İş güvencesizliği nasıl algılanmalı?..
BU yazımda tartışmaya açtığım konu, çalışanların işini kaybetme korkusu veya başka bir tanımla iş güvencesizliği. İş güvencesizliğinin yaygınlaştığı birçok iş alanında, çalışanların iş güvencesizliğini nasıl algıladığı ve bununla nasıl başa çıktıkları çalışma hayatında önemli konulardan birisi haline gelmiştir.
O halde öncelikle iş güvencesizliğinin belirleyici faktörlerini ve sonuçlarını irdelemenin faydalı olacağını düşünüyorum.
İş güvencesizliği, çalışan üzerinde iş kaybı olarak algılanmakta ve bu durum verimlilikleri üzerinde aşırı bir baskı yaratmaktadır. Bunun sonucunda iş kayıpları fazlalaşmaktadır. Böylesine bir ortama maruz kalan çoğu çalışan işini kaybetmek korkusu yaşasa da, işini kaybetmesi söz konusu olmayabilir.
Konunun daha iyi anlaşılması için, iş güvencesizliği için yapılan çeşitli tanımları değerlendirmekte fayda var. Örneğin çalışanlar tarafından algılanan iş güvencesizliğinin başında, iş ile ilgili gelecekte yaşanabilecek belirsizlik durumu gelmektedir. Bir başka tanımda ise, tehdit altındaki bir iş durumunda çalışanın, istenen devamlılığı sürdürmede algılanan güçsüzlük olarak adlandırılmaktadır. Başka bir algılama biçimi, iş güvencesizliğinin sadece işten çıkarılma durumunda oluşmadığıdır. Örneğin, çalışan kendi tercihiyle sahip olduğu işi bıraktığında, kendisine değer yaratan iş özelliklerinden vazgeçmekte ve bundan dolayı kayıp hissi yaşamaktadır. Farklı algılama biçimleriyle anlamlandırılan iş güvencesizliğine özet bir tanım yapmak gerekirse; bir çalışanın istihdamı ile ilgili sahip olduğu değer yargılarının ve inançlarının değişime uğramasıdır diye düşünebiliriz.
Birçok araştırmada iş güvencesizliğinin belirleyicileri olarak; demografik özellikler, pozisyonel özellikler, kişilik özellikleri, çevre ve örgütsel koşullar gelmektedir. Naswall ve De Witte’nin Hollanda, Belçika, İtalya ve İsveç’te yaptıkları araştırmada 2003 çalışan grupların, yaşlandıkça daha fazla iş güvencesizliğini yaşadıkları ve yaş ile iş kaybının tehdit olarak görünmesi arasındaki ilişkinin kuvvetli olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmaların biraz daha derinine inildiğinde, yaşlı çalışanların kıdemlerine bağlı olarak, bulunduğu işlerde daha fazla beceri kazanmakta ve konularında uzmanlaştıkça başka bir yerde istihdam edilmelerinin güçlüğünü yaşamaktadır. Bundan dolayı, sahip oldukları işlerindeki bağımlılık, onlar için bir garanti değil, iş kaybı tehdidinin daha şiddetli yaşandığı bir durumdur.
Araştırmalarda ortaya çıkan bir başka özellik ise, çalışanlar üzerindeki cinsiyet etkisi. İş güvencesizliğinin erkek ve kadınlar üzerindeki etkisi için, erkek çalışanların kadın çalışanlara göre daha fazla iş güvencesizliği yaşayacakları hipotezi araştırılmış, ancak bu durumun sadece Belçika’da belirleyici özellikte olduğu ortaya çıkmıştır. Burada da ortaya çıkan durum kadın çalışanların daha fazla iş güvencesizliği yaşadığı olmuştur. Ülkemizde ise, aile geçimini sağlama sorumluluğunun çoğunlukla erkek çalışanda olduğu algısıyla, tehdidin bu grup üzerinde daha fazla yaşandığı söylenebilir. Bu araştırmada merak edilen bir başka durumun, eş ve çocuk sahibi olmanın iş güvencesizliği üzerindeki etkisinin olup olmadığıdır. Burada da her iki durumun çok da fazla bir ilişkisinin bulunmadığı hatta çalışan bir eşe sahip olmanın iş güvencesizliği açısından olumlu bir belirleyici olduğu ortaya çıkmıştır.
Araştırmalarda, iş güvencesizliğini etkileyen ikinci değişken grup olarak, pozisyonel özellikler ele alınmıştır. Pozisyonel özellikler de kendi içinde ayrıştırılmış ve sosyal statü ile eğitim durumları dikkate alınmıştır. Örneğin sosyal statüleri yani gelir düzeyleri, eğitimleri düşük olan çalışanlar, yüksek statülülere göre daha fazla iş güvencesizliğinin baskısını hissetmektedirler. Yeniden yapılanma süreçlerinde mavi yakalılar, beyaz yakalılara göre iş kaybı riskiyle daha şiddetli karşı karşıya kalmaktadır. Daha düşük kademelerdeki çalışanların, üst düzey gruba göre daha fazla tehdit ile karşılaştıkları görülmektedir. Bu grubun sosyal statüsüne bağlı olarak kendilerini güçsüz olarak hissetmeleri sonucu da ortaya çıkmaktadır. Yaşadıkları bu tehditten kurtulmaları için gerekli olan sosyal ağların zayıflığı da, işe karşı olan güven duygularını zayıflatmaktadır. Aynı şekilde, eğitim seviyesi düşük olanların, istihdam seçeneklerinin kısıtlı olması nedeniyle daha fazla iş güvencesizliği yaşayacağı ileri sürülmektedir.
