemli hale getirdi. Bu da o insanın kendine bakmasını, kendini geliştirmesini engelledi bir ölçüde.
Bakımsız kalan, gelişmeyen, gelişme gereği hissetmeyen insanlar da gidilen yolda zaman kayıplarına yol açtı. Trafik kazalarının % 80’i, iş kazalarının % 70’i, orman yangınlarının % 85’inin insan nedenli olduğu bir ülkede “Sistemim çok iyi, yazılımım mükemmel, her şeyi görüyor ve izliyorum” demek ne kadar yeterli sizce? Bence “o kadar” yeterli. Bu işin insan gerçeği, insan nitelikleri ve bir yerde insani ilişkilerdeki öznelliği göz ardı edilince de bu 30 yılın sonunda şimdilik “o kadar” iyileşebildik.
Daha dün dergimizin web sitesinde yeni yönetmeliklerin yayımlandığı haberini okudum. Karşılıklar, yükümlülük karşılama oranları vs. Eee sistem çok iyi, yazılımlar prima ama demek ki yolunda gitmeyen bir şeyler var, bunun sorumlusu da donanım ve yazılımlar değil herhalde!
Kabul ediyorum, en azından bu gelişmeleri eskiye kıyasla çok daha zamanında uyaran denetim çarkları işliyor, bir sorunun mevcudiyeti eskiye göre çok daha önce tespit ediliyor filan ama yıl olmuş 2015, hâlâ “trafik primleri yüksek / komisyonlar düşük” tartışmıyor muyuz; bunca trafik kaza ve kusur istatistikleri ortada iken; düşük komisyon takdir edenler ile düşük prime odaklanan müşteri ve aracılar farklı bireyler mi sizce?
Bir diğer tespitim de bu sektörün çalışanları iş hoşnutluğu açısından çok farklı yerlerde bulunuyorlar. Kimi müşteri, diğer sektörler, hatta belki kamuoyu etkisi ile son derece silik ve etkisiz, kimi ise okudukları türlü makaleler, yurtdışı raporları, arkalarındaki sermayedar güveni ile bir o kadar azametli ve gururlu. Aslında ne oyuz, ne de diğeri. Yüzyıldan fazla bir süredir süren bir iş, kimi 3., 4. kuşak olarak bu işi yapan insanlar, şu veya bu şekilde artan sigortalı ve poliçe sayısı gibi olgular dikkate alındığında burada bir işin yapıldığı kesin ve hiç de diğer işlerden aşağıda kalır yanı yok ama öte yandan da bu sektörde bugüne kadar çalışan belki yüz binlerce insan hâlâ bu sektörü ekonominin önemli bir unsuru, tüketicinin vazgeçilmez bir limanı, diğer sektörlerin bilgi ve feyz aldığı bir duruma getiremedi henüz.
1985’te ilk işime girerken çevremdeki büyükler aslında çok teşvik etmedi beni. Ama ne zaman ki tarifeler yıkıldı, yeni şirketler kuruldu o zaman başladı “Sektör patlama yapacak” söylemleri. Neredeyse 25 senedir bekliyorum bu patlamayı. Arada sırada nemli kibrit alevi bir şeyler oluyor ama henüz çarpıcı bir ışık huzmesi yok ortada lakin umutluyum, bir gün göreceğiz o patlamayı…
Görüşmek üzere.

İlginizi Çekebilir

Leave a Reply