Felaket gerçekleşmeden önce sigorta yaptırmak acil bir gereklilik

 Felaket gerçekleşmeden önce sigorta yaptırmak acil bir gereklilik

Unhappy people look at the destroyed house after the earthquake disaster. Despair and tragedy. . High quality Generative AI SSUCv3H4sIAAAAAAAAA41SwZKbMAz9F5/JDJhAsvmVnT0IS0k0i23GNt2mGf97bQMN217KSXqSedJ7egpGcRF4xLZ+k/Vh6KE/NA3hYZCIB+yGrrlehw5JiUogBBKXpm1l83aWdXusZZ2/SgzgWYnLU/A4zj44CGxNaq2EI4PkxCU1EXKwjmFMWayEDxBmTz4/A7QD+WDVZ3mEjkD7wJpK+oCHZuVsSRrZuuvSRZP1HKa7DdYXRIEpPylQ4Zyswa7UYAT9KNHEPwMs1dyHs6FlvgeRLh1XRzTxMosaeUKCcV1CW79n/GWtgVRpYmYPdEsLLiutkrw/M540Tvr5echBrP4T+0hT38ioNPYzxqzlSFAUe0+lz69ATmeuVLLhngfM4eRYsbktiUpuWL3Exob8tjBklRjLoOvaojtJ2Yo/xtw5NblMLeZptICExalVxv506uqzPO012LD+Lwd3+Df5dvim/Q56mbCB55f7K3TeWbxB2ev9OW348dshLWhbH/+9o63Ux2KF5hDK7sWBH0xfL2lijL8BCDZ+40MDAAA=

Günümüzde doğal afetlerin sıklığı ve şiddeti giderek artıyor. Aktif bir deprem bölgesinde yer alan ve sık sık deprem gerçeğiyle karşı karşıya olan ülkemizde depremin her an kapımızda olduğunun farkında olarak harekete geçmek ve risk gerçekleşmeden önce sigorta yaptırmak zorunlu bir hale gelmiş durumda.

Yağmur Ceren KURAL

yagmur@sigortacigazetesi.com.tr

Günümüzde doğal afetlerin sıklığı ve şiddeti giderek artıyor. Dünyanın dört bir yanında yaşanan doğal afetler; depremler, seller, fırtınalar ve yangınlar, insanların hem yaşamlarını hem varlıklarını hem de ülke ekonomisini ciddi şekilde tehdit ediyor. Sigorta, meydana gelebilecek doğal afetlere karşı en büyük güvencelerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

KAHRAMANMARAŞ DEPREMİ EN BÜYÜK FELAKETTİ

Küresel reasürans şirketi Swiss Re’nin 2023’te meydana gelen felaketleri incelediği son Sigma raporuna göre, 2023 yılında meydana gelen doğal afetler 280 milyar dolarlık bir ekonomik kayba yol açtı ve bu zararın 108 milyar doları sigorta tarafından karşılandı. Son 10 yılın ortalamasının (89 milyar dolar) üzerinde olan sigortalı hasar, sigorta bilincinin yaygınlaştığını gösterse de sigorta oranında henüz yeterli seviyeye ulaşılabilmiş değil. Türkiye ve Suriye’de meydana gelen depremler, 2023 yılının en büyük insani felaketi oldu ve yaklaşık 58 bin kişi hayatını kaybetti. Bölgede sigorta penetrasyonunun düşük olduğu vurgulanan raporda, sigortalı kaybın 6.2 milyar dolar olduğu belirtilirken meydana gelen hasarın %90’ının ise sigortasız olduğuna dikkat çekiliyor.

SİGORTALI KAYIPLAR 10 YIL İÇİNDE 2 KAT ARTABİLİR

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) bazında, felaketlerden kaynaklanan sigortalı kaybın son 30 yılda 2 katından fazla arttığı tahmin ediliyor. Meydana gelen olaylar, küresel sigortalı doğal afetlerde yıllık %5-7’lik büyüme eğilimini de ortaya koyuyor. Swiss Re Enstitüsü, sıcaklıkların artması ve ekstrem hava olaylarının daha sık ve yoğun hale gelmesi nedeniyle sigortalı kayıpların önümüzdeki 10 yıl içinde 2 katına çıkabileceğini tahmin ediyor. Bu noktada ise kilit role sahip hafifletme ve uyum tedbirleri doğal afet riskinin azaltılmasında devreye giriyor.

142 DOĞAL AFETLE REKOR SİGORTALI KAYIP

2023’teki sigortalı kayıpların birikiminin ana nedeni ise olay sıklığıydı. 2023 yılında yaşanan 142 doğal afet rekor sigortalı kayba neden oldu. Afetlerin en hızlı büyüyen kategorisi, 1-5 milyar dolar tutarında kayıplara neden olan olaylar olarak tanımlanan ‘orta şiddetli olaylar’ oldu.

Olay sıklığı nedeniyle küresel sigortalı kayıplar (enflasyona göre düzeltilmiş olarak) üst üste dördüncü kez 100 milyar doları aştı ve bu artık standart hale geldi. Bu kaybın özellikle kasırga gibi yüksek oranda kayba neden olacak bir felaket yaşanmamasına rağmen gerçekleşmesi, özellikle yoğun nüfusun bulunduğu ve varlık değerinin yüksek olduğu bir alanda büyük bir afetin gerçekleşmesi durumunda çok daha yüksek kayıplara neden olabileceğini gösteriyor. Örnek verilecek olunursa, 2022’de Batı Florida’da gerçekleşen, Kategori 4 kasırgası olan Ian Kasırgası 60 milyar dolardan fazla zarara yol açmıştı. “Orta şiddetli olaylar” kategorisi içinde şiddetli konvektif fırtınalar (SCS) bulunuyor. Rapor, tropikal siklonlardan sonra, SCS’lerin toplu olarak ikinci en büyük kayıp yaratan tehlike haline geldiğini vurguluyor. 2023’te, SCS’ye kayıtlı kayıpların 64 milyar dolarla yeni bir rekora ulaştığı belirtilen raporda, geçen yılki kayıpların çoğunun (%85) ABD’de gerçekleştiği ifade edilirken, kayıpların şu anda Avrupa’da daha hızlı arttığına dikkat çekiliyor. Son 3 yılda dolu fırtınalarından kaynaklı her biri 5 milyar doların üzerinde olan kayıpların yaşandığı belirtiliyor. Raporda, son 15 yılda ABD’deki SCS’ler kayıplara katkısını ayırdıktan ve enflasyona göre düzelttikten sonra, kayıplardaki büyümenin çoğunun ekonomik büyümeyle ilişkili faktörlerden kaynaklandığı gözlemleniyor. İnşaat sektöründeki maliyet artışları, kayıpları artıran diğer bir faktör olarak karşımıza çıkarken; iklim değişikliği etkilerinin de tehlike ve bölgelere göre değişiklik göstereceği vurgulanıyor. Risk değerlendirmesi ve sigorta primlerinin, hızla değişen risk manzaraları ve kayıp eğilimleri ile uyumlu olması gerektiğine dikkat çekilen raporda, sigorta pazarının işleyişinin, primlerin temel riskle uyumlu olmasını gerektirdiği belirtilirken, kayıpların artmaya devam etmesi durumunda yüksek oranların da tek başına yeterli olmayacağı ifade ediliyor ve yüksek primlerin sigortayı daha az erişilebilir hale getirebileceği vurgulanıyor. Bu nedenle, yapı yönetmeliklerinin uygulanması ve sel koruma barajları gibi adaptasyon önlemlerinin yanı sıra kayıpların boyutunu azaltmak/önlemek için de adaptasyon önlemlerinin gerekliliğine vurgu yapılıyor. Bu önlemler, sigorta sağlamanın maliyetlerini düşürmeye yardımcı olacak ve bu da düşük prim oranlarıyla tüketicilerin sigortaya ulaşmasına fayda sağlayacak.

İklim değişikliğinin etkisinin artmasıyla daha sık ve şiddetli hava olaylarının gerçekleşebileceğini söyleyen Swiss Re Grubu Baş Ekonomisti Jérôme Jean Haegeli, “2023’teki küresel doğal afet kayıpları çok ciddiydi. Bu tablo doğal afetlere karşı savunmasız bölgelerdeki varlık birikiminin yol açtığı 30 yıllık kayıp eğilimini yeniden doğruluyor. Ancak gelecekte iklimle bağlantılı tehlikelerin yoğunlaşması konusunu daha fazla düşünmemiz gerekiyor. Isınan bir gezegenin tetiklediği daha şiddetli fırtınalar ve daha büyük sellerin kayıplara daha fazla katkıda bulunması bekleniyor. Özellikle afet sonrası maliyetlerin artmasına neden olan yüksek enflasyon dikkate alındığında, harekete geçme ihtiyacının ne kadar acil olduğu ortada” açıklamalarında bulundu.

Swiss Re Küresel Müşteriler ve Çözümler CEO’su Moses Ojeisekhoba ise şu ifadeleri kullandı: “İklim değişikliği sonucu hava koşulları kaynaklı oluşan tehlikelerin yoğunlaşması nedeniyle risk değerlendirmesinin ve sigorta primlerinin hızla gelişen risk ortamına ayak uydurması gerekiyor. İleriye baktığımızda kayıp potansiyelini azaltmaya odaklanmalıyız. 2023, kaydedilen en sıcak yıldı ve 2024’ün başlangıcı da aynı şekilde. Mülk sigortasını sürdürülebilir ve uygun fiyatlı tutmak, yalnızca iklim risklerini azaltmak için değil, aynı zamanda daha yoğun hava koşullarının yaşandığı bir dünyaya uyum sağlamak için özel sektörün, kamu sektörünün ve daha geniş anlamda toplumun ortak çabasını gerektiriyor.”

RİSK GERÇEKLEŞMEDEN ÖNCE ÖNLEM ALMALIYIZ

2023 yılı ne yazık ki hem ülkemizde hem de dünya genelinde yıkıcı doğal afetlerin etkisini gösterdiği bir yıl oldu. Birçok doğal afetin meydana geldiği ve bunun sonucunda da ciddi kayıpların yaşandığı 2023 yılında ülkemizde de büyük bir felaket yaşandı. 2023’ün Şubat ayında ülkemizde yaşanan deprem felaketi maalesef ki depremin bu toprakların acı bir gerçeği olduğunu ve her an kapımızda olabileceğini bize gösterdi. Deprem sonrası yaşanan seferberlikle gördük ki sigorta ile yaraların daha hızlı sarılması ve deprem sonrası hayatımızın daha hızlı normale dönebilmesi mümkün. Bu noktada aktif bir deprem bölgesinde yer alan ve sık sık deprem gerçeğiyle karşı karşıya olan ülkemizde depremin her an kapımızda olduğunun farkında olarak harekete geçmek ve risk gerçekleşmeden önce önlem almak zorunlu bir hale gelmiş durumda.

MARMARA DEPREMİNE HAZIR OLUNMASI GEREKLİ

Doğal afetlerin hem sayısının hem de şiddetinin arttığı günümüzde Türkiye’nin en yoğun nüfuslu ve ekonomik olarak en gelişmiş bölgelerinden olan Marmara Bölgesi’nde olası bir depremin gerçekleşmesi de büyük bir tehdit oluşturuyor. Marmara Denizi’nin altından geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı, bölgeyi büyük bir deprem riski altına sokuyor. Özellikle İstanbul, Bursa, İzmit ve diğer büyük şehirlerin bu fay hattı üzerinde olduğunu göz önünde bulundurursak olası bir depremin büyük bir felakete yol açabileceğini söylemek mümkün. Uzmanlar, olası bir Marmara depremine her bakımdan hazır olunması gerektiğini söylüyor.

DEPREM SONRASI ÇOKLU AFET OLABİLİR

Olası bir Marmara depremi gerçekleştiğinde İstanbul’un da ciddi bir şekilde etkileneceğine dikkat çeken Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı ve AFAD Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şükrü Ersoy, olası bir Marmara depreminde İstanbul’da çoklu afetin söz konusu olabileceğini ifade etti. Deniz kıyısında bir şehir olması nedeniyle İstanbul’da tsunami tehlikesinin de var olduğunu vurgulayan Ersoy, şehir yangınlarının da çıkma ihtimali olduğunu belirtti.

MALİ KAYIP 120 MİLYAR LİRAYA ÇIKABİLİR

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) için olası deprem hasar tahminlerini güncelleyen İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi raporuna göre, 7,5 büyüklüğündeki bir depremde İstanbul’daki binaların ortalama %57’sinin hasar görmeyeceği tahmin ediliyor. Binaların ortalama %26’sının hafif, %13’ünün orta, %3’ünün ağır ve %1’inin çok ağır hasar görmesi beklenirken, binalarda oluşacak hasar ise 68 milyar liralık mali kayba yol açacak. Binalardaki elektrik, su, doğalgaz sistemleri gibi diğer hasarlar da eklendiğinde, mali kaybın 120 milyar liraya çıkacağı öngörülüyor. Marmara Bölgesi’nde olası bir depreme karşı alınabilecek önlemler ve hazırlıklar, büyük bir felaketin etkilerini en aza indirmeye yardımcı olabilir. Bu noktada afet yönetimi ve hazırlık konusunda kamuoyunun bilinçlendirilmesi, depreme dayanıklı olmayan yapıların kentsel dönüşümle yenilenmesi, yönetim, sivil toplum kuruluşları ve bireyler arasındaki iş birliği ve koordinasyonun sağlanması büyük bir öneme sahip.

Ülkemizin bir afet ülkesi olduğu gerçeğini kabul etmemiz ve birçok riske maruz olduğumuzun bilinciyle hareket etmemiz gerekiyor. Bu noktada afet gerçekleşmeden önce önlem almanın kaçınılmaz olduğu bu dönemde, sigorta önemli bir güvence olarak karşımıza çıkıyor. Riski önleme ve riski azaltma konusunda toplumu korumaya yardımcı olan sigorta sektörü, meydana gelen afetlerden sonra hayatın hızla normale dönmesinde etkili bir rolde. Son yıllarda sıklaşan ve gittikçe şiddetlenen afetlere karşı sigorta bilincin artması büyük bir önem taşıyor. Acı tecrübeler yaşadığımız afetlerden sonra sigorta farkındalığı artsa da, felaketin üzerinden zaman geçtikten sonra sigorta oranları tekrar azalıyor. Bu tür olaylar yaşamadan bireylerin sigorta konusunda bilinçlenmesi ve varlıklarını güvence altına alması büyük bir önem taşıyor.

MARMARA BÖLGESİ’NDE SİGORTALILIK ORANI %64

7 veya daha büyük bir büyüklükte bir depremin gerçekleşmesi beklenen Marmara Bölgesi’ni inceleyecek olursak; sigortalılık oranı henüz %64,40. 4 milyon 153 bin konutun bulunduğu İstanbul’da 2 milyon 616 bin konut sigortalıyken, 754 bin konutun bulunduğu Bursa’da 440 bin konut Zorunlu Deprem Sigortası’na sahip. 481 bin konutun bulunduğu Kocaeli’de Zorunlu Deprem Sigortalı konut sayısı 329 bin. Diğer illere bakacak olursak; 318 bin konutun bulunduğu Tekirdağ’da 255 bin konut, 377 bin konutun bulunduğu Balıkesir’de 235 bin konut, 240 bin konutun bulunduğu Sakarya’da 196 bin konut, 151 bin konutun bulunduğu Çanakkale’de 97 bin konut, 93 bin konutun bulunduğu Yalova’da 79 bin konut, 111 bin konutun bulunduğu Edirne’de 66 bin konut, 102 bin konutun bulunduğu Kırklareli’de 57 bin konut, 60 bin konutun bulunduğu Bilecik’de 28 bin konut Zorunlu Deprem Sigortası’na sahip.

Türkiye Sigorta Birliği:

Kayıpların en aza indirilmesinde sigorta önemli rolde

“Gelecek yıllarda artan bir ivmeyle devam etmesi beklenen doğal afetlerin sebep olduğu ve olacağı ekonomik kayıpların en aza indirilmesinde sigorta büyük rol oynuyor.”

Doğal afetlerin etkileri hakkında görüşlerini paylaşan Birlik, şu ifadeleri kullandı: “AFAD resmî sitesinde yer alan verilere göre ülkemizin yaklaşık %92’lik kısmı deprem bölgesi içerisinde yer almaktadır, toplam nüfusa oranla ise %95’lik bölüm deprem tehlikesiyle karşı karşıyadır. Organize sanayi bölgeleri, ticarethaneler ile baraj gibi oldukça üst düzey öneme sahip alanların da %90’ından fazlası olası bir depremden etkilenme potansiyeline sahiptir. Jeolojik olarak deprem açısından risk seviyesi yüksek olan ülkemizde ayrıca sel ve heyelan gibi doğal afetlerde de iklim değişikliğine bağlı olarak artış görülmektedir. Doğal afetlerin gerçekleşme sıklıklarındaki yükselişler ve meydana getirdikleri hasarların oran ile büyüklükleri sigorta sektörünü doğrudan etkilemektedir. Doğal afetlerin ne zaman ne şekilde ve ne etki ile geleceği bilinmemektedir. Fakat atılacak adımlar, alınacak aksiyonlar ile afetlerin sektöre ve topluma etkileri indirgenebilecektir. Sigorta sektörü doğal afetlerle ilgili yeni ürünlerin çıkarılmasına, penetrasyonun arttırılması için aksiyonlar alınmasına, sigortalanma ile alakalı farkındalığın/bilincin yaygınlaştırılmasına ve etkin hasar yönetimine olanak sağlayabilmektedir. Finansal açıdan sigorta sektörünü olumsuz yönde etkileyen doğal afetlerin hasar süreçleri de afetin içeriğine göre değişebilmektedir. Heyelan-sel gibi depreme kıyasla daha kısıtlı alanları kapsayan, ancak frekansı daha yüksek hasarlarda süreç geleneksel veya dijital yöntemlerle yürütülebilmektedir. Fakat Kahramanmaraş Depremi’nde olduğu gibi birden fazla ili kapsayan ve yüz binlerce insanı etkileyen hasarlarda süreç yönetimi zorlaşmaktadır. Şirketler bu doğrultuda geliştirdikleri alt yapı ve dijital teknolojilerle hasara dair süreç yönetimini hızlandırabilmektedir. Daha az doküman gerekliliği ile bilginin doğruluğunun teyit edilmesi hasar süreçlerini ayrıca rahatlatan unsurlar olarak değerlendirilmektedir.”

‘RİSK GERÇEKLEŞMEDEN SİGORTA YAPILMALI’

Ülkemizde can ve mal kaybına yol açan en önemli doğal afetin deprem olmakla birlikte son yıllarda iklim değişikliğine bağlı olarak frekansı artan orman yangını ve sel hasarlarının afet sigortalarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gereğini ortaya çıkardığını belirten Birlik, “Bu kapsamda iklim değişiklikleri ile birlikte dünyayı etkisi altına alan ve gelecek yıllarda artan bir ivmeyle devam etmesi beklenen doğal afetlerin sebep olduğu ve olacağı ekonomik kayıpların en aza indirilmesinde sigorta büyük rol oynuyor. Bizi en çok üzen hususlardan biri sigortalanma davranışının ‘risk gerçekleştikten’ sonra ortaya çıkması, ardından ise sürdürülememesi. 6 Şubat depremleri ile sigortalanma talebinde çok hızlı bir artış olsa da bu durum 2 ay sonra sönümlenerek geçen yılın aynı döneminin bile altında kaldı. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu, ayrıca iklim krizi nedeniyle dünyanın pek çok ülkesi gibi yeni afet riskleriyle karşı karşıya olduğunu hiç unutmamalıyız. Doğal afeti, olduğunda hatırlayıp zaman geçtiğinde unutmak, yokmuş gibi davranmaktan kaçınmalıyız. Doğal afetlerde kaybedilen hayatları yerine koyamayız ama zararını azaltmak için toplumsal olarak bilinçlenerek sağlığımızı ve bin bir emekle sahip olduğumuz varlıklarımızı sigorta ile güvence altına alabiliriz. Sektör olarak farkındalığın artması için başta iletişimi güçlü tutarak, topluma mesajlarımızın en doğru kanaldan ulaşabilmesi için yoğun şekilde çalışıyoruz” açıklamalarında bulundu.

“Sadece bulunduğu bölgeyi değil, ülkeyi de ekonomik olarak sarsabilecek şiddette bir afet türü olan deprem, ülkemiz de en sık rastlanan afet türü olarak biliniyor” ifadesini kullanan Birlik, şu şekilde devam etti: “Yaklaştığı düşünülen olası İstanbul depremi de, bulunduğu bölge itibarıyla olduğu kadar, ekonomik ve siyasi açıdan da en riskli alan olarak değerlendirilmekte. Özellikle Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşan ekonomik yapı ve teminat anlamında deprem ve depreme bağlı kâr kaybı sigortası sektörümüzün başlıca doğal afet riskinin deprem olduğunu net bir şekilde göstermektedir. İstanbul merkezli bir depremin olması durumunda, yaklaşık olarak 90-120 milyar dolar tutarında ekonomik kayıp olacağı tahmin edilmekte ve bu kaybın yaklaşık 25-30 milyar dolarının ise sigorta sektörümüz tarafından karşılaşacağını öngörüyoruz. Ancak geçmiş ile günümüzdeki durumu karşılaştırdığımızda Zorunlu Deprem Sigortası ile sigortalılık bilincinin giderek arttığını görmekteyiz. DASK’ın hem ulusal hem de yerel ölçeklerde bilinçlendirme projeleri doğrultusunda da, durumun geçmişe oranla çok daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki, sektörümüzdeki her şirketimizin bu konudaki diğer çalışmaları, bölge bazlı bilinçlendirmeyi teşvikleri, sosyal medya paylaşımları da artarak devam edecektir. Reasürans anlamında ise, sigorta şirketlerimiz tüm dünya ülkelerinden sağlamakta oldukları reasürans anlaşmaları sayesinde üzerlerindeki riski bir çok reasürans şirketine devretmekte ve kendi konservasyonlarını da hasar fazlası anlaşmalar ile ayrıca korumaktadırlar.”

Milli Re Genel Müdür Yardımcısı Kaan Acun:

Sektörümüz olası İstanbul depremine hazırlık anlamında bir çaba içerisinde

“Kahramanmaraş Depremi sonrası eksikliklerini gören sektör, olası İstanbul depremi için planlama içerisine girdi. Sektörümüz olası İstanbul depremine hazırlık anlamında bir çaba içerisindedir.”

Dünya genelinde iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan olumsuz gelişmelerin ülkemizde de görüldüğünü ve doğal afetlerin frekans ve şiddetinde kaydedilen artış nedeniyle oluşan hasarların sigorta sektörünü de olumsuz etkilediğini ifade eden Milli Re Genel Müdür Yardımcısı Kaan Acun, “Türkiye açısından bakıldığında deprem riski ülkemizin bir gerçeği olarak her zaman önemini korumaktadır. Ancak son yıllarda farklı bölgelerde meydana gelen sel felaketleri de bu konuda ülke ve sektör olarak hazırlıklı olmamızı gerektirmektedir. İklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetlerin frekans ve şiddetini artıracağı açıktır. Bu yüzden, sel kümüllerinin takibi ve sel haritalarının oluşturulması sektörümüz adına önemlidir. Buna ilaveten, poliçe fiyat ve şartlarının belirlenmesi sırasında söz konusu riskin uygun bir şekilde değerlendirilmesi de önem arz etmektedir. Son yıllarda özellikle şehirleşme ve sanayileşme alanında kaydedilen büyüme bu tür hava olaylarının neden olacağı zararın büyüklüğünü de artıracak olup sektör olarak bu riske karşı hazırlıklı olunması gerekmektedir” dedi.

‘SİGORTA PENETRASYONU GELİŞTİRİLMELİ’

Gerek bireyler gerekse iş dünyası için önem taşıyan sigorta sektörünün ehemmiyetinin daha çok hasardan sonra anlaşıldığını belirten Acun, “Ekonominin gelişimine önemli bir katkısı bulunan sektörümüzün sadece hasar ile birlikte akıllara gelmesi hem ülke kaynaklarının hem de bireysel tasarrufların verimli kullanılmamasına yol açmaktadır. Bu durumdan hareketle, sigorta farkındalığının artırılması ve penetrasyonun geliştirilmesi öncelikle ele alınması gereken unsurlar olmaktadır. Bu kapsamda, her yıl kutlanan Sigortacılık Haftası’nın önemli bir etkinlik olduğu düşünülmektedir. Buna ilave olarak, sigorta bilincinin küçük yaşlarda oluşturulmasını teminen Milli Eğitim Bakanlığı ile bir yol haritası üzerinde çalışılması katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu.

Kahramanmaraş Depremi’nin yaşanmasının beklenen İstanbul depremi öncesinde ülke ve sektör adına acı bir tecrübe olduğunu kaydeden Acun, “Penetrasyon düşüklüğünün yanında, bazı sigortalıların poliçelerin detaylarına hakim olmaması, eksik sigorta uygulamalarının bulunması ve hasar süreçlerinde sıkıntıların ortaya çıkması zorlu bir süreç yaşanmasına neden olmuştur. Sektörümüz hızlı bir şekilde aksiyon alarak sigortalıların yanında olmaya gayret etmiş ve üst düzey bir hizmet sunma çabası içerisinde olmuştur. Yaşanan deprem sonrası eksikliklerini gören sektör oyuncuları, olası İstanbul depremi için bu eksikliklerini giderme anlamında planlama içerisine girdi. Sektörümüz olası İstanbul depremine hazırlık anlamında bir çaba içerisindedir. Öncelikle, beklenen depremin etkileyeceği bölgelerdeki kümüller kontrol altına alınmaya başlanmış ve yeterli reasürans koruması temini için modelleme çalışmaları farklı senaryo analizleri ile gözden geçirilmiştir. Ancak hâlihazırda sigorta sektörünün ve daha genel anlamda ülkemizin olası İstanbul depremine tam olarak hazır olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Bu yönde çalışmalar sürdürülmekte olup söz konusu çalışmaların sektör oyuncularının, kamu otoritesinin ve sigortalıların dahil olduğu kapsamlı bir yol haritası çerçevesinde gerçekleştirilmesi faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı.

Quick Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Serdar Karayel:

Sektör önleyici sigortacılık etrafında birleşmeli

“Sektör olarak önleyici sigortacılık etrafında birleşmeli ve deneyimlerimizi müşterilerimiz ile paylaşarak bilinçlenmeyi teşvik etmeliyiz.”

Günümüzde tüm dünyanın gündeminde olan iklim değişikliği ve sebep olduğu doğal afetlerin sayısındaki artış ve bunların yarattığı kayıpların önemli sorunlara yol açtığını vurgulayan Quick Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Serdar Karayel, “İklim değişikliğiyle mücadelede riski önleme ve riski azaltma konusunda sigorta sektörü önemli bir role sahip. Toplumda risk bilincinin oluşması ve farkındalığın artmasında da önemi büyük. İklim değişikliğinin yarattığı etkilere sigorta sektörünün kalkan görevini üstlendiğini, iklim kaynaklı gerçekleşen afetler sonucu meydana gelebilecek kayıpların önüne geçebilmek için de önemli bir güvence olduğunu unutmamalıyız. Sigorta sektörü ekonomik sürdürülebilirliğin en önemli aktörlerinin başında geliyor” açıklamalarında bulundu.

‘REASÜRANS MALİYETLERİNİ ARTIRIYOR’

Dünyada doğal afetlerdeki artışın, reasürans maliyetlerinde de ciddi yükselişe neden olduğunu kaydeden Karayel, “Afetlerdeki bu artış trendi ile birlikte 2023’te Kahramanmaraş’ta yaşanan deprem, sektör olarak reasürans maliyetlerimize ilave bir maliyet etkisi yarattı. Tüm bu gelişmeler, sigortalıların sigortaya erişimini daha pahalı hale getiriyor maalesef. Hatta bazı bölgelerde sigortaya erişimin, teminat bulmanın sigortalılar açısından ekstra zorlaştığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle İstanbul ve çevresinde sigortacılar cephesinde risk seçiciliğinin belirginleştiği ve arttığını, maliyetlerin diğer bölgelere kıyasla birkaç kat daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu ortama hem sigortalılar hem de sigortacılar alışmak durumunda. Dolayısıyla sektörün ve dolaylı olarak sigortalıların doğal afetlerden minimum düzeyde etkilenmesi için penetrasyonun artması şart” açıklamalarında bulundu. Küresel ısınma, iklim değişikliği ve bunun sonucu oluşan doğal afetlerin sigorta sektörünü direkt etkileyen bir konu olduğunu söyleyen Karayel, “Sigortanın olmadığı, erişemediği bir alan, mecra ve sektör yok. Sektör olarak önleyici sigortacılık etrafında birleşmeli ve tüm deneyimlerimizi müşterilerimiz ile paylaşarak bilinçlenmeyi teşvik etmeliyiz. Çevreci yaklaşımlar ve yatırımları sektör olarak desteklemeli ve teşvik edici politikalar izlemeliyiz. Mesela emisyonu düşük araçlar için farklı tarife uygulamak, çevreci yatırımlar yapan endüstri şirketlerine özel kapsamlar ve ürünler sağlamak gibi birçok teşvik edici uygulamalar yaygınlaşmalı” dedi.

Karayel, sözlerine şu şekilde devam etti: “Ülkemizde her deprem sonrası, DASK poliçelerine olan talep ciddi bir artış gösteriyor fakat Zorunlu Deprem Sigortası’nın yaptırılmadığı veya yenilenmediği durumlarda herhangi bir yaptırım olmaması, sigorta yaptırmayı keyfi hale getiriyor bir yandan. Ev alımlarında tapuda, ev kiralama durumlarında ve elektrik, doğalgaz işlemlerinde deprem sigortası zorunlu olsa da, bu tür uygulamalar %100 penetrasyonu sağlamada yetersiz kalıyor. Ne yazık ki, Türkiye’de sigorta bilinci istenilen seviyede değil. Küresel reasürans endüstrisinin uzun yıllardan beri Türkiye’deki en büyük endişesi deprem. Türkiye dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alıyor. Son yaşadığımız Maraş Depremi’nden örnek verecek olursak maddi hasar 103 milyar dolar seviyesindeydi. Buna karşın sektöre maliyeti 5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. %5 civarı bir sigortalı hasar oranı gerçekleşti. Dünya ortalamalarını düşünürsek bu çok düşük bir oran. Maraş Depremi’nde sigortalılık seviyesi çok daha yüksek olsa bu tablo bambaşka olacaktı. Olası Marmara depremi içinse tablo daha da karmaşık aslında. Marmara bölgesinde beklenen İstanbul depremi Türkiye’nin nüfusuna, üretimine ve ekonomisine önemli etki getirecek. Deprem nedeniyle sadece DASK’ın değil; hayat, konut, iş yeri, kasko sigortaları başta olmak üzere deprem teminatı sunan tüm branşlarda tazminat ödemesi yapılacak. Sigortalılık oranının %65’ler ile en yüksek olduğu bölge olan Marmara Bölgesi’nde, İstanbul depreminde hasarın %25’inin sigorta tarafından karşılanacağını öngörülüyor. Sektör, hem teknik karşılıklar hem de modellemeler sonucunda alınan reasürans kapasiteleri olarak, olası tazminatların karşılanmasında mali açıdan gerekliliklerini sağlamış durumda. Uzmanların tahminleri doğrultusunda etkinin büyüklüğünü düşünecek olursak deprem sonrası hizmette aksama olmaması için gereken teknik altyapı çalışmaları da yapılıyor. Zaten Kahramanmaraş Depremi’nden sonra da deprem gibi katastrofik riskler ile ilgili yapılan ve kapasite ihtiyaçlarını belirleyen modellemeler ve reasürans korumaları gündeme oturmuştu. Sektörün tüm paydaşlarında beklenen Marmara depreminde sektör kapasitelerinin yeterliliği konusunda ciddi bir farkındalık oluştu.”

 

Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Ali Ercan Kösoğlu:

Yaşanan doğal afetler sigorta ürünlerindeki maliyetleri de artırıyor

“Doğal afetlerin sektörümüzü etkilediği önemli husus, sigorta ürünlerindeki maliyetlerde ortaya çıkan artışlar. Sigorta şirketleri ile devlet destekli sigorta ürünlerinin artırılması önem arz etmektedir.”

Doğal afetlerin nerede, ne zaman, ne şekilde ve ne tarzda ortaya çıkabileceği kesin olarak tahmin edilemeyen deprem-volkanik aktiviteler, sel, heyelan, kasırga ve diğer jeolojik olaylardan kaynaklandığını belirten Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Ali Ercan Kösoğlu, “Ülkemiz başta deprem gibi yıkıcı afet olmak üzere birçok doğa ve insan kaynaklı afetlere maruz kalmaktadır. Doğal afetlerin sigorta sektörümüzü etkilediği en önemli unsur, iç ve dış sermayenin verimliliğini azaltarak gelir–gider dengesini negatif yönde etkilemesidir. Doğal afet maliyetlerinin büyük boyutlara ulaşması nedeni ile devlet desteği önem arz etmekte olup ülkemizde bu yönde devlet ve sigorta sektörü iş birliği ile negatif etkiyi azaltıcı sistemler oluşturulmuştur. Doğal afetlerin sektörümüzü etkilediği diğer önemli husus, sigorta ürünlerindeki maliyetlerde ortaya çıkan artışlar. Bu çerçevede sigorta şirketleri ile devlet destekli sigorta ürünlerinin artırılması önem arz etmektedir. Aksi halde primlerde ortaya çıkan bu tür artışlar, sigorta penetrasyonunun dolayısı ile yürürlükte olan poliçe sayılarının düşmesine neden olacaktır” diye konuştu.

Sigorta sektörü olarak sigorta farkındalığının artması için alınması gereken aksiyonlara da değinen Kösoğlu, şöyle sıraladı:

“Amaca uygun poliçe düzenlenmesi: Düzenlenen poliçelerin kapsamının ve bir bütün içinde sigortaya olan ihtiyacın çok iyi anlatılması.

Poliçe muafiyet ve koasürans bilgilerinin verilmesi: Tüm poliçeler için geçerli olmasına karşın doğal afetler ile ilgili poliçelere derç edilen bu detaylar sigortalının eline geçecek olan tazminat tutarlarında büyük farklılığa yol açtığı için sigortalılara çok iyi anlatılması gerekmektedir.

Bölgesel risk yönetimleri: Ülkemizde karşı karşıya kaldığımız doğal afetler ile ilgili bölgesel risk alanlarının dikkate alınarak mikro ve makro düzeyde planlamaların yapılarak ortaya çıkacak ekonomik sıkıntıların önüne geçilmiş olunacaktır.”

‘BİNALARIN YAPI VE ZEMİN ÖZELLİĞİ İRDELENMELİ’

Olası Marmara depremi ile ilgili de görüşlerini paylaşan Kösoğlu, “Marmara depreminin etkileyebileceği il, ilçe, mahallelerimizi depreme dayanıklı hale getirebilmek için tüm imkânlarımızı seferber ettirmemiz gerekirken fay kırılımı konusu ile ilgili haberler daha fazla önem arz ediyor. Rant sağlayabilecek il ve ilçelerde ortaya çıkan kentsel dönüşüm dışında diğer il ve ilçelerdeki yapı stoğunun güvenli duruma getirilmesine yönelik çalışmalar çok yavaş ilerlemektedir. Kahramanmaraş Depremi sonrasında yıkılan veya kullanılamaz duruma gelen birçok binanın yapım yıllarına baktığımızda 2020 ve sonrası yıllarda inşa edilen birçok bina tespit edilmiştir. Bu durumu göz önüne aldığımızda olası Marmara depremi için zaman, devamlı aleyhimize çalışıyor. Olası bir deprem anında binaların yıkımına veya sağlam kalmasına neden olacak en önemli faktörlerden ikisi olan binaların yapısal özelliği ile zemin özelliğinin irdelenmesi yönünde uluslararası firmalar ile çalışmaya başlamamız gerekiyor. Bu çalışmaya istinaden konut, ticari ve sinai tesislerine ait binaların hasarlanma olasılıklarına bakıp ivedilikle ne yapmamız gerektiğinin tespit edilmesi gerekiyor. Sektör olarak dikkate almamız gereken en önemli diğer konu, sigorta şirketlerimizin deprem kümüllerini hesaplayarak buna göre reasürans anlaşmalarının imzalanıp olası tazminat tutarlarının rahatlıkla sigortalılarımıza ödemelerin yapılabilmesidir” dedi.

İlginizi Çekebilir