Teknoloji sardı 4-1 yanımı
GEÇEN ayki yazımda paylaştığım ve Endüstri 4.0 kavramının artık bir şey ifade etmediği yönündeki fikirlerim, yazımı okuyan birkaç arkadaşım arasında tartışmaya sebep oldu. Endüstri 4.0’ı fazla hafife almakla suçlandığım merkezli tartışmaların sonunda tabii ki ne ben onları ne de onlar beni ikna edebildi. Hemfikir olamayışımızdaki temel etken Endüstri 4.0’ın yarattığı algı ya da neyi sembolize ettiği yönündeki farklı bakış açılarımız.
Öncelikle şirketlerin dijitalleşmesi meselesi gitgide altı boş bir kavram haline geliyor. Dijitalleşme ölçütünü internet sitesi yapmak, online şube açmak ya da hadi mobil uygulama yapalım noktasına taşıma kadarıyla yorumlayan şirketlerin dijitalleşme ile ilgili öğrenmesi gereken ilk şey bilgi ekonomisini keşfetmek ve teknolojinin bilgiyi nasıl kullandığı noktasındaki çözümleri şirket kültürü haline getirmek.
Sigorta sektörüne ilk başladığım yıllardan bugüne -ki aşağı yukarı 15 yıl- gördüklerim ile çok rahat söyleyebilirim ki sigorta sistemimizin bilgi ekonomisi ile tanışması için kat etmesi gereken çok yol var. Dünya çapında 4 trilyon dolarlık bir ekonomiyi yöneten sigorta ekosistemi (ki bu dünya çapındaki gelirlerin %6’sına yakın bir oran) bilgi ekonomisi ve onun teknoloji entegrasyonları konusunda önü en açık pazarlardan biri. Nesnelerin interneti, yapay zeka, Blockchain gibi teknolojiler sektörün işleyişini ve ekonomik modelini yıkıcı düzeyde değiştirmeyi vaat ederken, mevcut sigorta yönetimlerinin konuyu hâlâ bir dönüşümün parçası olarak görmesi aşırı kolaycı bir tutum.
Reasürans şirketleri ile tüketicilerin tüm süreci doğrudan yönetebileceği günlerden de, yatırım sahipleri ile risk sahiplerinin doğrudan takasa girebileceği son noktadan da belki de sadece 50 yıl uzaklıktayız.
Geçenlerde Twitter’da gördüğüm bir paylaşımın çok da doğru bir şekilde tespit ettiği üzere sosyal medya, geleneksel medya anlayışını nasıl yıkıcı bir düzeyde değiştirdi ise, Blockchain de başta finans endüstrisi olmak üzere birçok sektörü yerle bir edecek fırsatlar barındırıyor.
Artık kurumları değil daha çok ihtiyaçları düşüneceğimiz bir yüz yılın arifesindeyken, bankacılık ihtiyaçlarımızın azalmadığı ama bankaya olan ihtiyacımızın ortadan kalktığı bir döneme giriyoruz.
3. taraf güven organizasyonu ihtiyacını ortadan kaldıran bu teknoloji konuyu ciddiye almayanlar için bir yok oluş meselesi. Tıpkı nesnelerin interneti gerçeğini halen iş modellerine yedirememiş ya da herhangi bir sürecine yapay zeka çözümleri üretememiş şirketlerin hazin sonu gibi.
Bilgi ekonomisinin zorladığı ve teknolojik kabiliyetlerle hayal limitleri koymayan yeni iş modelleri yaratan bu dünya doğal olarak yeni bir persona da yarattı.
On Demand Nesli 2015 sonu itibarıyla 22.5 milyon insan, toplamda 58 milyar dolarlık bir on demand ekonomisi yarattı. Peki bilmeyenler için nedir bu on demand ekonomi. En basit tarifiyle Ensek İş Gücü talebi diyebiliriz. İstek bazlı ekonomiyi esnek iş gücüyle bir araya getiren ve teknolojik imkanlarla hızlı erişim sağlayan bir ekonomik model. Uber, AirBnB, Udemy, BiTaksi, Yemeksepeti, vs. vs. O an bir şey istediniz ve size istediğinizi anında sağlayacak birilerini bulmanız artık çok kolay.
Yumurta-tavuk meselesine dönen ve başlangıçta teknolojik imkanlar ile kurulan girişimlerin yeni bir ekonomik model vaat etmesiyle başlayan bu düzen artık daha fazlasını talep eden deneyim odaklı bir ekonomik nesil yarattı. Müşteri odaklı olmak yetmiyor artık çünkü müşteri dediğiniz topyekün bir kitle değil, her biri farklı deneyimleri olan ve bu deneyimlerini IOT cihazlar ile dataya dönüştüren ve buna göre de kendileri farklı davranış modelleri talep eden bir müşteri tipi.
Sözün özü, bugün koltuklarında, iyi model arabalar ile ve hâlâ milyon dolarlık ekonomileri yöneten business suit abiler mi, yoksa bir kahve dükkanında kahvesini yudumlarken fikrini hayata geçiren şortlu gençler mi geleceğe hükmedecek? Karar sizin!
ali@botudio.com
