Deprem gibi sigorta da gerçeğimiz
Deprem bir Türkiye gerçeği. Geçtiğimiz hafta Bodrum ve Datça’da yaşanan deprem bu gerçeği bize yine hatırlattı. Türkiye gibi deprem kuşağında yer alan bölgelerde depremle mücadelenin en önemli unsurları depreme dayanıklı binalar ve deprem sigortasıyla teminat altına alınmış konutlardır. 17 Ağustos 1999 depremi öncesinde Türkiye’de yalnızca 500 bin civarında deprem teminatlı konut varken, söz konusu deprem sonrasında kurulan DASK’la birlikte bugün bu sayının 8 milyona yaklaşmış olması aslında bu gerçeği zamanla ne ölçüde idrak ettiğimizin çok somut bir göstergesi. DASK verilerine göre, yürürlükteki deprem sigortası poliçelerinin dağılımında sigortalı konut oranının en yüksek olduğu bölge Marmara Bölgesi (yüzde 55). Marmara Bölgesi’ni, yüzde 43 ile İç Anadolu, yüzde 42 ile Ege, yüzde 38 ile Akdeniz, yüzde 36 ile Karadeniz, yüzde 34 ile Doğu Anadolu ve yüzde 31 ile Güney Doğu Anadolu bölgeleri takip ediyor. İstanbul’da sigortalılık oranı yüzde 55 civarında. Marmara Bölgesi’nde sigortalı konut sayısında Yalova yüzde 73’lük bir oranla ilk sırada yer alıyor. Yalova’yı Tekirdağ, Sakarya, Çanakkale, Kocaeli takip ediyor. Geçmişte Erzincan ve Van gibi büyük depremlerin yaşandığı illerimizin bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi’nde, sigortalı konut sayısında Bingöl, Erzincan, Ardahan ve İğdır ilk sıraları paylaşıyor. Karadeniz Bölgesi’nde geçmişte yıkıcı bir deprem yaşayan Düzce ise yüzde 83’ü aşan bir sigortalılık oranına sahip ve bu oranla Türkiye’nin en bilinçli kenti durumunda.
Sigorta alışkanlığı yaygınlaşmalı
DASK verilerine göre söz konusu havuz kurulduğundan bu yana 22.237 dosya için 173 milyon TL ödeme yapıldığı görülüyor. 2011 yılında meydana gelen Van depreminde, hasar gören sigortalı ev sahiplerine toplam 122 milyon TL ödeme yapılırken, Van’da tüm konutlar sigortalı olsaydı ödenecek toplam sigorta tazminatının çok daha yüksek olacağının unutulmaması gerekiyor. Bu bakımdan, sigorta alışkanlığının yaygınlaşması, maddi kayıpların hızlı ve doğru bir şekilde telafi edilmesi bakımından vazgeçilmez bir durum. Bu veriler umut verici.
Fakat bu oranların artması ve sigortalı olanların da ısrarla bu ürüne olan sahipliğinin sürmesi gerekiyor. Bir yerlerde deprem oldukça hatırlanmamak. Aynı şekilde devlete de önemli görevler düşüyor. Öncelikle hasar veren her afet sonrasında devlet büyüklerinin yaraların sarılacağını söylemesi sigorta kavramının varlığına ters bir olgu. Bir devlet büyüğümüz çıkıp, “DASK’ımzı yapmayı unutmayın” dese ne güzel olur…
Çünkü deprem ülkemizin bir gerçeği ise, sigorta da o gerçeğin karşısındaki en büyük güvencedir… Şunu unutmamamız gerekiyor. Bazı şeylerin değerleri ancak kaybedildiği zaman anlaşılıyor. Dolayısıyla, başta kendimiz ve aile fertlerimizi, evimizi, işyerimizi kısaca tüm varlıklarımızı imkanlarımız ölçüsünde sigorta güvencesi altına almamız gerekir diye düşünüyorum…
