Ayaklar suya erince

Ayaklar suya erince

“Bir yaz daha geçti, Hiçbir şey anlamadan. Oysa yapacak ne çok şey vardı ve ne kadar az zaman…” diyor Murathan Mungan. Yaz geçti, bahar geçti kış geçti, derken bakıyorsunuz ki hayat geçmiş; gerçekten hiçbir şey, ama hiçbir şey anlamadan. Sonunda ayakları suya eriyor insanın. Özellikle oyunun sonuna yaklaştığını anlayıp aklı başına geldiğinde…

Satrançta oyun bitince şahla piyonun aynı kutuya konulduğu gerçeğini göremiyor insan. Oysa bir hayat boyu çalışıp mal, mülk, mevkii sahibi olmak dışında yapılacak o kadar şey var ki; ama hayat gailesi üstün geliyor, insan kendisi için yapacağı şeyler için zamanın daraldığını çok geç fark ediyor.

Hâlbuki hayatımız her şeyden daha değerli. Ancak belli bir yaştan sonra idrak edebiliyoruz böyle olduğunu. Kendimiz için yapılacak çok şey olduğunu ve ne kadar az zaman kaldığını, çok geç de olsa anlıyoruz sonunda.

Yetmişli yaşlarımdan sonra kafama dank etti, artık benim de ayaklarım suya erdi; kendim için yapamadıklarımı, gittikçe daralan zaman içinde yapma cesaretini gösterebildim. Dedim ya “ayaklarım suya erdi” diye. “Ayakların suya ermesi” güzel bir deyim; insanın hatalarını veya bir işin gerçeğini anlayıp aklının başına gelmesini, gafletten uyanıp durumu kavramasını ifade ediyor.

Deyim, uyurgezerlikten kaynaklanmış. Eskiden uyurgezerlerin uykuda yürürken düşmemeleri için yataklarının etrafına su dolu leğenler konulurmuş; ayağı suya değince irkilip uyansın diye. Bir nevi alarm sistemi yani… Sonuç; kişinin gerçekleri görmesi.

Ben de bundan sonra kendim ve ailem için yapılacak şeyleri yapmaya, yapamadıklarımı da hayal etmek için zaman ayırmaya karar verdim. Artan yapılacak işlerle, azalan zaman arasındaki ters orantıyı düşünerek, uygulamayı Bodrum seyahati ile başlattık.

Deniz benim öncelikli tercihim. Deyime bire bir uyalım diye sadece ayaklarımızı değil, bütün vücudumuzu Ege’nin tuzlu ve serin sularına bırakarak, önce tenimizi sonra ruhumuzu dinlendirmeye çalıştık.

Denizin tuzunu, kokusunu, esintisini iyice özlemişim. Denizin tuzu mayonuzun oturak yerine bir değsin, artık sizin için kurtuluş yok demektir. Tatil üç hafta sürdü, bu süre içinde hiç duş almak istemedi canım, denizin tuzu bütün vücuduma nüfus etsin diye… Aynen tuza yatırılmış sardalye gibi.

Yakıcı güneşi de inkâr etmeyelim; saygım büyük ama ne yalan söyleyeyim mümkün olduğunca kaçındım yakan ışınlarından. Çok sıcak. Yerini akşamüstü esen imbata devrettim. İmbat Ege Denizi’nde akşam saatlerinde esen serin bir meltem. Rahatlatıyor insanı.

Bu kısa süre içinde yapılması gereken çok şeyden bir kısmını yapabilme imkânını zorlattık. Denize girdik bolca, akşam imbatında soğuk bir bira okuduğumuz kitaplara eşlik etti. Ben kendi adıma üç tane deniz romanı bitirdim.

Ege’de incire “yemiş” derler. Karaincir’de hem tazesini hem de yeni mahsul kurusunu yedik. Bir tirhandilin güvertesine adım atıp, dümen tutamadık ama bu da yeter; daha ne olsun?

Şimdilik bu kadarını yapabildik yapılacak işlerden; yapamadıklarımızı da hayal etmek üzere döndük İstanbul’a sonunda. Olsun, hayal etmek de güzel. Ayaklarımız suya erdi artık.

Yorum yazın